Geleceğimize Doğru; Düşünelim O Zaman…

0
48

Zaman yavaşlar mı? Asla yavaşlamaz. Benimki de bir varsayım işte o kadar. Bir gençlik giderken, gelen gençlik yerimizi doldurur mu korkusundayım. Çalışmadan bir şeylerimiz olsun diyen kuşaklar sardı her yanımızı. Gençler öfkeli ve kızgın. Nedensiz kendi kendilerine bir düşünce içerisindeler.

Rahatlığa alışmış bir kuşakla yaşamak gerçekten çok zor. Türkiye’nin çağ atlaması mı suçlu sayılan?.. Ufacık bir çocuğun elinde son teknoloji bir telefon! Konuşuyor ne konuştuğunu bilmeden. Elleri o kadar maharetli ki Oyunların son versiyonları parmak uçlarında. Telefon tuşlarını çok seri kullanıyorlar. Değme daktilo ustalarına taş çıkarırcasına seriler.

Bir de ev haline bir bakalım. Beş tabak, iki bardak için bulaşık makinesi devrede. Üç beş parça bez parçası çamaşır makinesinde. Elektrik süpürgelerinin maharetleri değişti. Mutfak robotları, akıllı fırınlar kullanıcıların emrinde. Yataklar ortopedik vücuda göre esnemeli. Geriye daha ne kaldı bilmiyorum.

Bildiğim tek şey; insanlar oturduğu yerde hizmete alıştılar. Hal böyleyken, akşam eve geldiğinde ev hanımının dırdırları tükenmez. ‘Belim, ayağım vücudum dayak yemiş gibi ağrıyor’ yakınmaları insanı çıldırtıyor.

Önümüzdeki zamanda bakalım daha neler olacak. Oturan bir kuşağın oturduğu yerde ölümü gerçekleşecek. Mücadele yok. Hırs yok. Ne desen de hepsi boş. Tarlada ki enayi mi? O da bir zaman sonra toprağı bellemeyi bırakıp keyfine bakacak. Ne yiyecek ne içecekler şimdilik sır. Bir hap acaba yirmi dört saat tok mu tutacak insanı. Ufacık bir hapla bir ömür geçer mi belki de geçer. Belki büyük bir savaş sonunda milyonlarca kişi ölecek. Kıyametin gelişi bu yönde olabilir. Veya Covid-19.

Gerçi Coronavirüs belasından bir türlü kurtulamadık. Hükümet ne önlemler alırsa alsın yaranamıyor. Kaideler ortada ama bir nemelazımcılık almış başını gidiyor. Herkeste gizli bir ölüm korkusu var. Yeniden çocukluğumuz öncesi yaşanan devirler özlemlerimiz.

Ericsson: “Teknoloji daha insancıl hale gelecek” - Marketing Türkiye

Açlık ve sefaletle yaşamı, Allah kimseye nasip etmesin. Suriye misali önümüzde! Yunanistan kaşınıyor. Başımıza bir bela!

Son yıllarda Türkiye spor konusunda da bayağı gerilerde! Çoğu branşlarda sporcu sıkıntısı var. Süper lig sporcularının geneli ithal! Seksen küsur nüfusumuz var ama branşlarda yetişmiş sporcularımız yok. Amatör sporlarımızda, şeref kürsüsünü bırakın ilk on dereceye giren sporcular yok. Nasıl olsun ki? Çocuk çocukluğunu teknolojilerle geçiriyor. Beş yaşında geçiyor bilgisayarın başına. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar her sporun oyununu orada oynuyor. Tek yorduğu yer bedeni değil beyni. Okul yaşına geldiğinde ise pısırık bir kuşağın temellerinde bocalıyor. Ders ve elektronik onun dünyası. Nerede kaldı spor saati?

Akşamları ise kızlı erkekli partiler, ha-ha ki-ki’ler gırla gidiyor. Karşımızda şaşaalı sorumsuz gençlik! Uyusun da büyüsün benim çocuğum. Yirmili otuzlu yaşlarda yine karşımızda beş yaşında çocuk! Evlense de çocuk evlenmese de çocuk. Türkiye sporda başarısızmış. Olsun ne yapalım hiç önemi yok. Uyuyan ve uyuşuk zaman geçiren nesillerle beraberiz ya. Sporcu olsalar ne olur olmazlar ne olur.

Nüfus hızla artıyor. Çalışma düzenleri de artık yavaşlıyor. Parasız yaşamın getirileri karşılarına çıktığında, çektikleri eyvahlar zamanı bir daha asla geri getirmediği gibi, uykudan uyandıklarında iş işten çoktan geçmiş olacak.

İçinde bulunduğumuz zaman gelecekteki zamana göre yine biraz iyi sayılır. Nasıl yapalım da şu zamanı biraz durdurabilelim. Ne yazık ki bu zaman hiç durmayacak. Hızla sona doğru gidişin acı alametlerini bugünden görüp, geleceğe doğru nasıl gidebiliriz diye derin hesaplar yapmalıyız. Yapabilirsek, belki bazı konularda kurtuluşu yakalayabiliriz.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here