Geleceği Kim Yazıyor? Kazananlar ve Seyredenler

0
1

Dr. Öğretim Üyesi ‘necmi cemal’…

Dünyada sessiz ama çok büyük bir değişim yaşanıyor. Birçok insan günlük hayatın telaşı içinde fark etmese de, geleceğin dengeleri yeniden kuruluyor. Dün güçlü olanla yarın güçlü olacak olan artık aynı değil.

Bir zamanlar ülkelerin gücü; sahip oldukları petrol, doğal gaz, madenler ya da askeri kapasite ile ölçülürdü. Bugün ise yeni bir çağın içindeyiz. Artık yazılım üretenler, çip geliştirenler, veriyi yönetenler, enerjiyi depolayanlar, teknolojiyi tasarlayanlar ve bilgiyi ürüne dönüştürebilenler öne çıkıyor.

Dünya yeni bir yarışın içinde. Ve bu yarışta ülkeler giderek iki gruba ayrılıyor: Geleceği yazanlar… Geleceği seyredenler…

Son günlerde sıkça duyduğumuz bir cümle var: “Türkiye’nin girişimcilik sorunu para değil.” Bu cümlenin doğru tarafları var. Çünkü para tek başına başarı üretmez. Bir fikri olmayanın elindeki sermaye de zamanla tükenir. Ancak eksik kalan tarafları da vardır. Çünkü fikir de tek başına yeterli değildir. Dünyanın en parlak fikri bile; bilgiyle, disiplinle, çalışmayla, doğru ekiple, cesaretle ve sermaye ile buluşmadığında çoğu zaman bir çekmecede unutulur.

Gerçek başarı; fikrin, emeğin, bilimin ve sermayenin aynı hedefe yürümesiyle ortaya çıkar. Aslında mesele girişimcilikten çok daha büyüktür. Mesele bir şirketin başarısı değil, bir ülkenin geleceğidir. Çünkü ülkeleri değiştiren şey yalnızca teknoloji değildir. Teknolojiyi üreten insanlardır. İnsanları yetiştiren eğitimdir. Eğitimi güçlü kılan ise vizyondur. Her büyük dönüşümün merkezinde insan vardır.

Bugün Çin’i konuşuyoruz. Amerika’yı konuşuyoruz. Güney Kore’yi konuşuyoruz. Onları güçlü yapan yalnızca fabrikaları değildir. Yalnızca şirketleri de değildir. Asıl güçleri; çocuklarına kurdukları hayallerde, gençlerine açtıkları fırsatlarda, bilime ayırdıkları kaynaklarda, üretime gösterdikleri saygıda ve gelecek için gösterebildikleri sabırdadır.

Çünkü gelecek bir gecede kurulmaz. Gelecek; nesiller boyunca taş üstüne taş koyanların eseridir. Bir ülkenin kaderi bazen bir sınıfta değişir. Bir öğretmenin kurduğu cümlede… Bir laboratuvarda yapılan deneyde… Bir mühendisin çizdiği projede… Bir girişimcinin aldığı riskte… Bir ustanın yetiştirdiği çırakta… Bir annenin ya da babanın evladına verdiği değerde… Gelecek çoğu zaman büyük kürsülerde değil, küçük emeklerin içinde büyür.

Bugün üniversite sıralarında oturan bir genç; yarının enerji teknolojisini geliştirebilir, yarının yapay zekâ şirketini kurabilir, yarının küresel markasını oluşturabilir, yarının ihracat rekorunu kırabilir. Fakat bunun için yalnızca hayal yetmez. Çalışmak gerekir. Araştırmak gerekir. Üretmek gerekir. Sabretmek gerekir. Ve en önemlisi; vazgeçmemek gerekir.

Çünkü geleceği yazanlar; araştıranlar, öğrenenler, üretenler, yanılanlar, yeniden deneyenler ve sonunda oyunun kurallarını belirleyenlerdir. Bugün yapay zekâyı geliştirenler oyunu kuruyor. Enerjiyi yönetenler oyunu kuruyor. Çipleri tasarlayanlar oyunu kuruyor. Veriyi yönetenler oyunu kuruyor. Dünyanın yeni ekonomisini şekillendirenler oyunu kuruyor. Diğerleri ise onların kurduğu sistemin içinde yer bulmaya çalışıyor.

Bu nedenle asıl soru artık ne kadar tükettiğimiz değildir. Ne kadar ürettiğimizdir. Ne kadar konuştuğumuz değildir. Ne kadar geliştirdiğimizdir. Ne kadar istediğimiz değildir. Ne kadar inşa ettiğimizdir. Çünkü bir milletin yeraltındaki zenginliği madenleridir; asıl serveti ise yetiştirdiği insanlardır. Bir milletin gerçek gücü sahip olduğu kaynaklar değil; o kaynaklara kattığı akıldır.

Bir şehrin geleceği betonla değil; insan kalitesiyle yükselir. Bir ülkenin geleceği ise çocuklarına ve gençlerine verdiği değer kadar büyür. Bu nedenle geleceği konuşurken yalnızca ekonomiyi değil; eğitimi, bilimi, üretimi, ahlakı, liyakati, şehirleri, üniversiteleri, sanayiyi ve insanı birlikte konuşmak zorundayız.

Çünkü kalkınma yalnızca rakamlarla değil, yetişmiş insanla mümkündür. Tarih bize açık bir gerçeği göstermektedir: Gelecek bekleyenlerin değildir. Gelecek şikâyet edenlerin değildir. Gelecek mazeret üretenlerin değildir. Gelecek; öğrenenlerin, üretenlerin, geliştirenlerin, sorumluluk alanların ve toplumuna değer katanların olacaktır.

Ve şimdi soru yeniden karşımızda duruyor: Biz geleceği yazanlardan mı olacağız, yoksa yazılanı okuyanlardan mı? Çünkü gelecek kimse tarafından hediye edilmez. Gelecek, onu inşa edenlerin olur. Ve gelecek; hayal kurmaya cesaret edenlerin, çalışmaktan vazgeçmeyenlerin, insana yatırım yapanların, şehrine sahip çıkanların, ülkesine değer katanların olacaktır.

Bugünden yarına uzanan bütün köprüler, önce bir insanın zihninde kurulur. O köprüyü kurabilen toplumlar yükselir. Kuramayanlar ise başkalarının inşa ettiği yolları kullanmakla yetinir. Tercih bizimdir. Seyredenlerden mi olacağız? Yoksa geleceği yazanlardan mı?

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here