Futbolda Ciddiyet ve Rekabet (5)

0
45

Değerli okurlarım, övüleceğimiz yerde tevazu gösteren bir milletiz. Buna gerek yok. Neden gerçeklere itibar etmiyoruz onu anlayamıyorum. Kısa süre öncesine kadar; bu federasyona güvenilmez, bu federasyonun disiplin ve tahkim kurullarına güvenilmez diyenler, yazanlar, çizenler sizler değil miydiniz? Bu federasyonun nasıl ve niçin kurulduğunu, başkanın Beşiktaş başkanlığı sırasında yaptıkları yüzünden o takımı ne hallere düşürdüğünü ve nasıl cezalar aldırdığını anlata-anlata, federasyon başkanlığına karşı çıkan ve devamlı “İstifa et” diyenler sizler değimliydiniz?

Şimdi çıkmış, UEFA’ya, “Bu federasyona ve kararlarına güven” nasıl dersiniz. Bu işin bir ciddiyeti olmalı değil mi? hem suçlu, hem de güçlü derler ya. Onun gibi bir şey… Sporumuzda keşmekeşlik, çirkin bir düzen almış başını gidiyor. Üstelik sporumuzun bir de bakanı var. Hatırlayacaksınız Akdeniz Olimpiyatlarında hanımına madalya taktıran kişi. Orayı boş verelim.

Bakanı olduğu gibi, sporumuzun kanunları da var. 6222 ve 6250 sayılı kanunlar, onların emrettiği yönetmelik ve sporumuzun disiplin talimatları ortada iken, savcıların, federasyonların, genel müdürlük disiplin kurulunun “Gelişmeleri nasıl seyrettikleri de meydanda…” Kin ve nefret tohumlarını, sporumuzdaki bekalarının ve koltukta kalma gibi hastalığı olanlara bu aksaklıkları güç veriyor. Böylesine suni güçlenenler sporumuzu yönetmeye devam ederlerse, şiddet, tribün terörü ve diğerleri nasıl önlenecek.

Sözde, bir çark dönüyor ve bu çarkın turlarından kimler nemalanıyor. Bazı sporcu komisyoncuları, bazı teknik adamlar, birçok yönetici bu çarktan besleniyor. Sporun bütün olumsuzlukları giderek güçleniyor. Bu düzenden gelen insanların yönettiği federasyonlar, anlatmaya çalıştığım tabloya çare olamaz ve de yalpalayarak dönen bu çark sporumuzu kirletmeye devam eder. Yukarıda sözünü atiğim 6222/6250 sayılı kanunlar, şiddet ve ırkçılık, şike, doping gibi diğer evrensel spor suçlarını önlemek için mi çıkartılmıştır, yoksa paspas edilmek için mi?

Kuvvetler ayrımından, federasyonların özerkliğinden söz etmenin de bir anlamı yok şu anda. Çünkü Anayasada da, Kanunlarımızda da bu tabloya gereken müdahalenin yapılmasına yeşil ışık yakacak çok hükümler ve maddeler var. Yani çıkarılan kanunlar hava… Havada kalıyor. Spor yapılırken, ülkenin ve ülke insanının huzurunu, yaşam standardını ters yönde etkileyecek iğrenç ve tehlikeli tabloyu ortadan kaldıracak her hareket ve her adım hükümetimizin en önemli görevi olmalıdır diye düşünüyorum.

Başbakan kalkıp “beş yıl Avrupa’ya gitmezsek N’olur?” derse bu iş buraya kadar. Başka bir şey söylenemez. Hükümetin tüm icraatları oy uğruna. Yeter ki namaz kıl! Daha sonra ne yaparsan yap, sorun yok ama namazını kaçırmayacaksın ve herkesin göreceği açık alanlarda kılacaksın. Daha sonra ne yaparsan yap. Sorun yok. Böyle diye-diye değiştim nutukları ata-ata bugünlere geldik. Bunun sonu N’olacak? Yapanın kesesine mi kalacak? Gezi Parkı direnişini kimse göz ardı etmesin. Önemli mesajlar verildi. O mesajı herkes aldı da, sadece Kasımpaşalı bir arkadaşım var, o nedense alamamış, tarihte bir Kazıkçı Kara Bekir vardı. En büyük özelliği insanları kazığa oturturmuş. O da yaşamıyor artık!

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here