Futbolda Ciddiyet ve Rekabet (2)

0
29

Değerli okurlarım, futbol, bıraktığınız gibi durmayan, süratli değişkenlik arz eden ve aynı zamanda yüksek temaşa zevki olan bir oyundur. Çok eskiden duymuş ve birkaç kez de yazmıştım. Futbol için, fukara spor ya da yoksulların sporu da denilirdi. Nasıl denilmesin ki eksiği var, fazlası yok. Tamamen doğru. Anlatırsam sizler de inanacak ve futbolun asaletine bak siyeceksiniz. Böyle düşüneceğinizden kesinlikle eminim.

Futbol için, en zor olanı geniş bir alan bulabilmek… Diğerleri kolay! Kale direkleri yerine iki büyük taş koyardık. Taş bulamazsak ceketlerimizi ya da kazaklarımızı koyardık. Top oynamak isteyenler de dilediğiniz kadar. Hakeme gelince, bizden yaşça büyük bir ağabeyimize rica ederdik, zaten bizi kırmazlardı. İşte futbol bu kadar ucuz ve çapulcu işi!

Bu makalemizde, fazla derinlere dalmadan, şike, doping, teşvik primi gibi futbolu karartan yaklaşımlardan söz edeceğim. Aslında bunlardan ilk kez söz ediyor değilim. Zamanlamayı iyi yaparak, arada bir gündeminize getirmekte yarar görüyorum. Geçenlerde okurlarımdan bazıları: “-Öcal Hocam, fanatizm nasıl oluşuyor?” demişti. Bilinen bir şey ama biz yine de yanıtlamak ve okurlarımın kafalarındaki sorular zail olsun istiyoruz…

Günümüzde futbol çok önemli bir hadise! Birkaç erkek bir araya geldiğinde, hoş beşten sonra futbol konuşulmaya başlanıyor. Futbolcuların isimlerini, sistemlerini biliyorlar. Bir spor adamı kadar bilgileri var. İnsanlar küçük yaşta bir futbol takımının sempatizanı oluyor ve giderek koyulaşıyor ve koyu bir taraftar oluyor. Biz buna günümüzde “fanatik” diyoruz. Bu fanatiklik durumu şaka, alay ve meydan okumaktan başlayıp, adam öldürme durumuna kadar varabiliyor.

Bu işin daha da tehlikelisi, futbol bir oyun olmasına oyun da bu oyuna küçük yaşlarda başlayan futbol takımı aidiyetinin, futbol dışına da kayması ve hayata karşı bir tavır haline dönüşmesi. Ülkemizdeki tartışmaların sertliği ve düşüncenin fanatizme dönüşmesinde takım tutma alışkanlığının boyut kazanmış olması çok etkili oluyor diye düşünüyorum. Bu konu da, çok az kişi, arayan, soran, soru soran bir beynin çabaları ile düşünüyor. Konu ile ilgili çelişkiye düşen, tereddütlere kapılan, kendi kendine “Acaba mı?” diye soran, vicdan muhasebesi yapan ve temel sorulara cevaplar arayan insan sayısı çok az.

Çoğunluk, bin futbol takımı tutar gibi gençliğinde bir düşünceye, bir çevreye, bir ideolojiye yamanıyor ve sonra dünyayı hep bu pencereden yorumlamaya çalışıyor. Yani yüzde yüz haklılıklar, yüzde yüz haksızlıklar söz konusu. Oysa hayat hiç de böyle bir şey değil!

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here