Futbolda Ciddiyet ve Rekabet (1)

0
27

Değerli okurlarım, günümüz insanlarına “Futbol” isminde bir miras kalmış. Öyle bir miras ki nereden ne zaman kimden intikal ettiği belli değil. Sadece futbolun atalarından deniliyor ve bizlerde öylece kabul ediyoruz. Öyle bir miras ki, herkese yetiyor ve artıyor bile… Sevenlerini mutsuz da ediyor ama anında mutlu da edebiliyor! Onun sırtından kazanan hep kazanmıyor, kaybeden de hep kaybetmiyor. Futbolun ecdatları nur içinde yatsınlar ya, onlara bu ilham nereden gelmiş hala merak konusu…

Futbol bu kadar güzelliklerle doluyken, sevenlerini koruyup kollarken, bizler de ona teşekkür yerine, elimizden gelen en büyük kötülüğü yapmaktan geri durmuyoruz. Elimizden ne gelirse, hiç düşünmeden… Halk arasında bazı ifadeler sık-sık gündeme geldiğinden alışkanlık haline geldi, başka bir ifade ile bağışıklık kazanıldı. Çevremize baktığımızda bunu daha net daha belirgin görebiliyoruz.

Sporda siyaset, Futbolda rekabet! Futbol takımı tutmanın tehlikeleri ancak, futbola göbekten bağlı olduğumuzdan, o alışkanlıklar, bağışıklıklar bizi fazlaca enterese etmiyor. Dünlerde de böyleydi. Bir zamanlar söylendiği gibi, günümüzde bile kesintisiz ve aynen söyleniyor. Dilimizden hiç düşmez, yeri yersiz devamlı söyleriz.

“Aman spora siyaset karıştırmayalım!” İyi deriz, güzel deriz de, bu işi nedense hiçbir zaman beceremeyiz. Aslında, böyle düşünmekte bir anormallik yoktur. Zaten var diyen de olmadı. Bir ülkenin başbakanı; Futbol federasyonu başkanını seçim yerine atamayla hallederse, futbolla ilgili bazı maddelerin değişmesinde etkili olursa, şike konusunda, “beş yıl Avrupa’ya gitmeyiz” yürekliliğini gösterirse, durup dururken millete babalık (!) yapmaya kalkarsa, “Tek adamlık” için fırsat kollayıp, altyapısıyla uğraşırsa… Bu olumsuzlukları çoğaltmak mümkün ve Türk futbolunu ciddiyetten uzaklaştırdığı gibi, rekabet ortamını da yer ile yeksen ediyor.

Çocukluğumuzda, büyüklerimiz sorarlardı; “Büyüyünce hangi mesleği seçeceksiniz?” ya da “Ne olacaksınız?” O zaman hiç birimiz (bizim kuşaktan söz ediyorum) futbolculuktan söz etmezdik nedense. O dönemde bile İstanbul’un üç büyükleri vardı, hayranlık duyduğumuz futbolcular da bulunmaktaydı.

Buna rağmen, “Büyüyünce futbolcu olacağım” şeklinde bir düşüncemiz yoktu. Bunu düşünmek bile yürek isteyen bir hadiseydi. Daracık sokaklarda, gazete karton ne bulursak büküp buruşturup, yorgan ipliğiyle bağlayıp kendi imalatımız haline gelene topumuzla oynama şansımız bile çok azdı. Akşamları şikâyetçiler kuyruğa girerlerdi.

Bizden öncekilere saygılıyız ama bizim kuşakta rekabeti olmayan, oyun ve spor olanağı çok az ve hatta yok da denilebilir. İşte öylesine yoksul ortamlarda yetişip bugünlere geldik. Çok iyi hatırlıyorum ki, o zamanlarda bile futbol okulu yoktu ama her mahallenin Kuran Kursu mevcuttu.

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here