Engelliler Haftası

0
316

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah?  Bu hafta engeliler haftası dikkatleri  bir nebze olsun engeliler üzerine çekmek  için kabul edilen hafta. Engellilerin yaşadığı sorunlara dikkat çekmek için  aslında 3 Aralık Dünya Engelliler Günü olarak kabul edilmiş, Türkiye’de ise  10-16 Mayıs da Türkiye Sakatlar Haftası olarak ilan edilmiş. Peki, ama  engelli ne demektir?

Engelli, doğuştan veya sonradan meydana gelen hastalıklar, eksiklikler ya da fazlalıklar ya da işlev görmeyen uzuvların bulunduğu kişidir. (vücudun görsel/işlevsel/zihinsel/ruhsal farklılıkları) öne sürülerek, toplumsal/yönetsel tutum ve tercihler sonucu yaşamın birçok alanında kısıtlanan, engellerle karşılaşan kişi demektir. Peki, ama  halk arasında sakatlık denen şeyle  engelli denen şey aynı mı? Aslında her biri ayrı anlamlar taşımaktadır; ancak toplum hepsini aynı anlamda kabul edip kullanmakta. Biraz nette araştırma yaparak öğrendiğim farklılıkları paylaşmak isterim.

‘Sakat’ kelimesi vücudunda hasta veya eksik bir uzuv/organ olma halini (yani fizyoanatomik bir durumu) ifade ederken, ‘engelli’ kavramı, günlük yaşama dair temel (eğitim, ulaşım, erişim vb) planlamalar yapılırken (herkesin göz önüne alınmaması sonucu) sakatların mağdur duruma düşürülmesini ifade eder. Bir başka ifadeyle, herkesin kolayca yararlandığı (Negatif) haklardan (toplu ulaşım, eğitim, kamu binalarından/hizmetlerinden vb.) yararlanamama durumunda sakatlığın değil, engellenmiş ligin/engelleyenin sorun sallaştırılması için ‘engelli’ kavramı yaratılmıştır.

Günümüz sosyal bilimlerinde konuyla ilgili iki temel bakış açısı vardır. Bunlardan biri Medikal Model, diğeri ise Sosyal Model’dir.

Medikal Model, ‘sakatlığı olan bireye’ ya da sakat kişinin yaşantısına değil, ‘sakatlığa’ odaklanır. Yani sakatlığı daha en baştan sorun olarak ele alır ve sakatlığı düzeltmeye çalışır. Sosyal Model’de ise sakatlık hali ikinci plana itilerek, ‘çevresel, fiziksel, mekânsal koşullar toplumsal tutumlarla birlikte bireyi engelli kılmaktadır’ denir. Yani Sosyal Model sakatlığı değil, engellenme halini sorun sallaştırır ve o hali düzeltmeye çalışır. Bir anlamıyla Sosyal Model, Medikal Model’in antitezi gibidir.

Engellilerin engelsiz yaşama taleplerinin artması ve toplumun giderek bilinçlenmesine paralel olarak toplum hayatına katılmalarını kolaylaştıracak kanun, yönetmelik ve kurumlar çoğalıp gelişmektedir. Türkiye Sakatlar Derneği toplumu bilinçlendirmek ve bilgilendirmek üzere çalışan başlıca kuruluştur, sakat haklarına yönelik kanunların yürürlüğe girmesinde önemli rolü olmuştur. Bu kanunlardan bazıları şunlardır:

-İş Kanunu, orta boy işletmelere, engelli işçilere uygun iş verme zorunluluğu getirir;

-İl Özel İdaresi Kanunu, özürlülerin oy kullanmasına yönelik kolaylıkları düzenler;

-25369 sayılı yönetmelik, işyeri bina ve eklentilerinde alınacak sağlık ve güvenlik önlemlerini belirtir.

-Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu; 2000 yılında kurulan ve bedensel engelli insanları spor ile tanıştırmayı amaçlayan federasyondur. TBESF çatısı altında 12 spor branşı bulunmaktadır. Yelken ve oturarak voleybol hariç 10 branşta spor faaliyetleri yapılmaktadır.

Ve sevgili okuyucularım.  Hepimiz sakatlanmak ya da engelli adayıyız. Bu yüzden hiçbir zaman karşımızda, kim olursa olsun onun davranışlarını engellemeye çalışmayalım. Bizler şimdilerde, kocaman bir hapishanede hem engellenmiş hem de eli kolu bağlı hissederek yaşıyoruz. Yasaktır, ayıptır, günahtır, diye diye diye kendimizi bağlıyoruz, kendi hapishanemizi kendimiz hazırlıyoruz. Ve herkes bağını yanında taşıyor; Bağlayanda biziz, bağı taşıyanda. Bu yüzden kabahat kimsenin değil. Ve bedensel sorunumuz olmamasına rağmen öyleymiş gibi yaşıyoruz ya…

O kadar çok güzel ve özel  bedenen   eksik  ama o eksiklerini hiç hissettirmeyen  arkadaşlarım ve tanıdıklarım var ki onları tanımaktan onur duyduğum ve onlardan bir sürü şey öğrendiğimiz. Hiçbir zaman unutamamalı en kötü engellilik, engeli olmadan engeli olanlarımızdır…

Gerçek engelli pek çok insan, gerekli desteğin sağlanması sayesinde topluma değerli katkılarda bulunmuştur. Örneğin ABD başkanı Franklin D. Roosvelt, ünlü fizikçi  Stephan Hawking, sesi her daim kulaklarımda olan  müzisyen gözleri görmeyen ama yüreği açık  harika ses  Stevie Vondor. Ve yine en az onun kadar değerli hatta daha çok  sevgili Edip Akbayram. Asla onun engelli olduğunun ayrımında olmadık. Ve daha birçok sanatçı, bilim adamı, düşünür, yazarçizer var engelli doğup engel tanımayan.

Ve şimdilik sağlık ve sevgiyle kalalım sevgili okuyucularım, engelsiz bir dünyada  ayrım gayrımsız hep birlikte. Yase

& & & & & &

Fedakâr Kadın

Bir zamanlar, şiddetli bir kış sonucunda, kentin yakınındaki göl buz tutmuş. Halk, donmuş gölün üzerinde büyük bir eğlence düzenlemeye karar vermiş.

Yaşlı, genç, kadın, erkek herkes şehri terk edip gölün üzerinde toplanmışlar. Biri kızağa biniyor, birisi kayak kayıyor, kurulan çadırlardan coşkun bir müzik ve kahkahalar yükseliyormuş. Gençler sevinçle sıçrayıp oynuyor, yaşlılar da bu eğlenceli manzarayı seyrediyormuş.

Şehirde ise, sadece yaşlı ve fakir bir kadıncağız kalmış. Hasta olduğu için devamlı yatakta yatıyor, ayaklarını kullanamıyormuş. Evinin penceresinden, buz tutmuş gölü ve oyun oynayan neşeli insanları seyrediyormuş. Akşama doğru ufka bakarken küçücük beyaz bir bulutun belirdiğini görüp, müthiş bir korkuya kapılmış. Yeni evlendiği günleri hatırlamış birden. Eşiyle gölün üzerinde gezerlerken, yine böyle bir bulut görmüş, çok geçmeden de korkunç bir fırtına ile birlikte buzlar kırılmış. Kötürüm kalması da ondanmış. Ne yazık ki kocasını da o kazada kaybetmiş.

Yaşlı kadın; “Yine öyle olacak!” diye düşünmüş. Alabildiğine bağırmaya başlamış, ama sesini kimse duymuyormuş. Bulut gittikçe büyüyüp kararıyor, kadın ise çaresiz bir şekilde kendi kendine konuşuyormuş; “Fırtınanın çıkmasına az bir zaman kaldı.” Diyormuş. “Fırtına ile birlikte oluşacak dalgalar buzları kırıp, herkesi suya gömecek….”

Bütün gücünü toplayan kadın, elleri üzerinde sürünerek yataktan yere inmeyi başarmış. Sobadan çıkardığı bir parça ateşle yatağını tutuşturmuş. Sonra da sürüne sürüne, güç bela evden dışarı çıkmış.

Küçücük evi bir anda alevler sarınca, buzun üzerinde oynayanlar evin kime ait olduğunu hemen anlamışlar. Sakat kadını kurtarmak için herkes koşuşturmaya başlamış. Bu arada göğü siyah bulutlar tamamen kaplayıp, rüzgar çıkmış. Buz çatlayıp, sallanmaya başlamış. Yaşlı kadını kurtarmak için, en son kişi de sahile varınca, gökyüzü yırtılır gibi olmuş. Fırtına ile birlikte dev dalgalar gölü örtmüş, buzlar kırılmış. Ama, hiç kimseye bir şey olmamış.

Hasta ve sakat kadın, bütün varını yoğunu ateşe vererek, şehir halkını kaçınılmaz bir ölümden böylece kurtarmış.

Günün Şiiri

Ben Özürlüysem Sen Nesin?

Bakıp ta görmeyen kişi

Ben özürlüysem sen nesin?

Çomak sokmak olan işi(!)

Ben özürlüysem sen nesin?

Çok haklısın, görmez gözüm

Sana da benzemez yüzüm

Ama aydınlıktır özüm

Ben özürlüysem sen nesin?

Marifet gözde, kaşta mı?

Aşk sevgide mi aşta mı?

Akıl yaşta mı, başta mı?

Ben özürlüysem sen nesin?

Maşallah Allah korusun

Kimden miras boyun posun

Bana özürlü diyorsun

Ben özürlüysem sen nesin?

Ürettin de almadım mı?

Yazdın da okumadım mı?

Seni bile sevmedim mi?

Ben özürlüysem sen nesin?

Halil; sakın deme tekim

Yaradan en büyük hâkim

Seni, beni halk eden kim?

Ben özürlüysem sen nesin?

Halil MANUŞ

Hayat Herkese Güzel

Gücünüz yerindeyse,
Sağlıklıysa başınız,
Bir sakat görürseniz,
Sevgiyle yaklaşınız.

İnan kimse istemez,
Eksik olsun bir yeri.
Sağlamsan yavrum şükret,
Değerlendir günleri.

Özürlü kardeşlerim,
Asla üzülmeyiniz.
Hayat herkese güzel,
Bizlerse sizinleyiz.

Mehmet ŞAHİN

Sen Özürlü Olsaydın

Kader sana ansızın indirseydi tokadı
Ömrünün baharında sararıp ta solsaydın
Bir anda uçup gitse dizlerinin takatı
Böyle mi düşünürdün sen özürlü olsaydın

Tanrım sana bu güzel elleri vermeseydi
Masmavi gökyüzünü gözlerin görmeseydi
Dünyada olanlara aklın hiç ermeseydi
Böyle mi düşünürdün sen özürlü olsaydın

Candan sevdiğin biri bu hale düşse idi
Belki sana bir ibret belki bir hisse idi
Felek sana müebbet bir ceza kesse idi
Böyle mi düşünürdün sen özürlü olsaydın

Kutsaldır özürlüye vereceğin her emek
Ona nasılsın deyip yüzüne gülümsemek
İnsana yakışır mı ondan bana ne demek
Böyle mi düşünürdün sen özürlü olsaydın

Neden hor görüyorsun tanrı verdiği canı
Belki onunda vardır senden üstün bir yanı
Asla dilemem ama Allah korusun hani
Böyle mi düşünürdün sen özürlü olsaydın

Gelin bu insanlara artık sahip çıkalım
Çevresine örülmüş duvarları yıkalım
Vicdanına danışıp bir hesap yap bakalım
Böyle mi düşünürdün sen özürlü olsaydın

İbrahim YAVUZ

Günün Fıkrası

Kibir Yok

Nasrettin Hoca’ya yapılan şakalar tükenip bitmezdi. Akşehirliler bir gün Hoca’ya takılır ve sorarlar; “Hocam senin evliyalar katında ulu bir kişi olduğun söylenir. Aslı var mıdır?”

Hocanın böyle bir iddiası elbette yoktur ama bir kere soruldu ya cevaplar: “Herhalde öyle olmalı.”

Bunu duyan bir kişi hemen söylenmeye başlar: “Böyle kişiler zaman zaman mucizeler göstererek bu özelliklerini herkese kanıtlar. Hocam madem kabullendin, göster bir mucize görelim.”

Hoca: “Pekala size şimdi bir numara yapalım” der. Karşısında duran ulu çınara: “Ey ulu çınar çabuk yanıma gel” der.

Tabii ne gelen ağaç var ne de giden… Hoca yürümeye başlar ve ağacın yanına varır. Akşehir’liler “Ne oldu hocam ağacı getiremedin kendin yanına gittin” diyerek gülünce Hoca: “Bizde kibir yoktur. Dağ yürümezse Abdal yürür” der.

Günün Sözü

“Ne oldum” değil “Ne olacağım” de.

En büyük engellilik, engel koymaktır.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here