Dünya Kadın Emekçiler Günü

0
53

Günaydın sevgili nasılsınız bu sabah? Kadınlara yönelik şiddettin akıl almaz boyutlara ulaştığı bu günlerde, kadınlar gününü kutlamak biraz komik geliyor doğrusu bendenize. Kadının yüreğini, sözlerinle kır, sinirleri ile oyna, yetmedi döv, yetmedi yarala, yetmedi  öldür, o da yetmedi  parçala sonra “günün kutlu olsun” de. Bugün ve haftayı doğrusu kendi üzerime almıyorum. Kabul etmiyorum da. Öyle çiçek, gül dağıtımını falanda çok abuk buluyorum doğrusu. Birkaç kadının, gönlü birkaç dakikalığına hoş olacak  ya diğerleri?” Ah şu göstermelik dünya… Gerçekten çok sıkıntılı olmaya başladın ya. Yalnızca kadın olduğumuz için, birde azıcık albenimiz var ise, onun içinde dünyayı bize dar edenlerin günümüzü kutlaması biraz komik birazda takkiyeden başka bir şey değildir. Yani bendeniz böyle düşünüyorum. Ama her şeye rağmen kadınlar gününde hediye almaktan hoşlanalar ve gününün kutlanmasını isteyenlere saygımız sonsuzdur.

Ve bizde günlerini haftalarını kutluyoruz canı yürekten tabi ki. Ve düşünüyorum da dünya kadınlar günü ya da aslında dünya emekçi kadınlar günü 8 Mart 1857 tarihinde ABD tarihinde 40.000 dokuma işçisinin daha iyi koşullarda çalışmak için başlattıkları grevde işçilerin fabrikada mahsur kalmaları ve 129 kadının ölmesinden sonra alınmış bir karar. Bu kararla kadınların sosyal, siyasal ve ekonomi bilincinin geliştirilip haklarına sahip çıkması ve başarılarının kutlanması hedeflenmiş. Ancak şimdilerde kadının “adı” yok değil emeği. Belki kadın dünya kurulduğundan beri bu kadar aşağılanmamıştır bu kadar horlanmamış  bu kadar yıpratılmamıştır.

Ve sevgili okuyucularım, yeni romanıma başladım. Bir kadının hayatını anlatan… Bunun  için araştırma yaparken, karşılaştığım manzaralar, duyduklarım ki bu yaşıma geldim asla ve katha böyle şeyler duymadım, görmedim, bilmiyorum. Sanki yeni yetme bir genç kızım ve duyduklarımdan dehşet içindeyim. Kadına yönelik şiddetin nasılda ince, ince ama iğrenççe, alçakça, vahşice yapıldığını ve dışarıdan görülmediğini duydukça gördükçe insanlığımdan iğrendim, üzüldüm mideme taşlar doldu sanki. Bu romanı nasıl bitiririm hastanelik olmadan diye düşünmeye başladım ve hatta kaç defalar vazgeçtim yazmaktan! Ancak her şeye rağmen yazmak istiyorum. Kadına yönelik şiddetin yalnızca erkeler tarafından değil bizzat kadınlar tarafından nasıl acımasızca uygulandığını herkesin okuması lazım diye düşünüyorum.

Ve biz aslında kadınlar ve kadın emekçilerin günü kutlanıyor diyoruz değil mi? Ancak kadınlar hiç çalışmadan, emek vermeden bile sırf kadın oldukları için zaten doğuştan ağır işçilerdir. Ve hiçbir ağır iş onları  acımasızca aşağılamaktan, kullanmaktan ve kırıp incitmekten daha ağır değildir. Bu yüzden onların günü kutlayacağınıza, yalnızca onlara  normal insan muamelesi edin kendisine ve kendinize, haklarınıza ve kendisine saygıda kusur etmeyin  ve azıcık normal insan olmaya bakın diye düşünüyorum ve kadına yönelik, erkeğe yönelik, doğaya ve hayvanlara yönelik, şiddet uygulayıcılarını kınıyorum! Hatta lanetliyorum!!

Doğuştan nahif ancak bir o kadar da potansiyel ağır işçi olan kadınların günlerini kutluyorum, belki hoşlarına gider diye. Ben denizin hoşuna gitmemesine rağmen… Ve onlara dik durmalarını her koşulda öneriyorum, eğilmesinler, bükülmesinler, haklarına ve kendilerine sahip  çıksınlar. Ancak hiçbir zaman, inceliklerini nahif duruşlarını, kibarlık ve sevecenliklerini esirgemeden…

Ve sevgili okuyucularım, sağlık ve sevgiyle kalalım şimdi her zamankinden daha çok bir arada ve el ele  her türlü şiddete ayrıma gayrıma inat. Yase

Not: Sevgili okuyucularım kitaplarım yazımlı yazarken geldi. Pazartesi gününden itibaren Işık Kitapevi’nden temin edebilirsiniz. Ve bendeniz Perşembe günü  gazetem  İskenderun Gazetesinde sizlerle buluşmak ve kitabımı tanıtmak için bulunacağım. Saat 15’le 18 arası sizleri gazete idaresinde bekliyorum.

Günün Şiiri

Anneme ve bütün annelere
Nasıl hatırlamam anacığım nasıl?
Kaç geceler bana ninni söylerdi,
Hasta olunca oydu başucumda bekleyen,
Biraz yorulmayayım, üzülmeyeyim, hemen
Alır kucağına okşardı, saçlarımı öperdi.

Nasıl hatırlamam anacığım nasıl?
Uzun kış geceleri masal masaldı.
Güzel çoban kızları, iyi kalpli sultanlar,
Bir suyun akışı gibi geçip gitti zamanlar
Şimdi ne o dünkü çocuk, ne de o masal kaldı.

Nasıl hatırlamam anacığım nasıl?
Yıkayan oydu mürekkep lekeli parmaklarımı.
Akşam biraz geciksem yollara düşerdi .
Sokağa çıkarken «Yavrucuğum üşütme» derdi.
Hemen bir kazak örerdi biraz boş kaldı mı.

Nasıl hatırlamam anacığım nasıl?
Bilirim yine kalbinde yerim anacığım.
Selam sana Kadınlar Günü İstanbul’dan.
Yeni dönmüşçesine bir akşam okuldan,
Vefalı ellerinden öperim anacığım.

Ümit Yaşar OĞUZCAN

Bir Gün Anlarsın

Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez.

Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya,

Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında

Ne çarşaf halden anlar ne yastık.

Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık.

Onun unutamadığın hayali,

Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine.

Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın.

Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu.

Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin.

Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için,

Vurursun başını soğuk taş duvarlara.

Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın.

Duyarsın,

Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın.

Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin.

Niçin yaratıldığını.

Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini.

Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini.

Boşuna geçip giden günlerine yanarsın.

Dolar gözlerin, için burkulur.

Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların.

Sevilen gözlerin erişilmezliğini.

O hiç beklenmeyen saat geldi mi?

Düşer saçların önüne, ama bembeyaz.

Uzanır, gökyüzüne ellerin.

Ama çaresiz,

Ama yorgun,

Ama bitkin.

Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın.

Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı.

Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın hayal kurmayı;

Beklemeyi, ümit etmeyi.

Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir

Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi.

Lanet edersin yaşadığına…

Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın.

O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden.

Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.

Ümit Yaşar OĞUZCAN

Günün Fıkrası

Adamın biri bara girmiş. Garson, herkese içki ver kendine de al demiş. İçkiler içilmiş garson hesap için gelince adam: Para yok demiş. Tabi garson bunu bir güzel dövüp dışarı atmış. Diğer akşam tekrar gelmiş ve yine garson herkese içki kendine de al demiş ve sonuçta parası olmadığı için yine dayak yemiş ve gitmiş. Bu üç akşam böyle devam etmiş. Dördüncü gün yine gelmiş ve “Garson herkese içki fakat bu sefer sen içme, içince sapıtıyor, sonrada kavga çıkarıyorsun” demiş.

& & & & &

Temel, senelerce kaldığı Trabzon’dan Amerika’ya gitmeye karar verir. Uzun yolculuktan sonra nihayet Amerika’ya varır. Oraya gitti mi birde ne görsün hayal bile edemediği kadar yüksek binalar. Merak edip birinin tepesine çıkmış aşağıya bakmış insanlar buğday tanesi kadar küçük Temel aşağıya indikçe insanlar büyüyor. Temel iniyor insanlar büyüyor, Temel iniyor insanlar büyüyor en son iyice yere iniyor ve gurbetçi bir simitçi karşısına çıkıyor. Boyu boyuna denk… Temel “ula hemserum ver bakayum bi simit da” diyor ve simidi alıp para vermeden arkasını dönüp gidiyor peşinden gelen simitçi “kardeşim parasını versene” diyince Temel: “Ula benden de mu para alacaksun ben seni küçüklügünden beru tanayrum.”

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here