Depresyon Kaçınılmaz

0
21

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Kasım ayının sonuna yaklaşırken hala sıcak giden havada depresyon kokusu var. Sanıyorum bu günlerde dağlar, taşlar, kurtlar, kuşlar, kaldırım otları, börtü böcek depresyonda! “Kişiyi nasıl bilirsin?” “Kendim gibi” misali bendeniz depresyondayım ya artık herkes de depresyonda sanıyorum.   

Depresyon kaçınılmaz oldu. Ve şimdi depresyonun yumuşacık koynunda dinlenme zamanı. Orada dinlenirken sağlık ve sevgiyle kalalım her zaman sevgili okuyucularım ayrımsız gayrımsız hep birlikte. Yase

& & & & &

Çocuktan Al Haberi

Öğrenciler ders dinlemekten, ödev yapmaktan ve çalışmaktan usanmıştı. Medresede iken, gözleri hocada, kulakları sokaktaydı. Bunalıyor, sokakta oynaşan küçüklerin seslerini duydukça çileden çıkıyorlardı.

Ders bitimini sabırsızca bekliyor, biter bitmez sokağa koşuyor, oyuna dalıyorlardı. Bir gün ders arasında, hocanın en azından bir süre medreseye gelmemsini sağlamak için ne yapabileceklerini konuştular.

İçlerinden biri, “Arkadaşlar…” dedi. “Hocamız hastalansa mesela, şöyle bir hafta gelmese… Hı, nasıl olur?” dedi.

Öteki, “Adam taş gibi!” dedi. “Hiç hastalanmaya niyeti yok!”

Cin fikirli biri, “Ama her an olabilir bu!” dedi. “Benim bir önerim var.” deyince, ötekiler atıldı,

“Nedir, anlat hele…”

Ertesi gün derse erkenden girdiler. Hocayı beklemeye başladılar. Hoca girer girmez, biri, “Hayrola hocam…” dedi. “Hasta mısınız? Yüzünüz sapsarı!” diye sordu. Hoca, “Yoo..” dedi. “Allah’a şükür hiçbir şeyim yok, gayet iyiyim.”

“Bilmem!” dedi öğrenci. “Ama kötü görünüyorsunuz .” Hoca kuşkulanmaya başladı. Az sonra, derse geç kalan bir başka öğrenci girdi. İzin istedi, “Hadi geç.” dedi hoca. “Bir daha olmasın ama!” Çocuk yerine geçerken, şaşırmış gibi bakınca yüzüne, Hoca, “Ne oldu, niye bakıyorsun?” diye sordu.

Çocuk, “Hocam geçmiş olsun rahatsız mısınız?” diye sorunca Hoca’nın vehmi arttı, “Niye?” diye sordu. “Kötü mü görünüyorum?” Çocuk, “Hocam kötü de söz mü, basbayağı hastasınız siz!”

Sonra sırayla bir başka, öteki, diğeri, beriki derken Hoca da inandı hasta olduğuna. Kendi kendine,

“Allah Allah…” diye mırıldandı. “Yahu sabah hanım nasıl fark etmedi yüzümdeki solgunluğu. Tabi ya, aklı başında değil ki… Beni düşündüğü mü var, kendi derdinde kadın.”

Yine de derse başladı ama kaygı içinde ne anlattığını ne dinlediğini bilemedi. Çocuklar alışılmışın aksine gürültü yaptı, kafasını kazan gibi şişirmişlerdi.

Akşam eve dönerken Hoca artık kendini hasta hissediyordu. Eşini payladı, “Kör müsün!” dedi. “Herkes yüzümün sararmış solmuş halini gördü de sen görmedin? Çabuk yatağımı hazırla, ayakta duracak halim kalmadı!”

Kadın, “Ayol senin bir şeyin yok, istersen getireyim aynayı bak, boşuna vehimlenmişsin!” dediyse de inandıramadı. Hoca, abartarak, “Daha konuşuyor, ser şu yatağımı, baksana bedenim tir tir titriyor.” Dedi.

Karısı yatağını hazırladı. Yattı, yorgunluktan başını yastığa koyar koymaz uyudu. Çocuklar sabah bayram sevinci içinde herkese söyleyip, yaydılar Hoca’nın hasta olduğunu. Akın akın ziyaretine koştu insanlar, “Allah Allah yahu yeni haberimiz oldu, hayırdır neyin var, geçmiş olsun.” Dediler.

Hoca, “Yahu sormayın benim de haberim yoktu, çocuklar fark etti, meğer bayağı hastaymışım!” dedi.

Kaynak: Hikmet Öyküleri Kitabı-Timaş Yayınları

& & & & &

Ve bir de kıssadan hisse…
Eşşeğin Gölgesi

Atina’da önemli bir tartışma yapılırken kürsüye Demostenes çıkar, ancak dinleyiciler sürekli kendi aralarında konuşmaktan  filozofu kimse dinlemez.

Demostenes; “Bir hikâye anlatıp ineceğim” der ve başlar anlatmaya: “Uzun zaman önceydi, bir delikanlı Atina’dan  Megara’ya  gitmek için bir eşek kiralar. Eşeğini kiraya veren adamın da Megara’da işi olunca  beraber yola çıkarlar. Konuşa konuşa giderken öğle sıcağı bastırır ve biraz dinlenmek, öğle yemeği yemek için bir su başına çökerler. Ancak ortalıkta hiç gölgelik olmadığından eşeğin sahibi yemeğini alır ve eşeğinin gölgesine sığınır. Eşeği kiralayan genç buna içerler, ‘Sen çekil gölgede ben oturacağım’ der. Beriki itiraz eder: ’Ben oturacağım, çünkü eşek benim.’

Delikanlı; ’Ama ben eşeği kiraladım’ deyince, eşeğin sahibi; ’Ben sana eşeği kiraladım gölgesini değil’ karşılığını verir ve aralarında kavga çıkar”. Hikâyenin tam burasında Demostenes kürsüden iner ve dışarı yürümeye başlar. Dinleyiciler; “Sonunda ne oldu, sonunu anlat!!  diye bağrışmaya başlayınca Demostenes kürsüye geri döner: “Sizin için çok önemli bir konuda bir şeyler anlatmaya çalıştım, dinlemediniz. Şimdi ise eşeğin gölgesini merak ediyorsunuz. Ne fikrimi söyleyeceğim ne de eşeğin gölgesine ne olduğunu…” der. Kürsüden iner, yürür ve gider.

& & & & &

Önemli Olan Vermek

Yıllar önce hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler. Tek yasam şansı beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi. Küçük oğlan aynı hastalıktan mucizevi şekilde kurtulmuş ve kanında o hastalığın mikroplarını yok eden bağışıklık oluşmuştu. Doktor durumu beş yaşındaki oğlana anlattı ve ablasına kan verip vermeyeceğini sordu. Küçük çocuk bir an duraksadı. Sonra derin bir nefes aldı ve “Eğer kurtulacaksa, veririm kanımı” dedi.  Kan nakli ilerlerken sordu: “Ne zaman öleceğim?”

Günün Şiiri

Rindlerin Akşamı

Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç;

Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç.

 

Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,

Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.

 

Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan

Ve arkasından güneş doğmayan büyük kapıdan

 

Geçince başlayacak bitmeyen sükunlu gece.

Gruba karşı bu son bahçelerde, keyfince,

 

Ya aşk içinde harap ol, ya şevk içinde gönül.

Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül.

Yahya Kemal BEYATLI

Nazım Hikmet Ran Sonbahar Şiirleri…

28 Ekim 1945

Itır saksısında art

Sevgilim,

yaş kemâlini buldu.

Bana öyle

Uzaktaki şehrimin damları üzerinden

ve Marmara denizinin an koku,

denizlerde uğultular

ve işte dolgun bulutları ve akıllı toprağıyla sonbahar…

dibinden geçip

Sonbahar topraklarını aşarak

olgun ve ıslak

geldi sesin.

Bu, üç dakikalık bir zamandı.

Sonra, telefon simsiyah kapandı…

 

20 Kasım 1945

Saksılarda hâlâ tek tük karanfil bulunursa da

ovada güz nadasları yapıldı çoktan,

tohum saçılıyor.

Ve zeytin devşirilmekte.

Bir yandan kışa girilmekte,

bir yandan bahar fidelerine yer açılıyor.

Bense hasretinle dolu

Ve büyük yolculukların sabırsızlığıyla yüklü

Yatıyorum demirli bir şilep gibi Bursa’da… Gelir ki

Belki bin yıllık bir ömrün macerası geçti başımızdan.

Ama biz hâlâ

Güneşin altında el ele yalınayak koşan

Hayran gözlü çocuklarız… ·

Günün Fıkrası

Bektaşi yoksulluktan bıkmış, ellerini açıp dua etmiş: “Allah’ım, şu canımı al da kurtar beni bu sefil dünyadan.” O sırada yanından geçtiği binanın duvarları yıkılmış. Bektaşi canını zor kurtarmış, ellerini havaya kaldırmış: “Allah’ım kırk yıldan beri ’bana biraz dünyalık ver’ diye sana dua ettim, beni dinlemedin. Şimdi hemen Azrail gönderdin…”

Günün Sözü

Varacağın yeri bilmiyorsan vardığın yerlerin hiçbir önemi yok.

Altınları zamanla biriktirerek satın alabilirsiniz. Ancak zamanla biriktirdiğiniz altınları vererek geçen zamanı asla satın alamazsınız.

Haksızlığa sapıp bütün insanlar seni takip edeceğine, adaletle hareket edip tek başına kal, daha iyi.
Gandi

İsterseniz yanlış düşünün ama her durumda kendi kafanızla düşünün.
Doris Lessing

Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsın.
Confucius

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here