Benim Muhterem Babam

0
54

Sanat Sayfası

Değerli okurlarım, yarın “Babalar Günü”. Babaları hayatta olup da kıymetini bilenlere ne mutlu! Hayatta olmayanlara da Allah’tan rahmet diliyorum.

“Uyandığımda yanımda yoktur, yine seni özledim. Yine aklım karıştı baba. Özlem akıl karıştırır mı? Bunu bana öğretmemiştin. Bugün benim doğum günüm, büyüdüm erkek oldum. Ama hala anlayamıyorum, sen neden yoksun? Senin istediğin gibi kravat bana çok yakıştı ve de yepyeni bir elbise var üzerimde. Karlı bir kış gününde seni tabutun içine koymuşlardı, yine çok yakışıklıydın, derin bir uykuda gibiydin. Karlı bir gündü ve babaannem ağlarken “Vatan sağ olsun ama ciğerim yanıyor” diyordu. İnsanların ciğeri nasıl yanar baba?”

Bu paragraf yıllar önce bir şehit çocuğunun babasının tabutuna sarılarak gözyaşı döktüğü ve umutsuz haykırışıydı. O çığlıklar hala kulaklarımda, o öksüz çocuğu unutamıyorum. Babamı toprağa verdiğimde, o öksüz çocuğun haykırışları daha bir anlam kazandı.

Çocuklarımla babamın mezarını tavafa gittiğimizde doğal olarak onlar da üzülüyorlardı doğal olarak. O andaki benim acımı anlayamazlar bu da doğaldır. Çünkü onların babaları hayatta! Baba acısını tatmadılar da ondan.

Efendim, gençliğimin en güzel dönemlerinde babamın bana verdiği öğütlerle sıcak sahiplenme duygusu hep kılavuzum olmuştur. Onlar sessiz, sakin, yüreği yamalı ve gözyaşlarını saklayan muhterem insanlardır.

Babanız hayattayken yaşınız ne olursa olsun hepimiz daha yetişme çağındayız. Onu yitirdikten sonra büyüdüğümüzü anlıyoruz ama o zaman da yalnız kalıyoruz. O çınar ağacı yıkıldıktan sonra bizler de çok şeylerimizi yitiriyoruz. Yani bir savaşın ortasında silahsız asker gibi oluyoruz.

Mezarlıklar sevgililerle doludur. Hem de ellerimizle toprağa yoldaş ettiğimiz sevgililer. Analarımız, babalarımız, kardeşlerimiz, yeğenlerimiz, eş, dost vs.

Ölüm insanlara tabi ki acı verir. Fakat çok garip acıdır baba acısı. Yani acının ta kendisidir. Hani yüreğinizin üzerine bir yumruk yersiniz de gözleriniz kararır, dizlerinizin bağı çözülür, her taraf zifiri karanlık olur ya onun gibi. Annelerimize sonuna kadar saygılıyız ama babaların konumu daha bir başkadır. Doğrudan bir şey isteyemezsen bile her konuda güven duyarsın.

Kız çocuğu iseniz, müstakbel eşinizde babanızın bazı özelliklerini ararsınız ve öyle olmasını istersiniz. Bu nedenlerle diyorum ki, babaları hayatta olanlar gidin öpün, koklayın babalarınızı. Yanlışlarla dolu bile olsanız, merak etmeyin onların ağzından üzücü sözler çıkmayacaktır.

Babalarına tepeden bakan evlatlar. Sakın ha, sizi o noktaya kim getirdi? Hangi şartlarda o konuma kavuştunuz?

Babaları hayatta olanlara bir nasihatte bulunmak istiyorum. Baba bedduası almamaya özen gösterin. Çünkü Allah, babaların dualarını da beddualarını da geri çevirmez. Aklınızda bulunsun. Bu güzel gün vesilesiyle çalışma arkadaşlarımın da babalar gününü kutlarım.

Benim de sizler gibi bir babam vardı, / İnanın yüce dağlar gibi bir adamdı,

“Şimdi yedim geldim” onun nasihatiydi, / Onu göreceğim günlere gide gide az kaldı.

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

Gönül Köşemden

İşte O Benim Babam!

Değerli okurlarım, yarın “Babalar Günü”. Tüm babaların bu özel günlerini en içten dileklerimle kutlar, sağlıklı ve uzun ömürler dilerim.

Piyasalar canlansın, esnafın cirosu artsın diye, başka bir ifade ile kapitalist dünyanın sırf tüketimi coşturmak amacıyla annelerimizi ve hatta sevgilileri bir güne mahkûm etmelerine sıcak bakmasam bile, Vitrinlerdeki “Babanızı Unutmayın” ibareleri beni çok etkiliyor, genzim sızlıyor, yer ile yeksan oluyorum.

Altta gördüğünüz kişi; Benim Babam…

Lacivert elbiseli, gri fötr şapkalı, 1.90 boyunda iki eli arkasında yürüyen bir protokol adamıydı benim babam. Elleri kıçında yürümek belki de ondan bana miras kalmıştır.

Beraber bir yerlere gittiğimizde belki kırk kişiyle selamlaşırdı. Esnaflar “Bir emrin var mı İbrahim Halil Bey” derlerdi ve babam da onlara “Sağ olasın” diye karşılık verirdi. Bazılarına da; başparmağı ile şahadet parmağını şapkasına dokundurarak selamlardı. İşte o benim babam…

Öğretmenlerin büyüğüne küçüğüne saygılıydı. İsimlerini söylemez “Hocam” diye hitap ederdi. Bana da; “öğretmenlik kutsal meslektir, onlara hürmette kusur etmemeliyiz. Sen de öyle. Sakın ola ki öğretmenlerinden şikâyet gelmesin bana…” Notlarıma sevinir ve Aferin derdi. İşte o benim babam…

Tok gözlü bir insandı ve şu yaşıma kadar bana bıraktığı mirası hala tüketemedim. Nezaket, asalet, dürüstlük bana intikal eden erdemler. Bunları tüketmek ya da sarf etmek için öncelikle sahip olmak gerekiyor.

“Sevdiğin ve sevildiğine inandığın yerlere sık-sık gitme… Uzaktan fark edilmelisin…” Bu ifadeleri ilk kez ondan duymuştum. İşte o benim babam…

Muhterem babacığım, bu satırları yazarken akan gözyaşlarım aczimden değil, sana olan hasretimdendir. Lütfen beni bağışla. Bugün gözyaşlarımın hürriyetini bağışladım.

Muhterem babacığım senden çok şeyler öğrendim. Bağrıma taş basmayı ve aç kalmayı… Bunları dolaylı olarak öğrettiğini şimdi daha iyi anlıyorum.

Dünyada da kiracıyız ama nedense kendimize ait hiç evimiz olmadı. Şimdikiler gibi gemicikmiş, ayakkabı kutusuymuş, ihaleymiş gibi yan gelirin yoktu ve de böyle şeyleri düşünmüyordun bile. Bir defasında ev sahibi; baban isterse en güzel evi alabilir demişti. Bunu babama söylediğimde, “Ahmet Ağa doğru söylüyor, eğilmem lazım ki ev sahibi olayım…” demiştin. İşte o benim babam…

Ne demek istediğini daha sonraları anladım ve seninle gerçekten gurur duydum. Şunları da söylemeden geçemeyeceğim. Yirmi yıldır bu sayfayı ben tanzim ediyorum. Bu defa nedense çok zorlandım, sanki Türkçeyi ve yazmayı yeni öğreniyormuşum gibi oldu.

Muhterem babamı yıllar önce toprağa verdim, şu anda aynı duyguları yaşıyorum. Kardeşim Atilla acı haberi verdiğinde hemen yola çıktım, Ankara’ya ulaştığımda babamı yıkayacaklardı. Başını ve ayaklarını ben yıkadım daha sonra tabuta koyduk ve makberine doğru yola çıktık. Tabutun baş tarafında idim ve kimseyi yaklaştırmadım. Ona son görevimi yapıyordum ve bir daha da onu göremeyecektim. O benim babamdı.

Babalar günün kutlu olsun, makberin nurla dolsun… Allah’ın selamı üzerine olsun. Ellerinden öperim babacığım…

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

Günün Nabzı

Çok Hüzünlüyüm

Bugün çok hüzünlüyüm, duygu yüklüyüm. Yazarken, konuşurken, yürürken, içerken… Çünkü, yarın Babalar Günü ve babası hayatta olanlar ona bir hediye alma telaşında. Bu hazzı yaşamımda iki kez tattım.

Bir defasında bir pardösü ve daha sonrada bir fötr şapka almıştım. Çok mutlu olmuştu. İhtiyacı olmamasına rağmen sevinmişti ve de açıkça belli etmişti.

İnsanız ve duygularımızla yaşıyoruz. Kendimi teselli için şunları düşünüyorum. “İbrahim Halil Çulcuoğlu bana ne kadar değerliyse, eminim ben de çocuklarıma o kadar değerliyimdir” diyorum. Aynen böyle düşünüyorum ya, benim ki belki de züğürt tesellisidir.

Gerçek olan tek şey ölümdür. Üzülmekle de bir yere varılmıyor. Telefonla ararlarsa çocuklar, üzüntümüz sanırım azalır. Cenab-ı Allah, kimselere evlat acısı göstermesin Amen…

Günün Sözü
Babaların Yüreği Yamalıdır!

Öcal’dan İnciler
Baban Ölmesin Sen de Büyüme

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here