Bazen Kayboluruz Düşünce Âleminde

0
84

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız?  Bu sabah dağarcığım kapalı, düşünceler yazmamı engelliyor. Düşünüyorum kendi âlemimde kayboluyorum. Kendi âlemimde kaybolmak  dış aleminde kendimi yok etmekten iyidir zahir ve bu yüzden güzel bir öyküyle hoşça kalın demek istiyorum, sağlık ve sevgiyle hep birlikte kalalım her zaman ayrımsız gayrımsız. Yase

& & & & &

A Z İ M

Japonya’da bir çocuk 10 yaşlarındayken bir trafik kazası geçirmiş ve sol kolunu kaybetmiş. Oysa çocuğun büyük bir ideali varmış. Büyüyünce iyi bir judo ustası olmak istiyormuş. Sol kolunu kaybetmekle birlikte, bu hayali de yıkılan çocuğunun büyük bir depresyona girdiğini gören babası, Japonya’nın ünlü bir Judo ustasına gidip yapılacak bir şeyin olup olmadığını sormuş..

Hoca: “Getir çocuğu… Bir bakalım” demiş.

Ertesi gün baba-oğul varmışlar hocanın yanına… Hoca çocuğu süzmüş ve: “Tamam” demiş… “Yarın eşyalarını getir, çalışmalara başlıyoruz.”

Ertesi gün çocuk geldiğinde hocası ona bir hareket göstermiş ve “bu hareketi çalış” demiş.

Çocuk bir hafta aynı hareketi çalışmış.. Sonra hocasının yanına gitmiş. “Bu hareketi öğrendim başka hareket göstermeyecek misiniz?” diye sormuş.

Hocanın cevabı: “Çalışmaya devam et olmuş…”

2 ay, 3 ay, 6 ay derken çocuk okuldaki bir yılını doldurmuş… Çocuk bu bir yıl boyunca hep o aynı hareketi tekrarlamış. Hocanın yanına tekrar gitmiş: “Hocam bir yıldır aynı hareketi yapıyorum bana başka hareket göstermeyecek misiniz?”

“Sen aynı hareketi çalış oğlum. Zamanı gelince yeni harekete geçeriz…”

2 yıl, 3 yıl, 5 yıl derken çocuk judodaki 10. yılını doldurmuş. Bir gün hocası yanına gelip… “Hazır ol!” demiş… “Seni büyük turnuvaya yazdırdım. Yarın maça çıkacaksın!”

Delikanlı şok olmuş.. Hem sol kolu yok hem de judo da bildiği tek hareket var. Ünlü judocuların katıldığı turnuvada hiçbir şansının olmayacağını düşünmüş; ama hocasına saygısından ses çıkarmamış.

Turnuvanın ilk günü delikanlı ilk müsabakasına çıkmış. Rakibine bildiği tek hareketi yapmış ve kazanmış. Derken… ikinci, üçüncü maç…. Çeyrek, yarı final ve final…

Finalde delikanlının karşısına ülkenin son on yılın yenilmeyen şampiyonu çıkmış… Tam bir üstat, delikanlı dayanamayıp hocasının yanına koşmuş… “Hocam hasbelkader buraya kadar geldik ama rakibime bir bakın hele… Bende ise bir kol eksik ve bildiğim tek bir hareket var… Bu kadar bana yeter… Bari çıkıp da rezil olmayayım izin verin turnuvadan çekileyim…”

yase-azim

“Olmaz” demiş hocası. “Kendine güven, çık dövüş. Yenilirsen de namusunla yenil.”

Çaresiz çıkmış müsabakaya. Maç başlamış. Delikanlı yine bildiği o tek hareketi yapmış ve tak! Yenmiş rakibini, şampiyon olmuş. Kupayı aldıktan sonra hocasının yanına koşmuş: “Hocam nasıl oldu bu iş? Benim bir kolum yok ve bildiğim tek bir hareket var. Nasıl oldu da ben kazandım?”

“Bak oğlum 10 yıldır o hareketi çalışıyordun. O kadar çok çalıştın ki, artık yeryüzünde o hareketi senden daha iyi yapan hiç kimse yok. Bu bir… İkincisi de o hareketin tek bir karşı hareketi vardır. Onun için de rakibinin senin sol kolundan tutması gerekir!”

Bunu anlatan kişi bir de şunu ekledi: “İnsanların eksiklikleri bazen, aynı zamanda en güçlü tarafları olabilir. Ama yeter ki bu eksiklik kafalarında olmasın!!”

& & & & &

Kim Daha Hünerli

Eski bir öyküye göre, eski Çin’de bir efendi, sağaltıcılar (çare, iyileştirme) ailesinden bir hekime, bu sanatta aileden hangisinin daha hünerli olduğunu sormuş.

Adı Çin’de tıp bilimiyle özdeşleşecek kadar ünlenmiş olan bu hekim, şöyle yanıtlamış onu: “En büyük ağabeyim hastalığın ruhunu daha şekillenmeden görüp uzaklaştırır, bu nedenle adı evin dışına çıkmamıştır.”

“Ortanca ağabeyim hastalıkları daha çok başlangıcında sağaltır, bu nedenle adı mahallenin dışına çıkmamıştır.”

“Bana gelince, ben damarları deler, ilaçları yazar, tene masajlar yaparım, bu nedenle adım zaman-zaman dışarı çıkıp efendilerin kulağına kadar ulaşır.”

Sun Tzu

& & & & &

Kadınlar Neden Ağlar?

Küçük bir erkek çocuk, annesine sordu: “Niçin ağlıyorsun?” “Çünkü ben kadınım” diye cevapladı annesi. “Anlamadım!” dedi çocuk. Annesi, çocuğu kucaklayıp “Hiç bir zaman anlayamayacaksın!” dedi. Babasına “Baba, annem niçin ağlıyor?” diye sordu. Babanın cevabı: “Bütün kadınlar sebepsiz ağlayabilen yapıdadır” oldu.

Küçük çocuk büyüdü, yetişkin adam oldu, halâ kadınların niçin ağladıklarını keşfedemedi. Nihayet öldükten sonra cennete gittiğinde Allah’a sordu. “Allah’ım!” dedi: “Kadınlar niçin bu kadar kolay ağlayabiliyorlar?” Allah: “Ben kadınları özel yarattım! Tüm yaşamın ağırlığını taşıyabilecek kuvvette olmasına rağmen başkalarına teselli verecek kadar yumuşak omuzlar, doğumun acısına olduğu kadar doğurdukları evlatlarının nankörlüğüne dayanabilecek iç kuvvetini verdim. Başkalarının kuvveti kalmadığında; devam edecek azmi, ailesinin hastalığında; yorgunluğa pabuç bıraktırmayacak kudreti verdim.

Her türlü şart altında, hatta kendilerini çok kötü incitseler de, çocuklarını sevmek duygusallığını verdim. Bu duygusallık her yaştaki çocuklarının yaralarını sarmalarına, sorunlarını dinleyip paylaşmalarına yardım ediyor. Kocalarını tüm kusurlarıyla sevmek kuvvetini verdim. Onlara iyi bir kocanın eşini asla incitmeyeceğini fakat bazen destek ve kuvvetini deneyecek davranışlarda bulunacağını anlayacak duyarlı bir zeka verdim. Tek zayıflık olarak kadınlara bir gözyaşı verdim… Kadını güzel yapan şey ne saçı, ne vücudu, ne de kendini ne şekilde taşıdığıdır. Kadını esas güzel yapan sevgisini paylaşabilmesi, fedakarlığı, sorumluluğu, anlayışı, sadece bilgiye değil aynı zamanda kalbe de yönelik aklıdır.”

Günün Şiiri

Dilenci

Sen, her gün köşe başlarında

Yırtık urbanla kirli ellerinle

Avuç açan, sefil insan…

İnan yok farkımız birbirimizden.

Sen belki tüm yaşamınca dilenecek;

Beklediğin beş kuruşu biri vermezse,

Ötekinden isteyeceksin.

Ama ben, tüm yaşamım boyunca

Tek bir kez dilendim,

Bir acımasız kalbin sevdası ile alevlendim.

Öylesine boş öylesine açık kaldı ki elim,

Yemin ettim bir daha dilenmeyeceğim.

Victor Hugo

Biliyorum Sana Giden Yollar Kapalı

Biliyorum sana giden yollar kapalı

Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni

Ne kadar yakından ve arada uçurum;

İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

Uyandım uyandım, hep seni düşündüm

Yalnız seni, yalnız senin gözlerini

Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım

Ben artık adam olmam bu derde düşeli

Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya

Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki

Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi

Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği

Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;

Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki

Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor

Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;

Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri

Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım

Bu böyle pek de kolay değil gerçi…

Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;

Bunun verdiği mutluluk da az değil ki

Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,

Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki

İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,

Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu

Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri

Cemal Süreyya

Günün Fıkrası

2 hafta sıkabilir

Temel yeni bir ayakkabı almış. Tezgahtar bayan tam paket yaparken Temel’ i uyarmış. “Beyefendi, ayakkabı ilk 1-2 hafta sıkabilir. Aklınızda bulunsun.” Temel cevap vermiş: “Ula pundan kolay ne vardur. Bende iki hafta ayakkabiyi ciymem da.”

Günün Sözü

Misafir Gelecekmiş Gibi Evini Ölüm Gelecekmiş Gibi Kalbini Temiz Tut…

Hz. Mevlana

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here