Ah! Nerede O Eski Bayramlar?

1
136

Bu cümleyi her bayramda duyarız çevremizden.. Kendimiz de dahil elbette.. Eski bayramlar derken, eskimeyen hatıralar canlanır zihnimizde.. Geleneksel değer yargılarıyla yüklü hatıralara duyulan müthiş hasrettir zaten “ah!” çekmemizin nedeni..

Hayır ben, her ne kadar izlerken hüzünlü bir neşe duyumsatsa da; televizyonlardaki “eski bayramlaşma fotoğrafları üzerinden” yapılan “markalı şeker” reklamlarını kastetmiyorum.. Bu tür reklamlar, “geleneği bugüne taşımak” olarak değerlendirse de ben, bırakalım geleneği bugüne taşımayı, geçmişin bayram geleneğini dahi doğru düzgün yansıttığı kanısında değilim.. Kaldı ki, markalı şekerlerle bayramlaşmak fotoğrafını günümüzde tekrarlamanın, diğer ifade ile geçmiş bayramları birebir taklit etmenin, “geleneği yaşatmak” anlamına geleceğini de sanmıyorum… Zira ben, o geleneğin bayramın şekerli özüyle “maddeyi manayla tatlandırarak” yakınlarımızla bir arada olmanın neşesini yaşamak, yaşatmak olduğunu düşünüyorum..

Dolayısıyla maddi, manevi “yenilenmeden yinelenen” bu türden fotoğraf gösterilerini, sonuçta; geçmiş zaman taklitçiliğinde kalmak olarak yorumluyorum! Ve zaten maddede manayı, manada maddeyi sömürme odaklı, ticari kaygılarla “piyasaya” sürülen bu türden reklamlarla, bizim; “Ah! Nerede o eski bayramlar” kaygılı hasretimiz arasında bir bağ olduğunu da hiç sanmıyorum.. Çünkü biz; bizi sahur sofralarından bayram sabahlarına çağıran ve fakat göçüp giderken sımsıcak bir gözyaşı bırakan anne, babalarımızın sımsıcak sesinin hasretiyle ve ta ciğerden gelen bir sesle ‘ah!’ çekiyoruz önce.. Devamla canlanıyor gözlerimizde, bayram ziyaretlerinde misafirleştiğimiz ve fakat geçip giden geçmişteki içten, sevgi dolu, sımsıcak dostlarımızın, dostluklarımızın hatıraları.. Eş dost, hısım akraba, tanıdık bildiklerle  yakınlaşma içerisinde olduğumuz tarihin sınırsız coğrafyası haritalanıyor gönüllerimizde.. Hatıralarımızla kanatlanıp kendi geleneksel gök kubbemizde uçarken, görünce modernleşmenin getirisi “hızlı mesajlaşmayla birlikte paketlenmiş tatil” trafiğini, görünce taklitçi geleneği “yenilemeden yinelemek” telaşıyla geç kalmışlık suçluluğunu, samimiyetimizin bir ifadesi olarak dökülüyor dudaklarımızdan “Nerede o eski bayramlar?” cümlesi..

Toplumların modernleşmesi, ‘Sanayi Devrimiyle’ üretilen kitlesel teknolojik yeniliklerin eski geleneksel yaşamı deforme ve dejenere etmesiyle başlıyor.. A.Soner Alpan, modernleşmenin ‘kapitalizmin’ bir ürünü olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Modernleşme, temelde, daha yaygın tabirle altyapıda gelişen kapitalist üretim ilişkilerinin, toplumsal formasyonun değişik veçhelerinde (siyasal, ideolojik, kültürel, ahlaki vs.) meydana getirdiği dönüşümün tamamına verilen isimdir.” (Gelenek, Kasım 2012, s.21)

Diyalektiğin, “her şey değişir” klasik yorumundan hareketle, “geleneksel” değer ve yargılardaki değişimi, “modernliğin” tabii sonucudur anlayışıyla doğal karşılayabiliriz belki.. Ve fakat bu anlayışa, değişimin gelecekte ne olacağına ilişkin diyalektiğin tabii bir yorumu olan; “gelişmeye yönelik iyi, güzel, doğru veya çürümeye yönelik kötü, çirkin, yanlış görünümlerde gerçekleştiği” sonucunu da eklemeliyiz mutlaka..

Her bayram sabahında, “Hazar Gölü” akşamlarından esen şiirli bir ıslaklıkla iner gözlerimden tuzlu sular.. Gurbette büyüyen Elazığ hasretinin haritasını “bayramlarda” yola bakan gözleriyle çizen  babam Münir’in hüzünlü hatıralarıyla “sılayı rahim” yaparım önce.. Devamında Harputlu Hoca’nın kızı annem Rahime’nin “kalbur tatlısı” fotoğraflarında yaşarım sılamın neşesini.. Ya sonra? Sonrası; hani,“Seni düşündüm dün akşam yine, Sonsuz bir umut doldu içime” diyor ya “İşte Öyle Bir Şey” şarkısında Erol Evgin.. Hani, “Geçmişteki günlerden, Bir teselli ararsan, Bak o zaman resmime” diyor ya ‘Resimdeki Gözyaşlarını’ seslendirirken Cem Karaca.. Hani, “Şu dünyadaki, En mutlu kişi, Mutluluk verendir. Şu dünyadaki, Sevilen kişi, Sevmeyi bilendir. Bütün dünya buna inansa” diyor ya “Hayat bayram olsa” şarkısında Şenay..

Yüzümde hüzünlü neşenin resmini fotoğraflayan bir arkadaşıma; “İnsanlar sevdikleriyle bir araya geldiklerinde mi neşeyi duyumsayarak bayram yapar?  Yoksa neşeyi duyumsadıklarında mı sevdikleriyle bir araya gelerek bayram yapar?” diye sormuştum bir bayram arifesinde.. “Maddeyi manayla tatlandırıp sevdiklerimizle bir arada olmanın neşesini her gün duyumsayabilmektir önemli olan!” şeklinde arifane yanıtlamış ve neşeyle eklemişti.. “Benim için her gün bayram!”

Yüzünüzde neşenin, dilinizde şekerli tadın daim olması dileklerimle kutluyorum Ramazan Bayramınızı..

Selam ve saygılar… ozdemirgurcan23@gmail.com

1 YORUM

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here