Dr. Öğretim Üyesi ‘necmi cemal’
Beni çok etkileyen az şarkı vardır. Bazı dizeler vardır ki, dinlenmez; taşınır.
“Kapın her çalındıkça
O mudur diyeceksin
O mudur diyeceksin…”
Bu üç satır, bir şarkı sözü olmanın ötesinde, makam sahibi olan herkes için yazılmış sessiz bir hatırlatmadır. Çünkü makam; sadece oturulan bir yer değil, her an sınanan bir duruştur. Bugün bazı kapılar var. Resmîdir, ağırdır, korumalıdır. Ama çalındığında açılmaz.
Telefonlar çalar; sessiz kalır. Randevular istenir; cevapsız bırakılır. “Yoğunluk” denir, “program” denir, en sonunda “yok” denir. Oysa halkın kapısında “yok” yazmaz. Yazmamalıdır.
Makam, erişilmez olmak için değil; erişilebilir kalabilmek için verilir. Aksi hâlde makam değil, mesafe oluşur. Ve mesafe büyüdükçe, hafıza derinleşir. İnsanlar unutmaz. Yüzüne bakılmadığını, telefonuna dönülmediğini, bir kez değil, defalarca ertelendiğini unutmaz.
Sandık dediğimiz şey, sadece tercih beyanı değildir. Sandık; açılmayan kapıların, cevapsız telefonların, “sonra”ya bırakılan insanların toplu kaydıdır.
Ve sandık çok sakindir. Ama asla unutkan değildir.
Bir gün kapılar yine çalınır. O gün gelen, ne randevu ister ne de telefon açar. O gün gelen, hesaptır. Ama bir de başka yol vardır. Kapı çalındığında yerinden kalkanlar… Telefonu açtığında “buyurun” diyebilenler… Makamdayken de, makamdan önce de insan kalabilenler…
Onlar için siyaset bir risk değildir. Çünkü onlar makama değil, emanete taliptir. O yüzden avantajlıdırlar. Çünkü kapıları zaten hep açıktır. Telefonları zaten hep çalar. Ve sandık, onları tanır.
Bu yazı bir suçlama değildir. Bir tehdit hiç değildir. Bu yazı bir ön hatırlatmadır. Kapın her çalındıkça, kim olduğuna bakmadan, “o mudur?” diyeceksin. Çünkü bir gün gerçekten o gelir. Ve o gün, kimin kapısının açık kaldığı zaten bilinmiş olur.







