Dr. Öğretim Üyesi ‘necmi cemal’
Türkiye Cumhuriyeti’nde vali kimlerden seçiliyor? Genellikle hukukçu, bürokrat, siyasal geçmişi olan kişiler… Peki, mühendis kökenli bir vali gördünüz mü? Fen bilimlerinden gelen bir yönetici? Lisans öğretimi alanından bir akademisyen? Ya da kentteki tüm ibadethaneleri, cemaatleri ve toplumun farklı inanç gruplarını bilen, üst protokol içinde yer alan bir il müftüsü? Cevap çoğunlukla: hayır!
Mühendis kökenli bir vali… Neden olmasın?
Oysa bir şehri yönetmek, sadece protokol bilgisi veya siyasî refleksle sınırlı bir iş değildir. Şehir bir sistemdir: altyapısı, ekonomisi, kültürü, sosyal yaşamı, acil müdahale kapasitesi… Hepsi bir arada yürütülmelidir. İşte tam da burada farklı disiplinlerden gelenler, saha tecrübesi olanlar ve kent paydaşlarını derinlemesine tanıyan yöneticiler öne çıkar.
Düşünün; bir mühendis, veriyi ve mantığı rehber alarak karar verir. Bir fen bilimci, analitik düşünceyle planlamayı ve öngörüyü bilir. Bir akademisyen, araştırmayı ve sorgulamayı yönetimle buluşturur. Bir il müftüsü ise kentteki farklı inanç gruplarına, ibadethanelere ve toplum paydaşlarına hâkimdir; üst protokolü bilir, usul ve esasları yönetir. Bu yetenekler, şehirleri salt kağıt üzerinde yönetmekle sınırlı kalmaz; pratiğe döküldüğünde fark yaratır.
Hiç olmazsa, bu farklı disiplinlerden gelen yöneticilerin içinde bulunacağı, analitik düşünebilen ve mikro ölçekte bir devlet planlama teşkilatı gibi işleyen bir grup oluşturulabilir. Böylece kararlar yalnızca bireysel tecrübeye değil, kolektif akıl ve veri odaklı yaklaşıma dayanarak alınır; şehirler için riskler azalır, kaynaklar etkin kullanılır.
Benzer bir mantığı belediye yönetimi için de düşünebiliriz. Bir itfaiye müdürü veya daire başkanı, kriz anlarında hızlı karar verir, ekibini organize eder, kaynakları etkin kullanır. Her gün binlerce küçük ve büyük krizle yüzleşir. Bu deneyim, bir belediye başkanının sahip olması gereken temel becerilerin aynısıdır. Saha tecrübesi olan bir yönetici, vali makamında fark yaratabilir.
Belki bazıları der ki: “Ama siyaseti bilmezler…” Haklı olabilirler. Ama siyaseti bilmeyen bir yönetici, çıkar dengelerinin gölgesinde takılıp kalmaz. Sorun odaklı çalışır, veriyle yönetir, uygulama ve sonuç arasındaki köprüyü kurar. Sistem, saha tecrübesi ve kent paydaşlarına hâkimiyet birleştiğinde, şehirler için riskler azalır, kaynaklar doğru yönetilir, hesap verebilirlik ve şeffaflık güçlenir.
Geçmişte de örnekler vardır. Dünyada ve Türkiye’de birçok başarılı şehir yöneticisi, beklenmedik kökenlerden gelmiş, şehirleri krizden çıkarmış, vizyon geliştirmiştir. Önemli olan, liyakat, saha bilgisi ve cesarettir. Unutmayalım; bir şehir, sadece protokollerle değil, yaşayan, nefes alan bir organizma olarak yönetilir.
Bir mühendis, bir fen bilimci, bir akademisyen veya il müftüsü… Valilik makamında şehre yön verecek kapasiteye sahiptir. Kentin tüm paydaşlarına hâkim bir il müftüsü, valilikte şehre yön verebilir. Neden olmasın?… Belki de şehirleri gerçekten dönüştürecek olan, farklı disiplinlerden gelenlerin bir araya geldiği vizyoner yönetimdir.







