5 Aralık  Mucizesi…

0
22

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? 5 Aralık’ta Türk Kadını Seçme ve Seçilme hakkını kazandı, 87 yıl  önce, sevgili okuyucularım bildiğiniz gibi… Atatürk devrimlerinin en önemlilerinden biri Türk kadınına 1930’da Seçme ve Seçilme Hakkının tanınması. Bununla birlikte kadınlara sırası ile ilk olarak belediye seçimlerinde seçme ve aday olma hakkı tanınmış, 3 Nisan 1930’da…

Daha sonra 26 Ekim 1933 tarihli ve 2329 sayılı kanunun çıkarılmasıyla; kadınların köy muhtar ve heyetlerine seçilme hakkı tanımış. Gül Esin adlı kadın ilk olarak muhtar seçilmiş. Günün koşullarını düşünce ne kadar büyük bir olay bu aslında değil mi?

Onun ardından Türkiye’deki kadınlar milletvekili olabilmek için ilk adımı 1923’te atmışlar. Dikkat o zamanın kadınları bunu kendileri istemişler ve ilk adımı atmışlar. Bu adım, kadınların 1923 yılında Nezihe Muhiddin önderliğinde ilk kadın partisi “Kadınlar Halk Fırkasını” kurma isteği idi ancak 1909 Seçim Kanunu sebebiyle bu parti kurma girişimi, Kadınlar Halk Fırkası’nın Türk Kadınlar Birliği adlı derneğe dönüşmesi ile sonuçlanmıştı.

Daha sonra 1924 anayasası hazırlanırken kadınların milletvekili seçme ve seçilme hakkına sahip olması gündeme geldi ancak TBMM genel kurulunda bu hakların yalnızca erkeklere tanınması fikri ağır bastığından kadınlar siyasal haklar sağlayamadılar.

Gerekli yasal değişiklik 1934 yılında Başbakan İsmet İnönü ve 191 milletvekilinin sunduğu Anayasa ve Seçim Kanununda değişiklik yapılmasını öngören yasa önerisi sonucu gerçekleşti. Öneri, 5 Aralık 1934’te Mecliste görüşüldü. Yapılan oylamada, 317 üyeli Meclis’te, oylamaya katılan 258 milletvekilinin tamamının oyuyla değişiklik önerisi kabul edildi. Anayasanın 10. ve 11. Maddeleri değiştirilerek her kadına 22 yaşında seçme, 30 yaşında seçilme hakkı verildi.

Türkiye’de kadınların katıldığı ilk genel seçimleri, 8 Şubat 1935 yılında yapılan TBMM 5. dönem seçimleridir. Bu seçimlerde 17 kadın milletvekili TBMM’ye girdi. 1936 yılı başında boşalan milletvekillikleri için yapılan ara seçiminde emekli öğretmen Hatice Özgenel’in Çankırı milletvekili olarak seçilmesiyle meclisteki kadın milletvekili sayısı 18’e çıktı.

Ve kadınların siyasi hakları biraz kendi gayretleri ama en çok Atatürk devrimleri sayesin de elde edildi. Ve biz kadınlar bizden önceki kadınlardan ders alarak kendi haklarımızın ayrımda olmalıyız. Ve onları korumaya çalışmalıyız. Ve unutmamalıyız ki hak verilmez ancak alınır. Ve almak için mücadele şart. Öyle “istiyorum” “buyurun” demiyor kimse kimseye.

Özelikle günümüzde! Ne kadar güçlü olsak ta Ataerkil bir toplumda yaşadığımız için kendimizi ekstra koruma altına almalıyız ancak bunun içinde eğitim şart.

Bir kadının eğitimi çok önemlidir. Eğitim, bendenizce özgürlük demektir. Maddi ve manevi olarak kendi ayaklarının üzerinde durabilmek demektir ki erkeğe maddi olarak bağımlı olmaktan korur.  Bağımsız bir birliktelik sevgi, saygı temellerine dayanarak inşa edilirse, toplumda sağlıklı olur.

Sağlam toplum sağlam birlikteliklerden  oluşur. Ancak bugün ne yazık ki bütün değerler karma karışık ne kadın kendi yerinden emin ne de erkek.

Ve sevgili okuyucularım bir sürü haddini aşan konuşmalar ve kadın erkek haklarının yerlerde süründüğü bir zamanda kaygısız olmak olası değil tabi öyle  kendimizi  özelmiş gibi hissetmekte…

Yine bu saatte Allah bilir kaç kadın aşağılandı, ezildi, büzüldü, töre cinnetine kurban gitti?

Ve sevgili okuyucularım sağlıkla, sevgiyle kalmaya çalışalım, ayrım gayrımdan uzak. Kadın olsun erkek olsun kendi hakkından ırak olmayarak. Yase

& & & & &

Fedakâr Kadın

Bir zamanlar, şiddetli bir kış sonucunda, kentin yakınındaki göl buz tutmuş. Halk, donmuş gölün üzerinde büyük bir eğlence düzenlemeye karar vermiş.

Yaşlı, genç, kadın, erkek herkes şehri terk edip gölün üzerinde toplanmışlar. Biri kızağa biniyor, birisi kayak kayıyor, kurulan çadırlardan coşkun bir müzik ve kahkahalar yükseliyormuş. Gençler sevinçle sıçrayıp oynuyor, yaşlılar da bu eğlenceli manzarayı seyrediyormuş.

Şehirde ise, sadece yaşlı ve fakir bir kadıncağız kalmış. Hasta olduğu için devamlı yatakta yatıyor, ayaklarını kullanamıyormuş. Evinin penceresinden, buz tutmuş gölü ve oyun oynayan neşeli insanları seyrediyormuş. Akşama doğru ufka bakarken küçücük beyaz bir bulutun belirdiğini görüp, müthiş bir korkuya kapılmış. Yeni evlendiği günleri hatırlamış birden. Eşiyle gölün üzerinde gezerlerken, yine böyle bir bulut görmüş, çok geçmeden de korkunç bir fırtına ile birlikte buzlar kırılmış. Kötürüm kalması da ondanmış. Ne yazık ki kocasını da o kazada kaybetmiş.

Yaşlı kadın; “Yine öyle olacak!” diye düşünmüş. Alabildiğine bağırmaya başlamış, ama sesini kimse duymuyormuş. Bulut gittikçe büyüyüp kararıyor, kadın ise çaresiz bir şekilde kendi kendine konuşuyormuş; “Fırtınanın çıkmasına az bir zaman kaldı.” Diyormuş. “Fırtına ile birlikte oluşacak dalgalar buzları kırıp, herkesi suya gömecek….”

Bütün gücünü toplayan kadın, elleri üzerinde sürünerek yataktan yere inmeyi başarmış. Sobadan çıkardığı bir parça ateşle yatağını tutuşturmuş. Sonra da sürüne sürüne, güç bela evden dışarı çıkmış.

Küçücük evi bir anda alevler sarınca, buzun üzerinde oynayanlar evin kime ait olduğunu hemen anlamışlar. Sakat kadını kurtarmak için herkes koşuşturmaya başlamış. Bu arada göğü siyah bulutlar tamamen kaplayıp, rüzgar çıkmış. Buz çatlayıp, sallanmaya başlamış. Yaşlı kadını kurtarmak için, en son kişi de sahile varınca, gökyüzü yırtılır gibi olmuş. Fırtına ile birlikte dev dalgalar gölü örtmüş, buzlar kırılmış. Ama, hiç kimseye bir şey olmamış.

Hasta ve sakat kadın, bütün varını yoğunu ateşe vererek, şehir halkını kaçınılmaz bir ölümden böylece kurtarmış.

Günün Şiiri

Selam Tebriz’e!

kulağını ver, dinle,

bak asesbaşı ne diyor:

bu mahallede bizden bir gönül eri kayboldu, diyor,

derken ansızın biri yolda izini buldu, diyor.

Belirtilerini görün işte, diyor.

 

Ne zamandır onu aradık, yandık yakıldık.

Ne zamandır onu arayanlar her yanda dövündüler.

Ne üst kodular, ne baş.

 

Aşıkların kanı hiç eskimiyor, unutulmuyor.

Aşıkların kanı nasılsa hep öyle kalıyor.

Hep öyle taze, sıcak.

 

Bu eski bir kan davasıdır deme sakın

Atma kulağının arkasına sen şu lafı:

Kan bir kere eskidi mi kararır, kurur ama,

aşıkların kanı durmayacak, gönüllerinden biteviye akacak.

 

Bu bucağa sığınan senin bakışındır.

O büyük sağrağı sunan senin nerkis gözlerin.

Sarhoşa gelen de onlar, gönüller çalan da ınlar,

adamı canevinden vuran da onlar

Mevlana Celaleddin Rumi

Anacığım

-Anneme ve bütün annelere-

Nasıl hatırlamam anacığım nasıl?

Kaç geceler bana ninni söylerdi,

Hasta olunca oydu başucumda bekleyen,

Biraz yorulmayayım, üzülmeyeyim, hemen

Alır kucağına okşardı, saçlarımı öperdi.

 

Nasıl hatırlamam anacığım nasıl?

Uzun kış geceleri masal masaldı.

Güzel çoban kızları, iyi kalpli sultanlar,

Bir suyun akışı gibi geçip gitti zamanlar

Şimdi ne o dünkü çocuk, ne de o masal kaldı.

 

Nasıl hatırlamam anacığım nasıl?

Yıkayan oydu mürekkep lekeli parmaklarımı.

Akşam biraz geciksem yollara düşerdi .

Sokağa çıkarken «Yavrucuğum üşütme» derdi.

Hemen bir kazak örerdi biraz boş kaldı mı.

 

Nasıl hatırlamam anacığım nasıl?

Bilirim yine kalbinde yerim anacığım.

Selam sana Kadınlar Günü İstanbul’dan.

Yeni dönmüşçesine bir akşam okuldan,

Vefalı ellerinden öperim anacığım.

Ümit Yaşar OĞUZCAN

 Gözleri Siyah Kadın

Gözleri siyah kadın o kadar güzelsin ki

Çok sevdiğim başına yemin ediyorum ben

Koyu bir çiçek gibi gözlerin kapanırken

Bir dakika göğsünün üstünde olsa yerim

Ömrümü bir yudumda ellerinden içerim

Gözleri siyah kadın o kadar güzelsin ki.

Nazım Hikmet RAN

Günün Sözü

İnsanlar genellikle birbirlerinden nefret ederler çünkü birbirlerinden korkarlar; birbirlerinden korkarlar çünkü birbirlerini tanımazlar; birbirlerini tanımazlar çünkü iletişim kurmazlar; iletişim kurmazlar çünkü sınıflara ayrılmışlardır…
Martin Luther KİNG

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here