1-Bir Çorap Ne Anlatır?… 2-Adı Deli… Kimin Aklı?

0
11

Dr. Öğretim Üyesi ‘necmi cemal’…

Bir Çorap Ne Anlatır?

Bir ilan gördüm bugün. Kısa, sade… ama düşündürücü: “İkinci kalite temiz bay-bayan soket çoraplar…” İnsan durup düşünüyor. “İkinci kalite” ne demek? “Temiz” neyi anlatıyor? Ve en önemlisi… Bir çorap üzerinden bile hayatın nasıl özetlenebildiğini fark ediyorsunuz.

Çorap dediğimiz şey sadece bir giyim ürünü değil. Bir dönem… Bir ihtiyaç… Hatta bir yokluk hikâyesi… 1940’lı yıllar… Naylon çoraplar piyasaya çıkıyor. Kısa sürede milyonlarca satılıyor. Çünkü o çorap, sadece bir çorap değil; Normalleşmenin bir işareti. Ama sonra… Savaşın gölgesi yeniden düşüyor. Aynı çorap bu kez piyasadan çekiliyor. Çünkü hammaddesi… Artık gökyüzünde. Paraşütlerde. Ve bir ürün… Bir anda yok oluyor. Peki insan ne yapar? Vazgeçer mi? Hayır.

O dönemde bazı kadınlar… Çorap yok diye geri adım atmıyor. Kalem alıyorlar. Bacaklarına çizgi çekiyorlar. Motifler çiziyorlar. Yani… “Yoksa yok demem.” diyorlar. “Ben var gibi yaşarım.” diyorlar. İşte insan bu… Bugün de farklı mı? Değil. Sadece çorap gitti, yerine başka şeyler geldi.

Bugünün çorabı… Cep telefonu. Bir ihtiyaç mı? Evet. Ama aynı zamanda… Bir gösterge. Bir iletişim aracı mı? Evet. Ama bazen… İletişimsizliğin de sebebi. Dün insanlar, varmış gibi görünmek için çizgi çekiyordu. Bugün insanlar, mutluymuş gibi görünmek için filtre kullanıyor. Dün yokluk vardı. Bugün fazlalık. Ama değişmeyen bir şey var: İnsanın “görünme” ihtiyacı.

Şehir dediğin… Vitrinde görünen değil, gün içinde hissedilendir. Sessiz detaylarda saklıdır. En çok da kimsenin bakmadığı yerde kendini belli eder. Bir şehri anlamak için… Büyük projelere bakmanıza gerek yok. Küçük işaretlere bakın. Bir çoraba… Bir ilana… Bir kaldırıma… Orada gerçek saklıdır. Bugün bir şehirde… Gerçek ihtiyaç nedir? Gerçek öncelik nedir? Bazen bunu anlamak için büyük bütçelere değil, küçük detaylara bakmak yeterlidir.

Çünkü mesele… Çorap değil. Telefon değil. Mesele; insanı anlamak. İhtiyacı doğru okumak. Ve gösteriş ile gerçeği ayırabilmek. Unutmayalım… İkinci kalite olan ürün değil, bazen bakış açımızdır. Ve temiz olan sadece çorap değil, niyettir. Bugün bir çorap ilanı; Bize bunu hatırlattı. Yarın… Belki başka bir şey. Ama görebilene… Her şey bir işarettir. Ve belki de en önemlisi bir şehri değiştirmek, önce o şehri gerçekten görebilmekle başlar.

Adı Deli… Kimin Aklı?

Bursa sokaklarında bir isim dolaşırdı… Kimi “Deli Ayten” derdi, kimi görmezden gelirdi, kimi de sadece susardı. Elinde bir cümbüş… Kimi zaman bir köşe başında, kimi zaman bir kaldırım kenarında… Kendi ritmini çalar, kendi dünyasını kurardı. Dinleyen az… Anlayan daha da az… Oysa bazı insanlar, aklını değil toplumun vicdanını taşır omuzlarında.

Kalabalıklar içinde yürüyen birini düşünün… Üzerine konuşulan ama kendisine kulak verilmeyen… Herkesin gördüğü ama kimsenin gerçekten bakmadığı birini… İşte mesele tam da burada başlıyor. Bir insana isim vermek kolaydır. Etiketlemek daha da kolay… Zor olan ise anlamaktır. Toplum olarak garip bir alışkanlığımız var: Anlamadığımızı dışlarız… Alışık olmadığımızı küçümseriz… Bize benzemeyeni ya yok sayarız ya da bir sıfatın içine hapsederiz. “Deli” der geçeriz. Ve o kelimeyle birlikte sorumluluğumuzu da üzerimizden atarız.

Oysa şehir dediğin sadece yollar, binalar, kavşaklar değildir. Şehir dediğin… insanı taşıyabilme kapasitesidir. Bir şehirde; en güçlü olan değil, en kırılgan olan ne kadar yer bulabiliyorsa… işte o şehir o kadar “şehirdir.” Bugün akıllı şehirlerden bahsediyoruz. Sensörler, veri merkezleri, yapay zekâ sistemleri… Peki, bir soru: Bir şehir… bir insanı anlayamıyorsa, gerçekten ne kadar akıllıdır?

Yıllar geçti… O sokakların sesi sustu. Ama ilginçtir… Bir zamanlar yüzüne bakılmayan o insanın, bugün heykeline bakılıyor. Dün “deli” denilen bugün hatırlanan… Bu da bize şunu gösteriyor: Toplum bazen çok geç anlar. Belki de mesele Ayten değildi… Mesele, bizim bakışımızdı. Kim bilir… Belki de “deli” dediğimiz, bizim görmediğimizi görüyordu. Belki de o; cümbüşünün tellerinde, bizim kaybettiğimiz sesi taşıyordu.

Her talep karşılanmaz, evet… Ama her insan görülmek ister. Ve bazen… bir toplumu anlatan şey, en güçlüleri değil, en yalnız bırakılanlarıdır. Adı “deli” kaldı hafızalarda… Ama geriye bir soru kaldı: Gerçekten kim akıllıydı?

… … …

“50’de üç tamamlandı… Şimdi, yazıların kitaba dönüşme sürecine eşlik etme zamanı. Bir hafta boyunca matbaa kokusunun içindeyim. Kısa bir ara… Ama aslında yeni bir başlangıcın hazırlığı…”

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here