Umut!

0
148

Ne zaman ‘umut’ ışığıyla çekmek istesem yarınların fotoğrafını, dünlerde kalan rengi sararmış albümlerden Ali Rıza Binboğa’nın “Özgürlük ve barış, tüm insanların, Özlemi olacak yarınlarda” diye başlayan ezgisinden “uçsuz bir mavilik” düşer gözlerimin kadrajına..

Dinlerken, “Anam, babam, kardaşım, Eşim, dostum, yoldaşım, Daha da mutluyuz yarınlarda” dizeleriyle devam eden söz konusu ezgiyi, geleceğin hasret haritalarından bir ada/vaha duyumsamasıyla yaşarım umudu..

Barış, kardeşlik ezgilerinden duyumsadığımız umut adaları yoksa bir ütopya mı? Yoksa serap mı körlüğümüzü zedeleyen gözyaşı vahaları? Yol haritalarına ütopik de olsa bir ada/vaha çizemeyenler değil midir zaten kavga, öfke, kin hararetleriyle göllerdeki suları da buharlaştırıp çöle çevirenler? Ki o adalar, vahalarla haritalanmıyor mu zaten hayat denilen o mistik atlasımızın sayfaları? Zihin gemilerimizdeki sular bitmeden, beden topraklarımızdaki sular yitmeden ulaşabilmek yaşam atlasımızın haritalarında  o mistik adalara, vahalara..

Umut sözcüğüyle her ne kadar ada/vaha resimleri fotoğraflansa da yüreğimin odasında;  Wittgenstein’in; “Bir insan kilitli olmayan fakat içeri doğru açılan bir kapıyı boyuna itiyor, çekmek aklına gelmiyorsa, odadan kurtulma umudu yoktur” sözü gelir aklıma.. Gelir aklıma, N. Fazıl’ın, “Bir Adam Yaratmak.” adlı eserinden,  “Sana manevi kapı kapalı, sen maddi bir kapının yüzüne çarpılmasını bekliyorsun!” cümlesi.. Ki, “Körlüğü zedeledim! Kendimin dışına çıkmak isterken kendime rast geldim!” diye haykırır şair söz konusu eserinde.. Haykırır, “Çerçeveyi bırak, resme bak!” diye..

Kendi beden konağımızın içeri doğru açılan kapılarını, sürekli dışarıya doğru itmek mi yoksa körlüğün tarifi? Kendi dışımıza çıktığımızda, kendimizle karşılaştığımızdan habersiz yabancılaşma yolculuklarımızda mı yoksa? Yoksa acaba içimiz veya dışımızdaki labirentlerin kapısız penceresiz koridorlarında kaybolmak mı? Zedeleyebilmek için körlüğü, çerçevesiz bakmak gerekiyor diyebiliriz resimlere.. ‘Emperyalist savaşlar’ nedeniyle yerinden yurdundan kopartılan mültecilerin çıktıkları “Umuda Yolculuk” resimlerine mesela.. Ki, ada ütopyasıyla kulaçladıkları denizlerde boğulan, gözyaşı serabında vaha sanrısıyla koşarken kucağında bebesiyle ‘çelmelenen’  mültecilerin çıktıkları ‘umuda yolculuk’ resimlerine.. “İnsanlığa atılan çelme” çerçevesiyle resimlenen “umut,” sahi, acaba kaçıncı durakta? Cevabı, Nazım’ın, “6 Aralık 1945” başlıklı şiirinde; “Onlar ümidin düşmanıdır, akarsuyun, meyve çağında ağacın, serpilip gelişen hayatın düşmanı!”

Kayıtlıdır mutlaka miladi geçmişle, hicri gelecek arasında asılı duran ömür takvimimizin her yaprağında umut.. Dolayısıyla kopartılsa da, yeni yapraklarda yeşerir hayat  nefhası anlamında nefesimizin her anının bu ışıklı sözcüğü.. Kaybedersek bu ışıklı sözcüğü, kalmaz ki çünkü bir anlamı hayatımızın..

Bir resim sergisinde,  “ev” tablosunun önünde uzun süre bekleyen izleyiciyi fark etmiş ressam.. Resminin beğenildiğini umarak gelmiş yanına.. İzleyici, tablodaki evin kapı ve penceresini göstererek “perspektif hatası yapmışsınız” demiş ressama ve eklemiş: “Bu evin kapısı da penceresi de açılmaz, umarım içinde kimse yoktur!” Kapı, pencere kapalı.. Umut yok! Kapı, pencere açık.. Umut var! İyi de, ya, içimizde veya dışımızdaki labirentlerin kapısız penceresiz koridorlarında? Nerede duyumsarız umudumuzun varlık, yokluk anlamını? Çerçeveli alandaki kapı, pencere sözcüklerinde mi? Yoksa ışıklı maviliğin derinlikli hacmini içeren kapalı veya açık eylemlerinde mi? Maddi kapıları çarpıp çıkmadan nasıl duyumsayabiliriz ki o sonsuzluğa açılan hayat nefhası anlamıyla umudumuzu?

Umut; mana penceresinden bakıp madde kapısından çıkarak, duvarsız bir görüşle zamansız mekânları zihinlerimize resimleyen ışık..Umut; kimi kez bitti denilen duraklarda kara tren manevrası..  Kimi kez battı denilen denizlerde mavi yelken heyamolası..  Umut; kimi kez sarışın ekinlerde yeşeren başak.. Kimi kez yeşeren ekinlerde sarışın başak.. Umut, göğüs kafesimizdeki yüreğimizin sesi, barış örneği sözcüklerimizin nefesi umut.. Umut, Binboğa’nın “Ağlamak yok, gülmek var! Düşmanlık yok, dostluk var!”  örneği, tüm insanlığın gönlüne dolacak Yunusça nefeslerde..

Dostluk, kardeşlik, birlik, beraberlik, paylaşma, dayanışma, sevgi, barış ve umut dolu, Yunusça yaşamın nefesiyle kutluyorum Kurban Bayramınızı..

Selam ve saygılar… ozdemirgurcan23@gmail.com

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here