Taşın Hikâyesi…

0
85

Günaydın sevgili okuyucularım nasılısınız bu sabah? Yeni yıl geldi gelecek derken günler hızla geçmeye başladı bile. Ve hayat normale dönmeye! Yani kadın cinayetleri örneğin… Adam barışmayı reddeden eski eşini bıçaklayarak öldürüyor ve sokağa bırakıyor sonra elini kolunu sallayarak gidiyor. Sanki yaptığı dünyanın en doğal şeyiymiş gibi. Bu kadar basit… Olmamalı öldürmek eylemi ya! Nasıl bir şey bu? Nasıl bir ruh durumu, nasıl bir vahşet, adam kadını bıçakla delik deşik edip kalkıp gidiyor? Nasıl bir soğukkanlılık? İnsan olan bir insan bir karıncayı bile incitmemek için yol değiştirmek zorunda oysa. Ama geldiğimiz nokta akıllara zarar…

Ve bugün sayfamı hikâye ve şiirlerle doldurmak istiyorum akla zarar her şeye inat. Ve şimdi sağlık, sevgi ile hep birlikte kalalım sevgili okuyucularım diyorum. Yase

Taşın Hikâyesi

Genç bir Yönetici, yeni Jaguarı içinde kurulmuş, biraz da hızlıca, bir mahalleden geçiyordu. Park etmiş arabaların arasından yola fırlayan bir çocuk olabilir düşüncesiyle dikkatini daha çok yol kenarına vermişti. Bir şeyin yola fırladığını görünce hemen fren yaptı ama aracı durana kadar geçen mesafede. Yola çocuk fırlamadı. Bunun yerine, yepyeni arabasının yan kapısına büyükçe bir taş çarptı. Adam hızlıca frene yüklendi. Ve taşın fırlatıldığı boşluğa doğru geri geri gitti.

Sinirlenmiş olan genç adam arabasından fırladı ve taşı atan çocuğu kaptığı gibi yakında park etmiş olan bir arabanın gövdesine sıkıştırdı. Bunu yaparken de bağırıyordu: Sen ne yaptığını sanıyorsun serseri? Bu yaptığın ne demek oluyor? O gördüğün yepyeni ve pahalı bir araba ve attığın o taşın mahvettiği yeri düzelttirmek için kaportacıya bir sürü para ödemek zorunda kalacağım. Neden yaptın bunu?

”Küçük çocuk üzgün ve suçlu bir tavır içindeydi. “Lütfen, amca, lütfen kızmayın. Ben çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim, bilemedim. Taşı attım çünkü işaret etmeme rağmen diğer arabalar durmadı. Çocuk, gözlerinden süzülen yaşları elinin tersiyle silerek park etmiş bir aracın arkasına işaret etti. “abim orada. Yokuştan aşağı yuvarlandı ve tekerlekli sandalyesinden düştü ve ben onu kaldıramıyorum.”

Çocuğun şimdi hıçkırıklardan omuzları sarsılıyordu ve şaşkın adama sordu : “Onu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturtmama yardım edebilir misiniz? Sanırım abim yaralandı ve benim için çok ağır.

Ne diyeceğini bilemez halde, genç yönetici, boğazındaki düğümden yutkunarak kurtulmaya çalıştı. Yerde yatan sakat çocuğu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturttu, cebinden temiz ve ütülü mendilini çıkartıp, çeşitli yerlerinde oluşmuş ve kanayan yara ve sıyrıkları dikkatlice silmeye çalıştı.

Bir şeyler söyleyemeyecek kadar duygulanmış olan genç adam, abisinin tekerlekli sandalyesini iterek yavaş-yavaş uzaklaşan çocuğun ardından bakakaldı. Jaguar marka arabasına geri dönüşü yavaş-yavaş oldu ve yol ona çok uzun geldi.

Arabanın yan kapısında taşın bıraktığı iz çok derin ve net görülür şekildeydi ama adam orayı hiçbir zaman tamir ettirmedi. Oradaki izi, şu mesajı hiç unutmamak için sakladı: Hiçbir zaman yaşamın içinden, seni durdurmak ve dikkatini çekmek için birilerinin taş atmasına mecbur kalacağı kadar hızlı geçme.

Yaratıcı ruhumuza fısıldar ve kalbimizle konuşur. Bazen, onu dinlemek için vaktimiz olmuyorsa, bize taş fırlatmak zorunda kalır.

Fısıltıyı dinle… Veya taşı bekle.

Seçim senin..!

& & & & &

KÜÇÜK ÇOCUK

Gözlerinde inci yüreğinde sancı
Karanlıkta kaybolmuş ağlıyor küçük çocuk
Belki evin yokmuş senin anan-baban yokmuş senin
Kimselerin yokmuş senin belki seni hor görmüşler
Ne olursa olsun olsun ne olursa olsun
Zaman akıp gidecek günler gelip geçecek
Belki bir gün gelecek teselliyi bulacaksın küçük çocuk

Gözlerinde inci yüreğinde sancı
Karanlıkta kaybolmuş ağlıyor küçük çocuk
Türlü türlü derdin varmış dertler seni senden çalmış
Hakkın olan üç kuruşu o yabancı eller almış
Ne olursa olsun olsun ne olursa olsun
Zaman akıp gidecek günler gelip geçecek
Belki bir gün gelecek teselliyi bulacaksın küçük çocuk

Serdar YILDIRIM

Günün Fıkrası

PASAPORT

Amerika’da zencinin biri pasaportunu kaybetmiş. Tam da Türkiye’ye tatile gideceği gün… Aksilik bu ya… Uçağı kaçıracak, kara-kara düşünürken yolda bir pasaport bulmasın mı? Hemen almış yerden,bir bakmış Leanardo di Caprio’nun pasaportu…

‘Ne olursa olsun’ demiş ve şansını denemeye karar vermiş. Çıkarmış Leonardo’nun fotoğrafını, kendi fotoğrafını yapıştırmış. Uçmuş Türkiye`ye.

Atatürk hava limanında görevli gümrük memurunun karşısına geçmiş. Kim olabilir memur. Tabi ki Temel… Temel almış pasaportu eline, adamın ismine bakmış: “Leonardo di Caprio” fotoğrafa bakmış, bir beyaz.

Adama bakmış zenci… Bir kaç şaşkın bakıştan sonra Temel öbür masaya seslenmiş, “Ula Cemal, bu titanik batmış mıydı, yanmış mıydı???”

Günün Şiiri

SEVGİLERDE

Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya herşeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı
Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı

Behçet NECATİGİL

“ANLAR”

“Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım…
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,

Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım…
Temizlik sorun bile olmazdı asla…
Daha çok riske girerdim…

Seyahat ederdim daha fazla…
Daha çok güneşin doğuşunu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim…

Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye…
Gerçek sorunlarım oludu hayali olanların yerine…
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım…
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu hayatta…

Farkında mısınız bilmem, yaşam budur zaten…
Anlar, sadece anlar…
Siz de anı yaşayın…
Hiçbir yere yere yanında su, şemsiye ve paraşüt almadan,

Gitmeyen insanlardandım ben…
Yeniden başlayabilseydim eğer ,hiçbir şey taşımazdım yanımda…
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım…

Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla…
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer…
Ama işte 85’indeyim ve biliyorum ki…

ÖLÜYORUM….

Arjantin/1985 Jorge Luis BORGES

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here