Karanlık Önümüz! Işık, Doğru Tedbirde Gizli!

0
56

Günaydın sevgili okuyucularım, nasılsınız bu sabah? Valla iyi miyiz, kötü müyüz bilemiyoruz. Her taraf karanlık önümüzü göremiyoruz artık. Korona ve ekonomi bir yana meclisteki kavga gürültü gündemimizi işgal ederken sinirlerimizi daha çok geriyor. Kullanılan dil, iftiralardan, atışmalardan fenalık geldi. Yapılan açıklamalar ise el insaf dedirtiyor.

“Kuru ekmek yiyenler aç değilmiş” örneğin, “Ülkede yoksulluk bitmiş” örneğin! Bazıları üç yerden maaş alırken diploma sorgulanıyor ne yani on tane üniversite bitirse 3 yerden maaş alması normal olabilir mi? İnsanlar faturalarını ödeyemezken. Esnaf kan ağlarken bir eli yağda bir eli balda yaşayanlar böyle garip açıklamalar yapıyorlar ve biz düşünüp taşınıyoruz; “Acaba biz gerçekten zengin miyiz yoksa bizi aptal mı sanıyorlar?” diye.

Biz kesinlikle aptal değiliz ama gerçekten çok zenginiz çok şükür! Kendimizi kandırmadığımız, hala adalete inandığımız için, insanları acayip şeylerle yaftalamadığımız için, duygudaşlık yapabildiğimiz için, hatta bu acayip açıklamaları yapanları bile anlamaya çalıştığımız için, yalancı, riyakar olmadığımız için zenginiz. Çok zenginiz çokk!!..

Ama Korona Hanım da ahtapot sanki! Dört bir yandan sarmış etrafımızı ancak o ahtapotsa kendi doğasını yaşıyor ya biz? Bizde kendi umursamaz kaygısız vurdumduymaz tavrımızı sürdürüyoruz. Her dört kişiden birinin hasta olmasının tek nedeni, hastalık yapan virüs değil, virüse geçit veren yayan biz! Eğer önlemlerimizi doğru ve zamanında almış olsaydık bu kadar yayılmasının önüne geçebilirdik. Ama biz hala vurdumduymaz halimizle onu besleyip duruyoruz. Millet aşı olmaya başladı biz hala doğru düzgün maske kullanmasını bilmiyoruz ya çenemizde ya burun altında, bir yandan da sigaramızdan ödün vermiyoruz. İlla da sokakta bir şeyler yiyeceğiz!

İngiltere’de salgın kontrol altına alınmışken şimdi yeniden mutasyona uğrayarak ortaya çıkmış. Demek neymiş? Hiç gevşemeye gelmiyormuş, her an tedbirli olmak gerekiyormuş.

Aşı bile yeterli gelmeyebilir bazı bünyelerde hiç etkili bile olmayabilirmiş zaten hastanelerde ters falan yaptırmazsınız, özel yaparsanız artık yapanın vicdanına kalmış. 250’den 750’ye kadar çıkıyor ücret. Eh her kriz zenginini yaratır. o fırsatçılara meydan vermemek için ne yapmalı? Zorunlu olmadıkça sokağa çıkmamalı, maske düzgün kullanılmalı ve kurallara uyulmalı! Bu o kadarda zor olmamalı değil mi?

Ve sevgili okuyucularım yazı yazmak gerçekten zor bu günlerde çünkü yaz sil durumları sürüp gidiyor. Ve içimizi yakan geçmiş hiç unutulmuyor! Elim varmıyor yazmaya dilim varmıyor söylemeye ama içim acıyor! İçimin acısı, kayıplardan çok yapanların vahşetinin yanlarına kalması ve insanları bunca vahşete iten benlikleri ne kadar da zalimmiş?

Ve sevgili okuyucularım şimdilik sağlıkla ve sevgiyle kalalım, ayrımsız-gayrımsız, malum insanların dışında… Yase

& & & & &

Çocuk

Yırtık pırtık paltolar giymiş iki çocuk kapımı çaldılar. “Eski gazeteniz var mı bayan?” Çok işim vardı. Önce hayır demek istedim ama ayaklarına gözüm ilişince sustum. İkisinin de ayaklarında eski sandaletler vardı ve ayakları su içindeydi. “İçeri girin de, size kakao yapayım” dedim.

Hiç konuşmuyorlardı. Islak ayakkabıları halıda iz bırakmıştı. Kakaonun yanında reçel, ekmek de hazırladım onlara, belki dışarıdaki soğuğu unutturabilir, azıcık da olsa ısıtabilirdim minikleri. Onlar şöminenin önünde karınlarını doyururken ben de mutfağa döndüm ve yarıda bıraktığım işlerimi yapmaya koyuldum. Fakat oturma odasındaki sessizlik dikkatimi çekti bir an ve başımı uzattım içeriye.

Küçük kız elindeki boş fincana bakıyordu. Erkek çocuğu bana döndü “Bayan, siz zengin misiniz?” diye sordu. “Zengin mi? Yo hayır!” diye yanıtlarken çocuğu, gözlerim bir an ayağımdaki eski terliklere kaydı. Kız elindeki fincanı tabağına dikkatle yerleştirdi ve “Sizin fincanlarınız, fincan tabaklarınız takım” dedi.

Sesindeki açlık, karın açlığına benzemiyordu. Sonra gazetelerini alıp çıktılar dışarıdaki soğuğa. Teşekkür bile etmemişlerdi ama buna gerek yoktu. Teşekkür etmekten daha öte bir şey yapmışlardı.

Düz mavi fincanlarım ve fincan tabaklarım takımdı. Pişirdiğim patateslerin tadına baktım. Sıcacıktı patatesler, başımızı sokacak bir evimiz vardı, bir eşim vardı ve eşimin de bir işi… Bunlar da fincanlarım ve fincan tabaklarım gibi bir uyum içindeydi.

Sandalyeleri şöminenin önünden kaldırıp, yerlerine yerleştirdim. Çocukların sandaletlerinin çamur izleri, halının üzerindeydi hâlâ. Silmedim ayak izlerini. Silmeyeceğim de. Olur, unutuveririm ne denli zengin olduğumu…

Günün Şiiri

Karanfil

Yarin dudağından getirilmiş
Bir katre alevdir bu karanfil,
Gönlüm acısından bunu bildi!

Düştükçe vurulmuş gibi, yer yer
Kızgın kokusundan kelebekler;
Gönlüm ona pervane kesildi.
Ahmet Haşim

Kış

Yine kış,
Yine şems-i mesâda, ah o bakış,
Yine yollarda serseri dolaşan
Aşiyansız tuyûr-ı pür-nâliş…

Tehi kalan ovalar
Sükût eder sanılır mevsimin gumûmuyla
Harab olan sarı yollarda kalmamış ne gelen,
Ne giden,
Şimdi yalnız kavâfil-i evrâk
Mütemâdi sürüklenir bir uzak
Ufk-ı pür-ıztırâb u nevmide.

Yine kış, yine kış,
Bütün emelleri bir ağlayan duman sarmış…
Ahmet Haşim

Günün Sözü

En büyük acı, başkaları ile paylaşmaya cesaret edemediğin acıdır.
Charles Bukowski

Hayat gerçekten basit ama biz karmaşıklaştırmakta ısrar ediyoruz.
Konfüçyüs

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here