Bazen Yorumsuz!

0
54

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Oku, düşün, yaz, çiz ve sonra sil. İşte sabahtan beri yaptığım  iş. Yazıp silerken Can Dündar ve Erdem Gül  tutuklandı. Diyarbakır’da Baro Başkanı Tahir Elçi basın açıklaması yapmasının ardından teröristlerle çıkan silahlı çatışmada hayatını kaybetti. Bir polis memuru şehit  ikisi yaralı… Şehitlere ve Elçi’ye Allah’tan rahmet ailelerine baş sağlığı,  yaralılara da acil şifalar diliyoruz. Saldırının kimler tarafından gerçekleştirildiği araştırılıyor. Suriye, Rusya tarafından bombalanıyor, düşürülen uçakların acısını çıkarırcasına. Ege sahillerine yine çocuk cesetleri vuruyor oysa umuda doğruydu yolculukları. İnternette dolaşan mesajlar dudak uçuklatıyor! Korku dağları bekliyor. Soğukkanlılığımızı korumanın tamda zamanı iken yangına körükle gidiyoruz nerdeyse. Ve bu yüzden ne yazdıysam içimden geçen, hepsini sildim ne çizdiysem de. Sadece bu yazdıklarım tarihe bir çentik atmış olmak için kısa bir not niteliğinde. Yorumunu ise kendimle bile paylaşmıyorum.

Ancak içinizde bir şey varsa illa çıkacak bir yer arar. Ne kadar ertelerseniz erteleyin o çıkacak zamanı bulur.  Ve sanırım şimdi erteleme zamanı yine. Bakalım ne zamana kadar direncim sürecek?

Bu sabah, geçtiğimiz sabahlardan başka olacak diye uyandım oysa?! Ancak her gelen gün diğerini aratıyor ve umutsuzluk sarıyor içimizi ve artık biliyoruz ki hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Artık hafif  yazılar yazılmayacak. Artık düşlere dalınmayacak. Artık, kaygısız kahkahalar  olmayacak  ama gözler her zamankinden ciddi bakacak her şeye. Doğruyu yanlışı kişiye göre değil hakka göre görebilmeye daha çok çalışacak. Kalemim kimseyi haksız yere yermeyecek ya da yalakalık yapmayacak. Ne olursa olsun şartlar.

& & & & &

Bu sabah başkaydı bendeniz için dedim ya? Geçenlerde  arkadaşlarımdan  birine çok kırılmıştım. Çok ama çok… Ve ilişkiyi koparmışım. “Asla yeniden olmaz” diye “oysa  her zaman asla, asla  deme” derim kendime  ve herkese. Çünkü asla olamaz dediğiniz şey bir bakmışsınız olur. Ve siz başınızdan büyük bir laf etmiş olursunuz ki bende başımdan değil bedenimden büyük laf etmişim. Ve  o arkadaşımı eskisi gibi değil ama en azından konuşturma babında bir hareket yapabilirim diye düşündüm bütün gece. Ve bu sabah  kendime “bunu neden yapıyorsun?” diye sordum.

Aldığım yanıt net. “Çünkü benim yapım bu, kimseye bana davrandığı gibi kötü davranamıyorum. Yalan yok davranmak istiyorum hatta daha kötüsünü yapmak istiyorum. Ama olmuyor. Yapamıyorum. İçimden güçlü bir ses; “Salak mısın?” diyor, “aranızda bir fark var, sen onu yok mu edeceksin ve sonra eline ne geçecek? Mutlu olacak mısın yaptığından?” diye soruyor.

Hayır…

Peki  o zaman kötü olmanın esprisi ne?

Allah biliyor ya barışmak istemiyorum. Ama kötü olmakta istemiyorum. Herkese davrandığım gibi davranabilirim ona da diye düşünüyorum. Böylece kendimi daha az huzursuz hissedebilirim. Ancak bütün teşebbüslerim sonuçsuz kaldı. Olmuyorsa olmuyor o zaman ne yapacaksın? Bırak gitsin. Bende böyle yaptım. Keşke herkes  böyle yapabilse kolay değil ama gerekli. Vazgeçmeyi bilmeli herkes.

Ve sevgili okuyucularım. Huzursuzluğun karanlığı korkutucu bu günlerde bütün bu yaşananlar ve üzerimizde dolaşan kan duman kokulu savaş rüzgarları! Ancak hayat akmaya devam ediyor. Ve bu kargaşada yine “an”ların kısacık gücüne  sığınıyoruz. Dayanabilmek için… Ve şimdilik sağlık ve sevgiyle kalalım hep birlikte her şeye, herkese  inat… Yase

& & & & &

Ve Bir Kıssadan Hisse

İyi bilinen bir konuşmacı, seminerine 20 dolarlık bir banknotu göstererek başladı. 200 kişinin bulunduğu odaya, “Bu parayı kim ister?” diye sordu ve eller kalkmaya başladı ve konuşmacı “Bu parayı sizlerden birine vereceğim fakat öncelikle bazı şeyler yapacağım” dedi. Parayı önce buruşturdu ve dinleyicilere “Hala bu parayı isteyen var mı?” diye sordu, eller yine havadaydı.

Bu sefer, konuşmacı; “Peki bunu yaparsam?” dedi ve $ 20’i yere attı onun üstüne bastı, ezdi, pisletti ve para şimdi pis ve buruşuktu, fakat eller yine havadaydı ve o parayı herkes istiyordu. Ve konuşmacı söyle dedi “Arkadaşlarım burada çok önemli bir şey öğrendiniz. Burada paraya ne yaptıysam hiç önemli değil onu yinede istiyorsunuz, çünkü benim ona yaptığım şeyler onun değerini düşürmedi, o hala 20 dolar!”

yase-düşünce1

Hayatımızda çoğu kez verdiğimiz kararlar veya hayat şartları nedeniyle hırpalanır, canımız acıtılır, yerden yere vuruluruz, kendimizi kötü hissederiz, fakat ne olduğu yada ne olacağı önemli değil, hiçbir zaman değerimizi kaybetmeyiz, temiz yada pis, hırpalanmış yada kırılmış, bunların hiçbiri önemli değildir.

Seni sevenler senin ne kadar değerli olduğunu her zaman bileceklerdir, hayatımızın değeri ne yaptığımız veya kimi tanıdığımızla değil kim olduğumuzla alakalıdır. Sen mükemmelsin, bunu asla unutma. Her zaman elinde olanları düşün olmayanları değil…

Günün Şiiri

ESKİ BAKIR

Bir çığlığın içinde yakalıyorum seni

kaç kez Istanbulsu,

parıldayan, ısıtan, yakan bir alev gibi.

Üstünde uzun, pis, yalnız sokakların yağmuru…

Odaların, merhabaların, gülücüklerin sıkıntısı

tramvayların, vapurların sıkıntısı

yitmiş aşkların, yitecek aşkların

aynı vazoların, aynı öğütlerin, aynı yasakların sıkıntısı.

Yakalıyorum, öpüyorum, avutuyorum.

Karanlık etini kemiriyor,

vaktimiz kısa,

düşlerimizi kolluyorlar durmadan

durmadan kovuşturuyorlar.

Mendilimi ıslatıp alnına koyduğum

suyundan içtiğimiz hayat çeşmesi,

yalnız – geceler boyu uzanan kadını bakırlarda

durmadan horluyorlar.

Geyiğim, saklım benim.

bakma arkana, ne olur, aldırma,

onulmazlığımızdan büyük yapılar kurduk

horlandıkça aşkımız, derya.

Vaktimiz kısa,

karıncalara, rüzgârlara, sulara dokunmak

uyanan toprakları bilmek gerekiyor.

Ormanlar görmüş dolunayın tılsımını

ağlamayı utanmadan

dövüşmeyi bilmek

tırnaklarınla tutunmayı bilmek gerekiyor

aşağılandığımız, kollandığımızı bilmek gerekiyor.

Kapa tunç kapıları gece

Soğukta, kırgın, parasız milyon kişi.

Geyiğim, saklım benim,

ölüm dayanmadan kapıya

sev, öp, yitir beni.

Ahmet OKTAY

Günün Fıkrası

Sarı Bar

Temel eğlenmek için bir yer arıyormuş. Daha önce bir çok bara gitmiş fakat simdi gidecek farklı bir yer arıyormuş.Bir arkadaşı ona Sarı Bar adlı bir yer önermiş.Oda gitmiş fakat diğer yerlerden hiçbir farkı yokmuş.Neyse demiş içkisini içmiş tuvalete gitmiş . Bir de ne görsün altın bir pisuar var. Çok şaşırmış daha sonra pisuara işeyip gitmiş. Öbür gün yine gelmiş ve içkisini içip tuvalete gitmiş. Bir de ne görsün altın pisuar yerinde yok. Barmene gidip, “Tek farkınız altın pisuardı, şimdi o da yok” demiş. Barmen barda oturan iri yarı adama dönüp “Necmi abii senin saksofona işeyen adam geldi” demiş.

Günün Sözü

Varacağın yeri bilmiyorsan vardığın yerlerin hiçbir önemi yok. Hoşgörü, yapılan her şeyin kolayca kabul edilip onaylanması değildir. Hoşgörü, başkalarının görüşlerini anlama yeteneği ve acı bir duygu beslemeden, anlayışlı bir tartışma arzusudur.

Macintosh

Yüksek mevkiler, her eşyayı büyülten bazı camlar gibidir. Bu mevkilerde bütün kusurlar olduklarından daha büyük görünür.

Fenelon

Hoşgörüsüzlük, insanın kendi davasına inanmasının bir kanıtıdır.

Gandhi

Doğruluk sonsuzluğun güneşidir, nasıl olsa doğar.

Wendell PHILLIPS

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here