Zaman Gelince…

0
13

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Her şeyin bir zamanı var ve o zaman geldiğinde; işte o zaman geldiğinde; ne yapmak gerekiyor bilemiyor insan! Yani şimdi “keşke benden iki tane ya da üç tane olsaydı” diye düşünüyorum. Çünkü zamanı geldi, doğurganlık zamanlarındayım şimdi. Ve korkunç derecede huzursuzum!

Düşüncelerimle aramda dünyalar var! Onlar bir yerde bendeniz bambaşka yerde. “İşte tam da şimdi bendenizden bir kaç taneye gerek var” diyorum. Bendeniz düşüneceğim, diğeri düşüncelerimi hayata geçirecek bir diğeri yetişmem gereken yerlerde olacak! Bir diğeri okumam gereken kitapları okuyacak ve bir beden de buluştuğumuzda kendimden memnun olacağım! Vavv kim istemez bunu ya? Var mı böyle dünya? Keşke olsaydı diye çok ciddi ve gerçekten sanki olabilirmiş gibi dileyerek yataktan kalktım… Rutin işler bile çok ağırıma giderek güne başladım!

Aklım atölyemde, başladığın portreyi bitirmek istiyorum ama yeni başladığım kitabım ağır basıyor her şeyi bırakıp yazmak istiyorum, akıyor üzerimden yazmam gerekenler, -kahvemden kocaman bir yudum çekiyorum avurtlarım yanıyor- ama dışarıda işim var, birleri ile buluşacağım… Bu önemli ama sokağa çıktığım an bütün işler kalacak, hemen akşam olacak, yürüyüş bile yapmayacağım çünkü güneş batmadan hava acayip kirleniyor ve yürüyüş yapmak hayal oluyor. Ve tabi atölyeye girmekte… Oysa her gün en az yirmi dakika yürümek istiyorum atölyemden çıktıktan sonra ve tabi yapmam gerekenlerin hiç birini yapamayacağım için bendeniz huzursuzluktan gebereceğim. Kaç gündür bu durumdayım çünkü…

Ve en kötüsü düşüncelerimle arama birileri girdiğinde oluyor. Bir türlü konuya yoğunlaşamıyorum tabi bu günlük yazılara da yansıyor. Of of doğurgan olmak gerçekten zorluyor bünyeyi. Ve sevgili okuyucularım tamda burada Halil Cıbran’dan minik bir  öykü anlatmak istiyorum…

& & & & &

Beden ve Ruh

Bir adam ve bir kadın, bahara açılan bir pencerenin önünde de yan yana oturmuşlardı. Kadın adama “Seni seviyorum. Yakışıklısın zengin ve her zaman iyi giyimlisin” dedi.

Adam da kadına “Seni seviyorum” diye karşılık verdi. “Güzel bir düşüncesin, ayrıca elde tutulamayacak bir şeysin, düşlerimdeki şarkısın sen”

Kadın öfkelenerek uzaklaştı ondan “efendim” dedi. “Derhal beni terk etmenizi istiyorum sizden, ben ne düşünceyim ne de düşlerinizden geçen bir şey. Ben bir kadınım. Beni bir eş ve gelecekte çocuklarımızın annesi olarak sevmenizi isterdim.”

Ve ayrıldılar.

Adam içinden şöyle diyordu; “İşte bir başka düş, tam da şu anda sise dönüşüyor”

Kadın da kendi kendine söyleniyordu; “Peki, beni sise ve düşe dönüştüren bir adama ne demeli?”

Ve sis ve düşlerde yaşayanlar ve gerçek hayatta yaşayanlar ve ikisini birleştirenler!

& & & & &

Mitolojide Aşk…

İlk olarak, platonik aşk… Bu terim, Platon’dan gelmektedir. (Bu kısım mitoloji değil gerçektir) Kendisi okulunda bir öğrencisine aşık olmuştur ve o zamanlar kızlarla erkekler ayrı ayrı eğitim görmektedirler. Buradan anlıyoruz ki Platon bir erkek öğrencisine aşık olmuştur ve karşılık alamamıştır, bu tür aşka da adını vermiştir (ama platonik aşkın homoseksüellikle bir alakası yoktur). Karşılıksız aşkın yansıması olarak Echo’nun hikâyesi bir örnektir… Echo’nun da kitaptan kitaba değişen hikâyeleri bulunmaktadır.

Pan, mitolojide çoban ve sürülerin yarı insan-yarı keçi tanrısıdır; flüt çalmaktadır ve yaptığı müzik, “panik” kelimesinin de kökenidir ve hareketli, neşeli, hatta gürültücüdür. Pan, bir gün küçük bir vadiden geçerken bir nenfin (nymph) şarkı söylediğini işitir. Bu bir orman perisi olan Echo’dur. Yalnızlığı seven, Zeus’un perileri olan “muse”lerden flüt çalmayı ve şarkı söylemeyi öğrenen bu genç kız Echo, insan topluluğundan ve tanrılardan kaçar, evlenmek istemezdi.

Onun ahenkli ve berrak sesini duyan Pan, ona karşı vahşi bir sevgi duydu. Onun yeteneğini kıskanan ve onun güzelliğinden istifade edemeyen bu keçisakallı mabut, etraftaki bütün çobanların yollarını şaşırttı. Bu şaşkınlıkla bir gün nenfe hücum ettiler, onu öldürdüler ve vücudunun parçalarını dağıttılar. O günden beri, her tarafa dağılmış olan Echo’nun kendine özel bir yeri yoktur. Gürültüyü duyduğu her yerdedir. Ölümden sonra da müzik hafızasını kaybetmemiştir. Kulağına çarpan sesleri tekrarlar.

Diğer bir masala göre de Echo’nun felaketine sebep olan Pan değil, baş tanrı Zeus’tur. Bir gün Çapkın Zeus arza inerek bazı güzel nenfleri ziyaret etmişti. Evlilik tanrıçası olan kıskanç karısı Hera onu yakalamak istediği zaman Echo onun dikkatini başka tarafa çekti ve uzun tutarak nenflerin saklanmaları için vakit kazandırdı; fakat Hera bu hileyi anlamıştı. Sözleriyle kendisini aldatmış olduğundan, ona ceza olarak söz söylemesini kısıtlayacağını bildirdi. Hera’nın emri yerine geldi. O zamandan beri Echo, hiçbir zaman ilk defa söze başlayamaz ve ona söz söylendiği zaman susamaz. Ancak durmadan işittiği seslerin son kısmını tekrar eder.

Başka bir masala göre de (ki bu bence en güzelidir), Echo, geyikleri kovalayan bir avcı gördü. Adı Narcisse olan bu genç avcıdan daha yakışıklı bir delikanlı az bulunurdu. Onu görür görmez Echo şiddetli bir aşka tutuldu. Gizlice onu takip ediyor, günden güne aşkı alevleniyordu. Derdini açığa vuramıyordu. Delikanlı da izlendiğini hissediyor ve rahatsız olup ormanlara kaçarak gizleniyordu. Ümitsizliğe kapılan Echo başarısızlığını saklamak için derin bir mağaraya kapandı. Artık dağlarda görünmez olmuştu. Beslediği aşk onu günden güne eritti. Bütün vücudu tükendi, kanı çekildi. Ondan geriye yalnız kemikleriyle sesi kaldı. Kemikleri kaya şeklini aldılar, sesi de her tarafta dolaşarak seslenenlere cevap verir oldu.

Diğer taraftan Narcisse’in “narsist kişilik bozukluğu”na da isim veren yersiz gururu tanrıları kızdırmıştı. Onun bu anlamsız gururunu ve katı kalbini cezalandırmak için, ona garip bir heves verdiler. Bir gün av ve yaz sıcağının yorgunluğu ile sakin ve şeffaf bir pınarın başına geldi. Su ayna gibi parlaktı. Narcisse su içmek için eğildi ve berrak suya yansıyan yüzünü gördü. Suda aksini görüp büyülenen Narcisse hareketsiz kalmıştı. Adeta aşkla aksine bakıyordu, hiçbir kuvvet onu oradan ayıramıyordu. Yavaş yavaş, güneşin altındaki buz gibi, renginin solduğunu ve eridiğini gördü.

Güneş onu yakarak bitirdiği zaman kız kardeşleri onun için ağladılar ve mezarının üstüne koymak için saçlarını kestiler. Cesedi götürmek için hazırlandıkları vakit, onun yerinde sarı ve beyaz bir çiçek buldular ki bu çiçek onun adını taşıyan nergistir…

& & & & &

Ve sevgili okuyucularım bünyemin dağınıklığını toparlayabilmek zaman alacak gibi. Ve şimdi sağlıkla, sevgiyle kalalım diyorum. Ayrımsız gayrımsız hep birlikte. Yase

Günün Şiiri

Vururlar Ceylan

Sanma ki dünyada mutluluk ganı
Gün gelir senide yorarlar ceylan
Nerede sevenlerın dostların hanı
En ince yerinden kırarlar ceylan

Cazibene kapılıp ınme engıne
Aldanma kentlerin simli rengine
Olurda düşmezsen kendi dengine
Seni bir soysuza verirler ceylan

Ne adalet kaldı ne güven kaldı
Mavi hulyaları caniler çaldı
Sevda şairlerleri göçünü aldı.
Seni de yad ele sürerler ceylan

Maskeli yüzlerde gülüşler yalan
Kelle avcıları ne sinsi yılan
Sen yine sümbüllü dağlarda dolan
Başına çoraplar ürerler ceylan

Yenilme nefsine toy düşlerine
Dayanamam sonra gözyaslarına
Ana baba kavim kardeşlerine
Acımadan tuzak kurarlar ceylan

Billir pınarlardan kana kana iç
Gizli patıkalar tenhalardan geç
Kalabalıklara mreak salma hiç
Alaca gövdeni vururlar ceylan
Muhittin ALACA

Çocuklarınız İçin

Savaş sonrası sayımlarda
Şu kadar ölü, şu kadar yaralı
Kadın, erkek sayısız kayıp…
Elden ayaktan düşmüş
Geride bir o kadar da sakat,
O kadar günleri anımsayalım diye…

Zorumuz ne, insan kardeşlerim,
Amacınız kökümüzü kurutmaksa,
Yetmiyor mu tayfunlar, taşkınlar,
Bunca aç, bunca sayrı, kırım, kıyım,
Sayısız işkence kurbanları…
En kötüsü,
Güngünden başımıza inen bu gökyüzü!

Bu toplanıp dağılmalar ne oluyor
Yüksek düzeylerde?
Neden alçakgönüllü değilsiniz,
Sözünüz mü geçmiyor birbirinize,
Hangi dilden konuşuyorsunuz?

Barışsa eğer istediğiniz
Uçaklardan başlayın işe
Önce çirkinleşen savaş uçaklarından…
Ya insanları bir yana bırakıp
Sivrisineklerin kökünü kurutun
Ya da bataklıkları!

Sonra geçin kara sineklere!
Ne kadar da çoğaldılar son sıcaklarda
Yer gök tüm karasinek,
Yaşamımızı karartmak için.
Bir güç denemesi yapsanız da,
Onların yaşamını siz karartsanız!
Yoksa siz de mi barıştan yanasınız,
Onların özgürlüğünden yana?

Kolay değil, barıştan yana olmak
Özveri gerek yüksek düzeylerde.
Gene de bir nedeni olmalı, diyorum.
Bu toplanıp-toplanıp dağılmaların…
Phantom’ların pazarlanması değilse
Denizaltıların sığınmasıdır
Dost limanlara
Ya sağcı gerillaların barındırılması…

Ah uzak görüşlü yetkililer,
Bıraksanız da büyük sorunları bir yana,
Biraz da ulusunuz için…
Halkınız için konuşsanız
Çocuklarınız için…
Kökleri kuruyup gitmeden!

Rıfat Ilgaz

Günün Sözü

Hiçbir şey için ‘benimdir’ deme sadece de ki ‘yanımdadır’… Çünkü ne altın, ne toprak ne sevgili, ne hayat, ne ölüm, ne huzur, ne de keder daima seninle kalmaz.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here