Ve Eylül…

0
13

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? “Eylül ayını seven var mı?” ne garip bir soru değil mi? Bendeniz severdim Eylül ayını biz zamanlar, okullu olduğum da… O zamanlar özgürdük, kaygısızdık, ortaçağın karanlık dehlizlerinden bihaberdik. Yalnızca bilgi yüklenirdi tazecik hafızamıza. Sevgi yüklenirdi, saygı yüklenirdi, sen, ben, o değildi hiç birimiz.

Eşitti okullar, aramızdaki tek fark sık sık yaptığımız bilgi yarışmalarından aldığımız sonuçlardı. Ve Türkçe dersinde hazırladığımız tiyatro oyunları idi. Hemen hemen yılda iki kez tiyatro oyunu hazırlar önce okul içinde sonra diğer okullarda sahneye çıkardık. Okullarımızın kocaman salonları vardı kitaplıktan başka.

Okulumuz tiril tirildi, uzun koridorlarında kayardık, merdivenlerden çok tırabzanları kullanırdık aşağı inmek için. Tabi bunun için kızarlardı bize gördüklerinde ama biz her fırsat bulduğumuzda yine oradan kayarak indik kocaman olan dek.

Toplu sinemalara gitmek, piknik yapmak ve daha birçok güzel etkinlikle ders çalışırdık. Kitaplarımız ansiklopedilerimiz vardı. Dersimizin kitapta olmayan bölümlerini oradan araştırırdık kimse bize dikte etmezdi.

Eylül ayı bizim için okulların açıldığı ay olduğu için güzeldi. Çünkü okullu olmak çok güzel bir şeydi. Aslında ailelerimiz de bu ayı severdi sanırsam, nihayet çocuklar birazcık durulacak evden uzaklaşacak diye zahir?

Ve şimdi Eylül ayı?

Maşallah masraf ayı, telaş ayı, sıkıntı stres ayı oldu daha doğrusu yaptılar. Kayıt parası başta geliyor.  Resmi alınmıyor, çünkü yasak ama okullar yolunu buluyor en azından 600 lira ile başlıyor bunlar normal okullar… Özellerini saymıyorum. Sonra çeşitli isimler altında dünyanın parası çıkıyor bu yoksulluk sınırında yaşayan velilerin cebinden. Kayıt öncesi çektikleri maddi manevi sıkıntılardan başka. Hadi okulla başladılar. Bu kez öğretmen seçimi başlıyor, veliler savaşıyor istedikleri öğretmene verebilmek için zavallı söz hakkı olmayan gözleri korkuyla açılmış cılız bacaklı çocuklarını. Anaokulları keza, aynı ve daha çok masraflı, aileler sıkıntılı borç harç içinde…

Okullar her sokakta nerdeyse açılıyor. Ama bir çok öğretmen ortalıkta işsiz güçsüz dolaşmaya devam ediyor. Çünkü okul yönetimleri bir öğretmene bin iş yüklüyor. İki üç öğretmenin yapacağını birinin omzuna yüklüyor sömürdükçe sömürüyor. Ve günümüzde sömürgecilik hiçbir çağda olmadığı kadar revaçta!

Kiraya verilen çocuklar ve tecavüze uğrayan çocuk yaşta gelinler, hunharca katledilen hayvanlar, otobüslerde herkesin gözü önünde tacize uğrayan genç kızlar ve tacizcileri iyi halden serbest bırakan zihniyetler.

Kadını ikinci sınıf olmaktan vazgeçtik insanlıktan çıkaran karanlık zihniyetler ve onların düzeni. Dünya’nın düz olduğunu söyleme cüretinde bulunabilecek kadar kendinden vazgeçmiş sözde üniversiteliler. Ensest ilişkileri, 18 yaşından sonra olursa ancak cezayı hak eder diyenler?

Ve yazmaktan utandığım birçok abuk subuk olmayan resmen iğrenç olan fetvaları rahtça şurada burada telaffuz edebilenler.

Valla hayat gülümsemekten ibarettir dememe rağmen hayat aslında dayanabilmektir, karşı koyabilmektir bütün karanlıklara. Ve her  gecenin bir sabahı var diyebilmektir. Ve sevgili okuyucularım sağlıkla, sevgiyle, ayrımsız gayrımsız kalmaya devam edelim bütün gücümüzle her şeye ve herkese inat. Yase

& & & & &

Soruyu Usturuplu Sorabilmek

İki arkadaş hararetle tartışıyormuş: Tartıştıkları  konu, sigara içerken İncil okunup okunmayacağı imiş. Sonuç alamayınca Papa’ya sormaya karar vermişler. Papa’nın yanına gidip sırayla sorularını sormuşlar. Biri olumsuz cevap alırken diğeri, izin almayı başarmış.

İzin alamayanın sorduğu soru: “Papa hazretleri, İncil okurken canım sigara içmek istiyor, içebilir miyim?” “Oğlum, İncil okunurken Tanrı ile ilgilenmen lazım. O sırada dikkatinin dağılmaması lazım. O yüzden İncil okurken sigara içilmez.”

İzin alanın sorduğu soru ise; “Papa hazretleri, sigara içerken canım İncil okumak istiyor ama sigara içiyorum diye İncil’i elime alamıyorum, sizce okuyabilir miyim?” “Oğlum, her nerede ve ne koşulda olursan ol, İncil okuma isteği duyarsan okuyabilirsin.”

Kıssadan hisse : 1) Esas olan, aldığın cevap değil, sorduğun sorudur. 2) Beceri; almak istediğin yanıtı alabileceğin soruyu sorabilmektir.

& & & & &

Ve Bir Kıssadan Hisse Öyküsü

İyi bilinen bir konuşmacı, seminerine 20 dolarlık bir banknotu göstererek başladı. 200 kişinin bulunduğu odaya, “Bu parayı kim ister?” diye sordu ve eller kalkmaya başladı ve konuşmacı “Bu parayı sizlerden birine vereceğim fakat öncelikle bazı şeyler yapacağım” dedi. Parayı önce buruşturdu, ve dinleyicilere “Hala bu parayı isteyen var mı?” diye sordu, eller yine havadaydı.

Bu sefer, konuşmacı “Peki bunu yaparsam?” dedi ve $ 20 i yere attı onun üstüne bastı, ezdi, pisletti ve para simdi pis ve buruşuktu, fakat eller yine havadaydı ve o parayı herkes istiyordu. Ve konuşmacı söyle dedi “Arkadaşlarım burada çok önemli bir şey öğrendiniz. Burada paraya ne yaptıysam hiç önemli değil onu yinede istiyorsunuz, çünkü benim ona yaptığım şeyler onun değerini düşürmedi, o hala 20 dolar!”

Hayatımızda çoğu kez verdiğimiz kararlar veya hayat şartları nedeniyle hırpalanır, canımız acıtılır, yerden yere vuruluruz, kendimizi kötü hissederiz, fakat ne olduğu ya da ne olacağı önemli değil, hiçbir zaman değerimizi kaybetmeyiz, temiz yada pis, hırpalanmış yada kırılmış, bunların hiçbiri önemli değildir. Seni sevenler senin ne kadar değerli olduğunu her zaman bileceklerdir, hayatımızın değeri ne yaptığımız veya kimi tanıdığımızla değil kim olduğumuzla alakalıdır. Sen mükemmelsin, bunu asla unutma. Her zaman elinde olanları düşün olmayanları değil…

Günün Şiiri

Son Aşık

Hasretinle geçiyorken bu gençlik çağım.
Ey sevdiğim ben umutsuz değilim gene
Ak düşünce saçların kumral rengine.
Kollarında son aşkın ben olacağım.

Ey başında şimdi sevda rüzgarları esen
Böyle her gün yollarımdan geçsen de süzgün
Sen benimsin büsbütün terk  olunduğun gün.
O mukadder günü,

Bilmem düşündün mü sen?
Ben bir beyaz saçlı aşık, sen bir ihtiyar
O gün bana yaklaşırken ey ilahi yar
Esirgeme gözlerimden bir son buseni

Kirpiğinden yavaş yavaş,bir damla aksın
Çünkü ruhum sen de o gün anlayacaksın
Ki hiç kimse benim kadar sevmemiş seni seni.

Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

Lunaparkın Abecesi

Bilirim nasıl yazılacağını.

Mektuplar, notlar, sipariş listeleri,

ninemin asla var olmamış çiftliğinde neşeli gezintilerimi

yazarım okul kompozisyonlarında,

oysa ninem Job gibi yoksulun teki.

Ama açıklanamaz şeyler de yazarım:

Mutlu olmak isterim, solgun.

Ve mutlu değilim, acı içinde.

Üzüncümden alır götürür beni, kekeleyen çanlar,

ağlaşanlar arasında insan:

“Hiçbir şey geri getiremez onu bana.” diyor.

Yaşarım bazı şeylerin birbirine seslendiği yeryüzü yuvarında,

haykırdığımızda daha güçlü

çıkar sesimiz denizi çağıran suların sesinden,

öyle bir yer işte, her ırmak gözyaşı damlacıklarıyla yüklü

İnsanlar acıkır burada. Her biri nefret içinde.

İnsanlar mutludur burada, olağanüstü güzelliklerle kuşatılmış.

Düşün, güvenli bir dönme dolabı

bindiğinde başını döndüren –

ışıklar, müzik, kendinden geçmiş sevgililer.

Ne kadar güzel! Bir yanda oğlanlar,

diğer yanda kızlar – bense, çılgın gibi evlenerek

eşimle küçük yatak odamıza yatmaya giderim

tahta döşemeli kocamış bir evde.

Ölümü düşünmemekten başka yol yok,

ölümsüzlüğü istemek için, olağanüstü güzellikler arasında.

Mutluyum ve acılıyım, yarı yarıya.

“Her şeyi al götür tez elden.” dedi annem,

“git bir dolaş, kendinden hoşnut ol, bir sinemaya git.”

Annem davranışlarının Dedeme benzediğini fark etmeyerek:

“İnsanlara katıl – görmeyi istediğin biri varsa,

bulabilirsin onların arasında.” dedi.

Bağışla sözcükleri, ama yaşamak istemiyorum artık.

Lunaparkta olmak istiyorum şarkıcının sesi

tatlı bir ezgiye dönüştüğünde öğleden sonra.

Şöyle de yazabilirim: öğleden sonra. Sözcüksüz,

olduğu gibi.

Adélia PRADO

Günün Fıkrası

Genç deve annesine sormuş: “Anne niye bizim ayaklarımız bu kadar büyük?” Anne cevap vermiş: “Çölde kuma batmamak için.” Genç deve tekrar sormuş: “Peki kirpiklerimiz niye bu kadar gür.” Anne tekrar cevap vermiş: “Çölde kum fırtınalarında kum kaçmasın diye.” Merakı yatışmamış olan genç deve bir soru daha sormuş: “Bizim niye hörgüçlerimiz var.” Anne deve sabırla yanıtlamış: “Çölde çok uzun süre susuz idare edebilmek için suyu hörgüçlerimizde depolarız.” Sonunda dayanamayan genç deve sormuş: “Peki biz Ankara Devlet Hayvanat Bahçesinde ne halt yiyoruz??”

Günün Sözü

Görmeden görebilirim ama düşünmeden düşünemem.
Paul Valeriy

Kopan bir ipe düğüm attığınızda ipin en sağlam yeri, o düğüm olur. Ama ipe her dokunuşunuzda canınızı acıtan yer o düğümdür.
Georg Wilhelm Friedrich Hegel

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here