Tutumlu Olmak

0
6

Emekli Öğretmen Suphi ULUSOY…

Tutumlu olmak; hayata tutumlu olmak, sağlığa tutumlu olmak, doğaya tutumlu olmak, elimizdeki diğer varlıklarda tutumlu olmak ve de günümüz ekonomisinde paraya tutumlu olmak…

Bu zamanda istesek de istemesek de tutumlu olmak zorundayız. İnsanların birbirine pek de yardımda bulunmadığı, bazı insanların olabildiğince bencilleştiği, hep ben düşüncesi ile hayat sürdürmekte olduğu günümüzde artık öyle bir hal aldı ki kimsenin kimseye bir bardak çay-kahve ısmarlamadığı günleri yaşıyoruz.

Toplumda canın sağ olsun cümlesini pek duyamaz hale geldik. Tabi bu konuda insanların -emekli veya çalışan, özelliklede asgari ücretlinin- durumunu, durumlarını da biliyoruz. Özellikle de emeklilerin maaşlarının yeterli olmadığı günümüzde çokça dile getirilmektedir.

Eşi ölmüş dul bir bayanın emekli maaşının 16.400 TL olduğu, diğer birçok emeklinin maaşının da 20.000 TL olduğunu yazılı ve görsel basından izliyor ve görüyoruz. Sağlıkta da ilaç ve katkı parasının zor ödenebildiği, temel ihtiyaçların az olarak alınabildiği günler yaşıyoruz. Bu yaşam koşullarında mecburen tutumlu olmak, özelliklede paramızı çok dikkatli harcamak zorundayız.

İlkokullarda Aralık ayının ilk haftası “yerli malı ve tutum haftası” kutlanırdı, şimdi kutlanıyor mu bilmiyorum. Öğretmenler haftanın önemini anlatır, öğrenciler şiirler okurdu ve güzel bir gün geçirilirdi.

Sayın okurlarım, hikâye mi dersiniz fıkra mı dersiniz bilemiyorum ama geçmişte yaşanmış bir olayı anlatayım sizlere…

Vakti zamanında Padişahın biri yanında çalışan ve çok güvendiği İncili Çavuş’u yanına çağırır. İncili Çavuş sarayın bir hizmetkârı olup, incili giysileri çok sevdiği ve öyle giyindiği için İncili Çavuş olarak anılmaya başlamış.

Padişah huzuruna çıkan İncili Çavuş “Buyurun hünkârım” demiş ve Padişah “Gel hele bakalım şöyle” diye onu yanına çağırmış. “…Bak İncili Çavuş, benim çok yakınıma bir eş arıyoruz. Sen yanına gerekli tedarikleri al ve yola çık. Bize uygun bir kız ara, bulursan tez elden haber ver…” demiş.

İncili Çavuş atını hazırlar, yanına yiyecek ve saraydan para alır yola çıkar. Mevsim kıştır, hava çok soğuk, at yol almakta zorlanır, az gider uz gider gece karanlığında uzakta bir ışık görür. Işığa doğru yaklaşır ve dışarıdan içeriyi dinler ve bakar… İnsanların sesi gelir, hemen kapıyı çalar. İçeriden bir ses “kimdir o diye” seslenir. İncili Çavuş “Tanrı misafiri” deyince, elinde kısık bir ışık ile yaşlı bir erkek kapıyı açar. “Buyur beyim” der ev sahibi ve atını ahıra bağlar. İncili Çavuş’u da yukarıdaki bir odaya alır. Ev sahibi köylünün eşi ölmüştür ve kızı ile birlikte yaşamaktadır.

Ev sahibi “Aç mısın beyim? Yolculuk nereden nereye?” diye sorar ve İncili Çavuş “Şu köye gidiyorum, ancak üşüdüm, donmaktan korktuğum için fazla gidemedim” der. Ev sahibinin kızı da hazırda ne varsa yemek hazırlar ve yatması için bir oda gösterilir.

İncili Çavuş odaya geçer, oda soğuktur. Üzerindeki yorganı örter ama tam olarak örtünemez. Yorganı bir o yana bir bu yana çevirir, ayakları hep dışarıda kalır ve seslenir… “Amca, amca ben çok üşüdüm bana bir yorgan daha verebilir misin?..” Ev sahibi kızına “kızım misafir üşümüş, sen bir bakıver” deyince, kız kapıyı çalar ve “Buyur amca ne oldu?” diye sorar.

İncili Çavuş “Kızım üşüdüm, başka yorgan yok mu bu kısa geliyor!” deyince, evin kızı o meşhur söz söyler ve “Amca ayağını yorganına göre uzat!” der. İşte bu söz günümüze kadar da gelir.

Bizde elimizdekileri dikkatli kullanmaya, kimseye muhtaç olmamaya, gayret etmeliyiz. Günümüzde, yaşam koşullarının zor olduğu bu dönemde, herkese sağlıklı ve mutlu günler dilerim. Hoşça kalın.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here