72. Koğuş ve Orhan Kemal’in Usta Yazımı, Açlık ve Sefalet…

0
18

Lise yılların da okuduğum  “Yetmiş İkinci Koğuş” adlı kitabı hala hafızamdadır. Aradan 40 yıl geçmesine karşın, Orhan Kemal’in, parasız insanların kaldığı Adem Baba Koğuşunda yaşananları aktarımı, büyük bir ustalık ve kayda değer bir yazma kabiliyetidir. Önce okumayanlar için 72. Koğuş romanının özetini sunmak isterim. Özet sonrası, mangal ateşinde, koğuşta, sabaha kadar pişen etli kuru fasulyeyi, açlığı, ev yemeklerine olan özlemi sizlere aktarmaya çalışacağım.

*Romanın Özeti

“Roman, hapishanenin en kötü, en yoksul koğuşu olan 72. Koğuş ’tan Ahmet Kaptan’a yüz elli lira gelmesi ile başlar. Annesinden gelen bu para, 72. Koğuştaki ‘Adem Babalar’ için görülmemiş bir miktardadır.

Eli açık ve cömert bir adam olan Ahmet Kaptan, bütün iyi niyetiyle parasını koğuş için harcamaya, herkese yemek ve çay ikram etmeye başlar. Ancak Berbat, Kaya Ali ve Bobi Niyazi gibi mahkûmlar, bu paranın kısa süre içinde biteceğinin bilincindedir. Yeni hayat tarzlarını sürdürmek ve daha da iyileştirmek için, normalde bu işlerle hiç alakası olmayan Kaptan’ı kumar oynamaya teşvik ederler.

Kaptan ile hapishanenin kumar düşkünü, zengin mahkûmu Sölezli arasında oynanan oyunlar, hep Kaptan’ın üstünlüğü ile biter. Bu sayede Kaptan servetini katlayarak arttırır ve 72. Koğuşu çok daha iyi bir hale getirir. Yeniden boyanan, cam-pencere takılan, herkese yatak ve yorgan alınan koğuşta, mahkûmların giyim tarzı bile düzelmiştir.

Ancak Bobi Niyazi’nin kurnazlığı, bu hayat tarzının sona ermesine sebep olur. Çamaşır yıkatmak için kadınlar koğuşuna giden Niyazi burada kalan Fatma isimli bir mahkumun Ahmet Kaptan’a aşık olduğunu söyler. Kendi yazdığı mektupları, Fatma yazmış gibi Ahmet Kaptan’a götüren Niyazi, onun Fatma’dan başka bir şey düşünemeyecek hale gelmesine sebep olur. Böylece, ondan bahşiş koparmaya, Fatma’ya verilen paraları ve pahalı hediyeleri sahiplenmeye başlar.

Romanın sonunda, ‘karasevdaya tutulan’ Ahmet Kaptan para kazanmayı bırakır ve bütün gününü Fatma ile gelecek hayatını düşleyerek geçirmeye başlar. Koğuşu iyileştirmek için yapılan bütün düzenlemeler kısa sürede eski haline döner. Yataklar, giysiler satılır. Hikâyenin sonunda, Ahmet Kaptan’a yalakalık yapan karakterler, onun üzerindeki kıyafetleri çıkarıp satacak hale gelirler.

 Çok sert geçen kış aylarında yaşananlara da kısaca değinen roman, eski sefaletine geri dönmüş 72. Koğuşu’nda Ahmet Kaptan da dâhil olmak üzere pek çok Adem babanın donarak ölmesi ile sona erer.”

*Çimento Torbaları Hükümlülerin Yatağı

Evet, romanın özeti böyle… 72. Koğuş kitabı şu an elimde olsa, anılan koğuşta yarı aç kalan ve soğuktan titreyen hükümlülerin koğuşta mangal üzerindeki pişirdikleri kuru fasulye bölümünü, satırı satırına aynen aktarırdım. Ne yazık ki bu kitap şu an elimde değil bu nedenle etkilendiğim bu bölümü aklımda kaldığı kadarıyla, kendi tümcelerimle aktarmaya çalışacağım. Bakalım beğenecek misiniz?

Orhan Kemal 1940’lı yıllarının hapishanesini anlatıyor. Yani tutuklu ve hükümlülerin imkânları gibi devletin de imkânı kısıtlı. Hele hele Âdem Babalar Koğuşu olarak bilinen koğuşun hali içler acısı. Hükümlülerin doğru dürüst ne çorabı ne ceketi ne de kazağı var. O yıllarda devletin mahkûmlara verdiği yemekte çok kısıtlı. Koğuşta çoğu hükümlünün yatağı yok. Yere serilen çimento torbaları yatak vazifesi görüyor. Hükümlüler battaniye ve yorgan yerine üzerlerine de birkaç eski çuvalı örtüyorlar.

Soba yok. Koğuş camları kırık! Dışarıdan hem keskin bir ayaz geliyor hem de tipi olduğunda içeriye kar düşebiliyor. Dışarıda yakılan mangal, koğuşun ortasına alındığında herkes başına toplanıp az da olsa elini ayağını ısıtmaya çalışıyor. Tam anlamıyla ısınmak mümkün değil. Kömür geçince mangal yeniden koğuş dışına alınıyor ve koğuşun biraz kırılan soğuk havası yeniden diriliyor, her taraf tekrardan buz kesiyor.

orhan kemal ile ilgili görsel sonucu

*Ahmet Kaptan’a Annesinden Gelen Para

Koğuşta hal ve durum bu derece içler acısıyken, günlerden bir gün, koğuştaki Âdem Babalardan Ahmet Kaptan’a memleketten, annesinden para geliyor. Parası gelen, paylaşımcı ve bonkör Ahmet Kaptan hemen kantinden kuru fasulye, kemikli koyun eti, soğan, domates salçası, karabiber, kırmızıbiber, tuz ve yağ aldırıyor. Birde herkese yetecek kadar somun ekmek sipariş ediliyor. Kuru fasulyeyi akşamdan ıslatma şansı yok. Akşamüzeri içeriye alınan mangal üzerinde, yemek yapmasını bilen bir hükümlü hemen yemek pişirme işine başlıyor. Haşlanan et, soğan ve salçayla kavrulan kemikli etin kokusu iliğine kadar aç olan Âdem Babaları daha da acıktırıyor. Hepsinin içinden, daha kuru fasulye pişmeden somunları salçalı ete bandırıp, ekmekleri yemek geliyor…

*Tencere Tıkırdamaya Başlıyor

Sonunda kuru fasulyenin suyu da konuyor ve kapağı olmayan tencere, kömür ateşinin üzerine oturtuluyor. Bir süre sonra tencere tıkırdamaya yani kuru fasulye ve kemikli etlerin su içindeki dansı başlıyor. Kuru fasulye ıslatılmadığı için yemeğin pişmesi bir hayli zaman alacağa benziyor. Mangalın daha doğrusu tencerenin etrafında halka oluşturan Âdem Babalar, tencereden yükselen yemek buharlarını ciğerlerinin derinliklerine kadar çekerek yemeğin kokusuyla doymaya çalışıyorlar…

*Herkesin Gözü Mangalda Pişen Yemekte

Aylar sonra etli ve yeterince salçalı düzgün bir sulu yemek bir yemek yiyecek olmanın sevinciyle hükümlülerin üşümesi hafifliyor. Gece uzun olunca çoğunu uyku basıyor ama uyumak demek kuru fasulyeden mahrum kalmak yani aç kalmak demek. Bu yüzden herkes gözlerini bir an olsun tencereden ayırmıyor. Kuru fasulye tenceresi içinde kaynayan kemikli etin, kuru fasulye tanelerinin, soğan parçacıklarının ve kırmızı toz biberin su içinde yer değiştirmesi, yüzmesi cılız bir aydınlık veren koğuş ampulünün yardımıyla pür dikkat izleniyor. Herkesin gözüne kestirdiği bir et parçası var. Kimisi siyah et yerine çoktan kemiğe ve kemikli etten pişme neticesi ayrılan etin yağına razı…

*Baş Soğanlar ve Turşular

Hükümlülerin çoğu iyi günlerinde evlerinde pişen kuru fasulye yemeğini hatırlıyor. Annelerinin, eşlerin, kız kardeşlerinin hatta babalarının ve ağabeylerinin yaptığı bir tencere dolusu kuru fasulye gözlerinde canlanıyor. Kuru fasulye yanında pişirilen pilavlar, yemek eşliğinde yenen salatalık, biber ve yeşil domates turşuları ile baş soğanlar film şeridi gibi gözlerinin önünden geçiyor. Hepsinin İştahları bir kez daha kabarıyor. Saatler gece yarısını geçiyor. Kuru fasulye hala pişmiş değil. Yemeği pişiren hükümlü ara sıra bir fasulye tanesini kaşığa alıp, pişme derecesine bakıyor. Pişme kontrolü sonrası bir fasulye parçasının kalan yarısını ziyan olmasın diye tekrar tencerenin içine bırakıyor…

*Sabaha Kadar Beklemelerine Değiyor

Gün ağarırken tencerenin içi daha net görünüyor. Suyun içinde hoplaya zıplaya kaynayan ve yer değiştiren siyah et parçacıkları, kemikler, küçük kuyruk yağı parçaları, fasulyeler ve yemek suyunun üzerinde oluşan salçalı yağ tabakası artık hükümlülerin sabrını zorluyor. Nihayet “yemek pişti” sesi koğuş içinde yankılanıyor. Herkes atmaca gibi tencere kenarında duruyor. Tencere indiriliyor ve bir kepçe vasıtasıyla kuru fasulye tabaklara servis ediliyor. Âdem Babalar ellerine tutuşturulan yarım ekmekle kuru fasulyeyi kaşıksız bir şekilde sadece somun ekmekle büyük bir iştahla yiyorlar. Kömür ateşinde pişen kuru fasulyeyi, sabaha kadar beklemelerine değiyor…

Evet, aradan 40 yıl geçmesine karşın ben Orhan Kemal’in bu usta anlatımını unutamıyorum. Yazdıklarım sadece aklımda kalanlar. Açlığı, sulu yemeklere duyulan özlemi ve sefaleti anlatan satırlar gerçekten çok etkileyiciydi. Belki biraz fazlası belki de biraz eksiği var. Ancak usta kalem Orhan Kemal yazdıklarıma benzer şeyler yazmıştı. Elbette büyük usta, edebiyatçı ve yazar Orhan Kemal gibi yazmam mümkün değil…

*Sıcak Yemeğe Muhtaç Olanları Unutmayalım…

Sanıyorum bu satırları okuduktan sonra çoğunuzun canı kuru fasulye istemiştir. İmkânı olan en kısa zamanda etli kuru fasulyeyi pişirsin elbet. Ancak mutlaka aç insanların olduğunu düşünerek ve bu nimetin kıymetini bilerek söz konusu pişirimi yapsın. Ve mümkünse, en azından bir tabak kuru fasulyeyi bazı muhtaç insanlarla paylaşılsın. O da olmadı komşumuzun birine bir tabak kuru fasulye yemeği verelim…

Yetmiş İkinci Koğuş vasıtasıyla, yazar Orhan Kemal’i de anmış olduk. Ünlü edebiyatçımızı bir kere daha sevgi, saygı ve rahmetle anıyorum. Ülkemizin, onun gibi daha nice başarılı yazarları yetiştirmesi de temennimdir…

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here