Yaz Gazeteci Yaz…

0
3

Dr. Öğretim Üyesi ‘necmi cemal’

Selda Bağcan’ı (12 Eylül’de evi basılan, “Bize bağlama çalar mısın?” denilerek susturulmak istenen kadın sanatçı) severim. Şarkılarını zevkle dinlerim. Ama bir parçası vardır ki, 1976’dan bu yana her dönemde, her şartta aynı ağırlıkla dinlenir. Çünkü bazı şarkılar zamana ait değildir. Zamanı sorgular.

“Yaz gazeteci yaz…”

Bir çağrıdan çok bir uyarıdır bu. Görüp de yazmamanın, bilip de susmanın, anlatabilecek gücü olup da kaçmanın bedeline dair sessiz bir hatırlatma.

21 Ocak 2025’te Bolu’daki otel yangınıyla ilgili hazırlanan belgeseli izlerken ağladım. Üç gün daha ağlarım. Sonra, aklıma geldikçe içim burkulur. Bu, insan olmanın doğal bir hâli… Ama 78 kişinin birinci derece yakınları için bu bir hâl değil. Bu, her sabah uyanılan bir gerçek… Her gün yeniden yaşanan bir eksiklik… Her gün yeniden tamamlanamayan bir cümle…

Biz çoğu zaman üzüntüyü geçici yaşarız. Onlar ise yokluğu kalıcı taşır. Tam da bu yüzden, Kocaeli’nde yıllardır turizme açılması gerektiği her gelen vali tarafından dile getirilen, belki on beşten fazla kez “potansiyel” olarak işaret edilen ama bir türlü hayata geçirilemeyen bir bölgeyi önemsiyorum.

Uzun bir niyet süresinin ardından, uğraş süresine göre fiilî olarak oldukça kısa bir zaman önce faaliyete geçen, popülaritesi yüksek bu bölgede bulunan tek otelin; yangın önlemleri temelli ciddi eksiklikler nedeniyle kapatılmasını bir yurttaş olarak da, bir meslek insanı olarak da doğru ve kıymetli buluyorum.

Aynı yol güzergâhında (Kartepe zirve yolu), aynı gün, bir yıl sonra meydana gelen otobüs kazasında 20 kişinin yaralanmış olması ise “tesadüf” kelimesini bir kez daha düşünmemiz gerektiğini gösteriyor. Çünkü bazı olaylar tesadüf değildir. Sadece zamanında fark edilmemiştir.

Fark Edilmeyen Zaman

Son dönemde 12-17 yaş arası çocukların, akranları tarafından darp edildiği haberleri artıyor. Görüyoruz, okuyoruz, geçiyoruz. Bir hafta önce, henüz 16 yaşında, her anne ve baba için çocukları en güzel olan çok yakışıklı bir genç bıçaklanarak öldürüldü.

Bu da bir anlık öfke değil. Bu da bir “tesadüf” değil. Bu; zamanında fark edilmeyen, görmezden gelinen, ertelenen bir toplumsal alarmın gecikmiş sonucudur.

Bir arkadaşım geçen gün güzel bir öneri paylaştı: “Dijital Oruç…” Yılda bir gün, tüm dünyanın ekranlarını kapatması fikri… Neden olmasın? Belki o gün, görsel gürültü sustuğunda asıl duymamız gereken sesler duyulur. Belki o gün, paylaşmak yerine anlamaya, yorumlamak yerine düşünmeye vaktimiz olur.

Benimle çalışan meslektaş adayları, bitirme ödevi konularını belirledikten sonra çalışmalarını yalnızca akademik jüriye değil; o konunun gerçek muhataplarına, şehir paydaşlarına, ilgili sivil toplum yapılarına sunarlar. İki gün önce yapılan son değerlendirmede bir çalışma özellikle dikkatimi çekti: “Zaman Dedektifi.”

Dedektiflik kavramını olaylar üzerinden değil, zaman üzerinden okumayı öneriyordu. “Ne oldu?”dan çok “Ne zaman fark edilmeliydi?” sorusunu soruyordu. İlginçti. Ve bir o kadar da öğreticiydi.

Çünkü birçok felaket, olduğu gün değil; olmadan çok önce işaretlerini verir. Ama o işaretleri görmek, okumak, yazmak ve gereğini yapmak gerekir.

Selda Bağcan’ın yıllar önce söylediği gibi: Yaz gazeteci yaz… Ama sadece olanı değil. Olmaması gerekeni de yaz. Çünkü bazen yazmak, gelecekte yaşanacak bir cümlenin hiç kurulmamış olmasını sağlar.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here