Teslimiyet ve İnanç (Emekli Öğretmen Suphi ULUSOY Yazdı)

0
5

Suphi ULUSOY/Emekli Öğretmen

Bundan yıllar-yıllar önce Antakya’da yaşayan bir Papaz varmış. Bu Papaz çok sevdiği eşi ve bir oğlu ile küçük bir evde mutlu mesut yaşarlarmış. Papaz, kendi mahallesi dışında da çok sevilir, sayılırmış. O yıllarda ticaretle uğraşan sayısı çok az olduğundan yanına gelen müşterilerini genelde geri çevirmez, senet yok, kefil yok güven duygusuyla mallarını satarmış. Alanlar da gününde borçlarını öderlermiş. O dönemde insanlarda da bir güven varmış.

Papazın maddi durumu oldukça iyi olduğundan, evinde misafirler hiç eksik olmazmış. Papaz okumaya çok önem verir ve insanlara da çocuklarını okutmaları yönünde ikna edici konuşmalar yaparmış. En büyük arzusu da oğlunu okutup iyi bir meslek sahibi yapmakmış. Zaman çabuk geçmiş, gel zaman, git zaman biricik oğlu İstanbul’da Mühendislik okuluna kayıt yaptırmış.

O devirde her yerde telefon yok ama zaman-zaman oğlu ile telefon görüşmesi yapabiliyormuş. Artık telefon işyerinde mi kilisede mi yoksa çok varlıklı bir Antakyalının evinde mi? Bilinmiyor. Antakya’dan İstanbul, Ankara’ya yolcu otobüsü olmadığı gibi ancak Adana’dan gidilebiliyormuş.

Zaman bu, su gibi akıp gider derler ya yine bir gün oğlu ile telefon görüşmesi yapıp heyecanla, evine, çok sevdiği eşine koşmuş ve kapıdan bağırarak “hanım-hanım müjde-müjde oğlumuz geliyormuş…” deyince eşinin havalara zıplaması ve papaza sarılıp sağ ol-sağ ol diye bağırmasını komşular duymuş… Komşular evin dış kapısına kadar gelerek “hayırdır komşu, nedir bu bağırmalar?…” sevinçli anne de “Oğlum geliyormuş, hem de okulu bitirmiş, aslanım Mühendis olmuş” demiş, komşular da sevinmişler ve tebrik edip evlerine dönmüşler.

Anne “Efendi ne duruyorsun, içeri geç de bir konuşalım” demiş ve Papaz içeriye girmiş, karşılıklı oturmuşlar, anne “anlat bakalım başka ne dedi” diye sormuş. Baba, “Hanım oğlumuz hemen gelmiyor, şu gün gelecek yalnız yanında da çok sevdiği bir arkadaşını getiriyormuş, Hatay’ı gezdirecekmiş” diye anlatmaya başlamış. Anne de “ne kadar güzel, çok sevindim” demiş ve konuşmalar sonunda baba evinden çıkıp gitmiş.

Akşam olunca anne “Bey ben oğluma ve arkadaşına hazırlıklar yapmak istiyorum, sen şu istediklerimi yarın alıp gelirsin. Ben Hatay’ın tüm yemeklerini hazırlarım, komşulardan da yardım alırım” der. Papaz da “Aman hanım kendini çok yorma, evde ne varsa yenir, çok hazırlık yapma yorulursun” deyince “Lafı mı olur? Benim oğlum ve arkadaşı geliyor. Her bir şeyciği yaparım” der.

Sonuç olarak anne komşuların da yardımı ile tüm hazırlıklarını yapar, Hatay’ın en bilinen yemeklerini hazırlar ve oğlunun geleceği günü ve saati beklemeye başlar.

İşte yine annenin oğlunu beklediği gün öğleye doğru babaya bir telefon gelir “Adı geçen sizin oğlunuz mu?” der telefondaki ses… “Evet” cevabını alınca, “Oğlunuz trafik kazası geçirdi ve vefat etti, cenazesi hastanede!” diye söyleyince baba ağlar-ağlar ve sonunda başı önde, kolları sarkık, gözleri dolu eve gelir. Anne “Ne oldu bey? Tatsız bir durum mu var? Söyle, hemen söyle” diye bağırır ve baba “Yok hanım yok! Gel şöyle karşıma otur da biraz dertleşelim” der.

Anne “Sen iyi görünmüyorsun anlat-anlat!” deyince, baba dudakları titreyerek “Hanım sana bir soru saracağım” der. Anne “sor bakalım” der ve baba “Hanım bizde birinin emaneti olsa onu sahibi isterse ne yaparız?” deyince, anne “Olur mu bey hemen vermemiz gerekir” diye söyler.

Baba inançlı, Allah’a öyle bir inanmış ki “Hanım bizde bir emanet vardı onu da sahibi aldı” deyince anne şaşkın-şaşkın bakar ve anlar… “İşte o emanet oğlumuzdu onu da Allah aldı!” Anne bunları duyar da durur mu? Bağırır, çırpınır, kendini yerlere atar ama Baba “Olan oldu, emanet geri gelmez. Allah böyle yazmış, buraya kadarmış hanım!” der ve ikisi de birbirlerine sarılır ağlarlar, göz pınarları kurur. “…Artık oğlumuzun cenazesini beklemekten başka bir çaremiz kalmadı…” der.

İşte; Allah’tan geldik, Allah’a döneceğiz. İşte; İnanç ve Allah’a teslimiyet…

Allah kimseyi evlat acısı ile imtihan etmesin. Peygamberimiz de 6 çocuğundan 4’ünü kendi sağlığında gözyaşları ile toprağa vermiş. Ölüm, Kuran-ı Kerim Ankebut suresinin 57. ayetinde bildiriliyor. Ölmeseydi Peygamberler ölmezdi.

Sevdiklerinizle sağlıklı mutlu günler dilerim, hoşça kalın.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here