Prof. Dr. Süleyman Yılmaz’dan 6 Şubat’a Dair Bir Kitap!

0
3

Prof. Dr. Süleyman Yılmaz’dan 6 Şubat’a Dair Bir Kitap;
‘Fay Hattında Yarım Kalan Hikayeler’

Aksaray Üniversitesi öğretim görevlisi Hataylı hemşerimiz Prof. Dr. Süleyman Yılmaz yeni kitabında 6 Şubat depremlerini kaleme aldı. Yılmaz, ‘Fay Hattında Yarım Kalan Hikayeler’ isimli kitabında insan hikâyeleri ile ön plana çıkıyor.

Aksaray Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Süleyman Yılmaz’ın kaleme aldığı ‘Fay Hattında Yarım Kalan Hikayeler’ isimli kitap, 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli meydana gelen ve binlerce insanın hayatını kaybettiği büyük depremin Antakya’da yol açtığı yıkımı ve derin insanî dramı tüm yönleriyle ele alıyor.

Aradan geçen üç yıla rağmen tazeliğini koruyan acıları merkeze alan eser, yalnızca fiziki yıkımı değil; depremle birlikte değişen hayatları, kaybolan mekânları, parçalanan aileleri ve toplumun hafızasında açılan onarılması güç yaraları gözler önüne seriyor.

Antakya’nın binlerce yıllık tarihine, kültürel dokusuna ve çok katmanlı toplumsal yapısına özel bir yer ayıran kitap, yaşanan felaketi soğuk istatistiklerin ötesine taşıyarak insan hikâyeleri üzerinden anlatıyor.

Prof. Dr. Süleyman Yılmaz’ın Kitabının Arka Kapağında şu ifadelere yer veriliyor;

“…Ateş sadece düştüğü yeri yakmıyordu. Hepimiz, 2023 yılı 6 Şubatının tarihi düşülen acı kaydında bunu gördük. Tıpkı, Antakyalı yazar John Malalas’ın, 29 Mayıs 526 yılında yaşanan acı deprem ve korkunç yangının tarihi vesikası gibi.

Derdimiz, rakamların çılgınlığı ve bilimin kehaneti değildi! Belki Akif’in vurguladığı “Geçmişten adam hisse kaparmış, ne masal şey! Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi? Tarihi tekerrür, diye tarif ediyorlar, Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” gerçeğiydi. “İnsan, nisyanla maluldür” çıkarımıyla yeni acıların tekerrür etmemesi, duygusal ve düşünsel ihmallere fırsat verilmemesiydi. “Unutmadık, unutturmayacağız. Unutursak kalbimiz kurusun!” sloganının kuru bir söylemde kalmamasıydı.

Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacaktı

Biliyoruz ki; “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı!” Yıkık, enkaza dönmüş bedenlerde eski hikâyelerin özlemiyle yeni bir insan tipolojisi oluşacaktı. Kadim bir sözümüz vardı; “Şerefü’l mekân bi’l mekîn”, yani bir mekânın şerefi, orada oturandan gelirdi. Bireylerin mekâna yönelik geliştirdiği yer kimliğini oluşturan inançları, anlamları, tutum ve davranışları vardı. Mekânla bütünleşmiş bedenlerde gitmenin de, kalmanın da zorlukları vardı.

İbn-i Haldun’un dillerde pelesenk olmuş sözü gibi “Coğrafya kaderimiz miydi?” Tedbirsiz tevekkülü geleneksel bir anlayışa dönüştürmüş insanların teşkil ettiği coğrafyada belki de evet. O halde, 3 Nisan 2024’de Tayvan’da aynı şiddette gerçekleşen depremde neden zayiat çok azdı?

Dillerde Dolaşan Keşkeler…

“Akletmez misiniz, düşünmez misiniz!” ilahi uyarısının muhatabı insanımız, bilimsel gerçekliğin sorgulayıcısı 5N 1K kodlamasıyla, deprem yıkımının ve sonrasında bıraktığı travmanın nedenlerini, nasıllarını, kimlerini sorgulamasın mı? Birey, devlet, bürokrasi ve sivil toplum olarak deprem öncesinin alınması gereken tedbirlerini konuşmasın mı?

O gün, hüzün, gazap, çaresizlik, insan ruhunu derinden sarsan, aciz bedenini çökerten, güne ve düne dair ne varsa harman olmuştu. Geriye kalanlar, yıkık dökük bir coğrafya, dinmeyen acılar ve yarım kalan hikâyelerdi. Sonuç, mekâna bağımlılık gerçeğinde yeni bir depremzede tipolojisi, eskisi gibi olamama kaygısı ve dillerde dolaşan keşkeler…” (Haber Merkezi)

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here