Bazı insanlar vardır, vatanı sevdiklerini anlatmazlar, yaşarlar. Gürsel Öztürk, işte o insanlardandı. Üniforma taşıdığı yıllarda da emeklilikten sonra da değişmeyen tek şey, bu topraklara duyduğu sarsılmaz bağlılıktı.
İskenderun’da 2008-2010 yılları arasında Garnizon ve 39. Mekanize Piyade Tugay Komutanı olarak görev yaptığı dönemde kısa sürede “Gönüllerin paşası” oldu. Asker–Sivil ilişkilerinin en sağlıklı örneklerinden birini sergiledi; devleti vatandaşa uzak bir yapı olmaktan çıkarıp güven veren bir kapıya dönüştürdü. Rütbesiyle yerine insanlığıyla hatırlandı.
Hatay, Türkiye’nin Suriye’ye komşu en hassas sınır hatlarından biridir. Bu hat boyunca uzanan, numaralı ve sıralı sınır taşları, yalnızca bir coğrafi çizgiyi değil bir milletin iradesini temsil eder. Gürsel Öztürk için bu taşlar beton bloklardan ibaret değildi. Vatanın hangi bedellerle ayakta tutulduğunu anlatan sessiz şahitlerdi.
*Vatan Toprağını Baş Köşede Muhafaza Etti…
İskenderun’daki görevi sonrasında silah arkadaşları, onun vatan sevgisini anlatacak en anlamlı hediyeyi hazırladı. Hatay-Suriye sınırı boyunca uzanan her bir numaralı sınır taşının dibinden, birer avuç vatan toprağı alındı. Bu topraklar bir kavanozda birleştirildi ve Gürsel Öztürk’e takdim edildi. Bir sınır hattının tamamı, sembolik olarak tek bir kapta toplandı. Bu, bir hatıradan ziyade bir emanetti.
Söz konusu kavanoz, Milli Savunma Bakanlığı’nda Müsteşar Yardımcısı olarak görev yaptığı dönemde, makam odasındaki konsülün en üst rafında muhafaza edildi. Çünkü onun dünyasında vatan, her zaman baş tacıydı.
Emeklilik, Gürsel Öztürk için bir kenara çekilme zamanı değildi. Emeklilik dönemi de onun için atak ve hizmet fırsatıydı. Hukuk Fakültesi’ni bitirdi, yüksek lisans yaptı, doktora yeterliliğini aldı. Akademisyen olmayı, bilgi ve tecrübesini genç hukukçularla paylaşmayı hedefledi. Üniformayla savunduğu devleti, bu kez hukuk ve akademi yoluyla güçlendirmek istiyordu. Ancak doktora tezini kaleme almaya hazırlanırken yakalandığı rahatsızlık, bu yolculuğun yarım kalmasına neden oldu.
Hayatının en ağır imtihanlarından birini de FETÖ suçlamasıyla yaşadı. Yirmi bir gün cezaevinde kaldı. Hukuka olan inancını yitirmedi. Gerçek ortaya çıktı ve beraat etti. Ardında kırgınlık yerine vakar bıraktı.

İskenderun’daki görev yıllarında, 39. Tugay mensupları ve gönül dostlarını bir araya getiren “Otuz dokuzlular” adlı dayanışma grubunun öncülüğünü yaptı. Birlik olmanın yalnızca cephe ile sınırlı olmadığını hayatta da gerekli olduğuna inandı.
Özel hayatında en büyük sevgisi, kendisinden önce vefat eden eşi Yasemin Hanımdı. Gürsel Öztürk, Antalya’da kendisine yakışır bir askerî törenle son yolculuğuna uğurlandı ve çok sevdiği eşinin yanına, onun üzerine defnedildi.
Bugün geriye dönüp bakıldığında, bir kavanoz toprak görülür belki. Oysa o kavanozun içinde bir ömür vardır, sınır taşlarının sessizliği, bir askerin vakarı, bir hukukçunun adalet inancı ve bir insanın tertemiz vicdanı…
*Öztürk Paşanın Çalışmaları Bir Kitapçıkta Toplanmalı…

Bu vesileyle bir çağrıyı dile getirmek istiyorum. Akdeniz Üniversitesi, Gürsel Öztürk’ün hukuk alanındaki tüm akademik çalışmalarını ve hazırlıklarını bir kitapçıkta toplayarak hukuk öğrencilerinin bilgisine sunmalıdır. Bu hem bir vefa borcu hem de genç kuşaklara bırakılacak kalıcı bir miras olacaktır.
Gürsel Öztürk, Vatanı Sevmeyi Anlatmadı, Yaşadı.
Emekli Tümgeneral Gürsel Öztürk, hemen her ayrıntıda kendini belli eden bir özen ve düzen anlayışına sahipti. Duruşu, konuşması ve çalışma disipliniyle kurmay olmanın tüm niteliklerini doğal bir şekilde yansıtıyordu. Onu tanıyanlar için bu titizlik yalnızca bir meslek alışkanlığı aynı zamanda bir karakter meselesi ve yansımasıydı.
Mahiyetindeki askerlere hitap ederken kullandığı “Kınalı Kuzular” ifadesi, onun askerleriyle kurduğu bağın en samimi göstergesiydi. Bu söz, emir-komuta zincirinin ötesinde; şefkati, sorumluluğu ve koruyuculuğu içinde barındırıyordu. Sertliğin gerektiği yerde kararlı, insanlığın gerektiği yerde ise içten bir komutandı.
*Estetik Bir İmzası Vardı…
Gürsel Öztürk’ün imzası bile bu bütünlüğün bir parçasıydı. Estetik, dengeli ve kendine özgüydü. O imzada, yaşamda ve görevde “en iyisini yapma” iradesinin izlerini görmek mümkündü. Küçük gibi görünen bu ayrıntı, aslında onun hayata ve görevine bakışını özetleyen sessiz bir imzaydı.
Allah’ın rahmeti üzerine olsun sevgili paşam. Vedan erken oldu. Senden çok şey öğrendik. Ömrün vefa etse belki de pek çok hukuk öğrencisi de senden çok şey öğreneceklerdi. Kısmet olmadı.
Mekanın cennet olsun Öztürk paşa. Kıymetliniz Yasemin hanımla birlikte nurlarda uyuyun inşallah…





