Emekli Öğretmen Suphi ULUSOY
Türk kahvesi ve ince belli bardakta çay içmek… Günlük tükettiğimiz çay ve kahve özellikle de Ramazan ayında, iftar sonrasından sonra nede güzel gider. Ancak diğer günlerde de sabah kahvesi veya çay keyfi, sık-sık yapılır. İftar vakti geldiği anda bir yandan da bazı çay severler demliği ocağa kor ve yemek sonrası hemen çayını içer veya kahvesini höpürdeterek içenler de yanında sigarasını yakarlar. Sigara olmasa çok iyi olurdu tabi. Doktorlar çay veya kahve yanında sigara içilmemesini önerseler de bizler yine de bildiğimizi yaparız.
İlk çay 1924 yılında Muğlalı Ziraat Müh. Zihni Derin tarafından Gürcistan’dan Rize’ye getirilmiş ve çıkarılan tarım kanunu ile ekimi ve yetiştirilmesi sağlanmıştır. Ekiciler buna ilk yıllarda pek sıcak bakmasalar da l947 yılında Rize’de İlk Çay Fabrikasının açılması ile çay tarımı gelişmiş ve bugün Karadeniz’in doğu kısmında çok önemli bir gelir kaynağı olmuştur.
Bizim ülkemizde sabah kahvaltısının vazgeçilmez içeceği, çalışan işçinin yorgunluk çayı dışında iş yerinde, dışarıda, evlerde, otogarlarda, kafelerde, hatta yolcu otobüslerinde, vapurda çay içeriz ve “vapurda simit ile çay keyfi bir başka güzeldir” der içenler.
Bizim ülkemizde çay demlenir ama başka ülkelerde pek demlik çayı göremeyiz onlar sallama denilen poşet çaylardan içerler, bazıları da sütlü çay içiyorlar. Çay ocaklarında çek 2 tavşankanı, yani demli olsun veya bir açık, bir demli diye bağırır garsonlar. Genelde bizler ince belli bardaklarda çay içeriz ama şimdilerde kupalarda ve karton bardaklarda da içilmeye başlandı, bilmiyorum bardaktaki çay içme keyfini veriyor mu?
Komşular arkadaşlar gün yapar veya misafirlikte çay demlenir ve yanında pasta veya tuzlu yiyecekler ikram edilir. Balkonda çay içenler, çay bahçesinde çay içenler, eğer varsa ofisimize veya resmi odamıza gelen misafire de çay mı, kahve mi diye sormayı ihmal etmeyiz.
Sonuç olarak bizler çay ve kahve içmeyi, içerken de sohbet etmeyi, seven bir toplumuz. Yapılan araştırmalarda ülkemizde bildiğiniz gibi en çok çay içilen ve tüketilen şehir Gaziantep olmuştur.
Gelelim çok önemli içecek olan ve dünyada tanınan Türk kahvesine… Kahve Habeşistan’da yetişen bir bitki olup burada bu bitkiyi yiyen keçilerde bir tuhaflık gören insanlar, bu bitkiden faydalanmaya başlamışlar ve bu bitki içecek olarak ilk defa Yemen’de ortaya çıkmıştır.
Padişah Kanuni zamanında; Yemen Valisi Özdemir Paşa 1517 yıllarında cadde ve sokakta gezerken bu içeceği görmüş, tatmış ve çok beğenmiş. Daha sonra İstanbul’a dönerken yanında getirmiş saraya sunmuşlar, saray çok beğenmiş ve burada pişirilip içilmeye başlanmış.
Daha sonra kahvehaneler açılmaya başlanınca Kanuni bunu yasaklamış; buralarda çok dedikodu yapıldığı için, dedikodunun önüne geçmek ve önlemek için belli bir süre yasaklandığı söylenir.
Osmanlı Ordusu Viyana kuşatması sırasında kahve çekirdeklerini de götürmüş ve oradan ayrılınca Avusturyalılar bunu görmüşler ve atlarına yem olarak vermeye başlamışlar. Daha önce bunu gören ve içen bir Avusturya vatandaşı hepsini alarak, kavurup pişirerek Türk Kahvesi olarak insanlara satmaya başlamış.
İşte Türk kahvesi dünyanın her yerinde zevkle içilmekte olup közde, kumda veya tüpte, hazırlanmakta iken günümüzde filtre veya değişik adlarda da içilmektedir. Hataylılar sade ve süvari (bardakta) içer, şekerliyi pek sevmez.
Şöyle bir sabah sade kahvesi veya akşam yemeklerden sonra bir kahve nede güzel gider. Bazıları şekerli bazıları orta tercih ederler hatta bizim Hatay’da fincan yerine bardak (süvari) tercih edilir. Fincanda içenlere biz Hataylıyız, burada fincanla içilmez, diye de takılırlar. Birde kahvenin yanında çikolata veya badem şekeri, lokum gibi yiyecekler de ikram edilir. Bunun yanında sütlü kahve içenlerde olur. Güzel Medeniyetler şehri Hatay’ın bir başka özelliği de kahveler koyu, açık ve orta diye içilir ve satılır. Yakın komşumuz Mersin ve Adana’da “Hatay kahvesi bulunur” diye sık-sık yazılar görürsünüz.
Hataylılar yurt dışı veya yurtiçi gezmeye gidenler (tur veya aile) olarak mutlaka yanlarında kendi içecekleri kahvelerini götürürler. Dışarıda da açık mı, koyu mu, orta mı diye sorulur ve satılır, içilecek yerlerde de süvari mi fincan mı diye de eklenir. İlimize başka illerden gelenler de süvari içmeye başlamışlardır.
Tıp bilim adamları kahvenin beyne ve karaciğere ve kalbe iyi geldiğini söyleseler de fazlasının pek de iyi gelmediğini de yazıyorlar. Aç karna içilen kahve ve çayın mide ve bağırsaklarda, rahatsızlığa neden olacağını söylüyorlar.
Her şeyin azı karar, çoğu zarar, ilkesinden yola çıkarak, bir zamanlar bir fincan kahvenin 40 yıl hatırının (kalmadı ama) olduğu düşüncesiyle sevdiklerinizle sağlıklı günlerde kahveli, çaylı sohbetleriniz bol olsun.







