Değerli okurlarım, hayatta şanslı olmak; bildiğiniz gibi çok güzeldir. Fakat o şansın bir anda sizin için şansızlığa dönüşeceği hesabınızda yoktur muhtemelen. Diyelim ki; hayata bakış açınız olumlu, kalbiniz berrak, kötülükten azade, tertemizdir ama başkalarının nazarları bir mızrak gibidir, ok gibidir, gaddardır, öyle bir kanatır ki… Yarası da iyi olmaz!
Tam mutluluğu yakaladım derken, birkaç günlüğüne gurbete gönderdiğiniz sevdiğinizin trafik kazasına kurban gittiğini öğreniyorsunuz. Bunun adı nedir şimdi? Her hangi bir yerden seken bir mermi çekirdeği, sanki başka yer yokmuş gibi gelip sizi bulur. Bereket versin, gücü kalmamış, yorgun kurşun. Freni boşalmış, lastiği patlamış bir, hiçbir yere zarar vermeden durakta beklerken gelip sizi tamponlar. Ya da yüksek bir apartmanın en üst katından çocuğu biri aşağı baston atar, bilmeyerek de olsa bu atış isabet kaybetse n’olurdu bilemem ama en azından yazdığım bu makaleyi okuyamazdınız.
Yine de, bu kadar riskli ve oldukça kritik yaşam içinde güzellikleri bırakıp, dert ararız, düşman kazanmaya çalışırız, kavga ortamı oluşturmaya özen gösteririz. Böylesine olumsuz düşündüğümüzde, hiç kuşkunuz olmasın ki, istenmeyen o kaza, bela gelir sizi bulur. Adresi hiç şaşırmaz nedense!
Nereden nereye geldik. Sizler rahatladınız, ben de birazcık deşarj oldum. Okuduğunuz paragraflar konumuzda aynı paralelde. Paralel’i yanlış anlamayın, o paralellerden söz etmiyorum. Başkalarına zarar vermeyen, yan yana giden olaylar zinciri anlattıklarım. O duyduğumuz paralel başka paralel…
İlk izlediğim futbol maçlarını ayrıntılı şekilde anlatmıştım. Tekrarlayacak değilim. Yaşanan günler geri gelmiyor nedense. Bir futbol stadı düşünelim. Yapılıp, hizmete sunulduktan sonra uzun yıllar ayakta kalıyor. Tribünler ve çimler tadilata uğrar doğal olarak ama zemin olduğu gibi kalır. Zemini oluşturan toprak da kimsenin aklına gelmez.
Ali Sami Yen Stadyum’u onlarca dozerle yerle bir edilip tarihe karıştı. Oradaydım ve yaşlı gözlerle katliamı izledim. Genel olarak izlediğim maçlarda hep mutlu olmuştum. Lig şampiyonlukları Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Türkiye Kupaları ve en önemlisi UEFA Kupası eller üzerinde gezmişti.
Beynimde bir şimşek çaktı. Neden bu topraklardan almayayım dedim. Bir poşete doldurup buraya getirdim. Bir kutuya güzelce yaydım, üzerine amblemi yapıştırdım. Çalışma odam da görebileceğim bir yere yerleştirdim. Eve temizliğe gelen kardeşimiz “Bu toprak da neymiş” diyerek ormana serpmiş. Albay olan ortanca oğlum, içinde Ali Samı Yen’in toprağı bulunan kol düğmesi görmüş ve babalar gününde bana hediye etti. Çok mutlu olmuştum. Galatasaraylılık gibi o kol düğmesi de (Manşet) onlara miras kalacaktır.
Bu makalemle maziyi yaşadım. Anılar canlandı, biraz da duygulandık. Duygulanmadan olmuyor. Sonuçta insanız…
Mutlu olun, Mutlu kalın… SAYGILARIMLA




