Bir şehir büyüyorsa, önce göğe doğru büyür. Vinçler yükselir, beton mikserleri sabaha kadar döner, yeni mahalleler haritalara eklenir. Ancak sorulması gereken soru şudur. “Yeraltı da o hızla büyüyor mu?”
Türkiye’nin Doğu Akdeniz kıyısındaki önemli liman kentlerinden İskenderun, son yıllarda hem sanayi hem nüfus hem de yeniden yapılanma süreciyle ciddi bir dönüşüm yaşıyor. Aynı şekilde Hatay genelinde deprem sonrası inşa süreci su talebini daha da artırmış durumda. Yeni konutlar, yeni iş yerleri, genişleyen organize sanayi bölgeleri… Hepsi aynı soruyu soruyor. Musluktan yarın da su akacak mı?
İşte orası tartışmalı. Bölgenin su ihtiyacı barajlar, regülatörler ve yeraltı kuyularıyla karşılanıyor. Ancak üç temel risk kapıda bekliyor. Kuraklık: Yağış rejimi eski düzeninde değil. Nüfus artışı: Şehir genişliyor, tüketim artıyor. Altyapı kayıpları: Şebekedeki kaçaklar görünenden fazla olabilir. Bugün için sistem çalışıyor. Ama mesele “bugün” değil. Asıl mesele 5 yıl sonrası.
Bir şehir, bir anda susuz kalmaz. Önce baraj seviyesi düşer. Sonra basınç azalır. Ardından kesintiler başlar. En son su tankerlerine ihtiyaç duyulur.
*Yağmur Duası

İskenderun’u sadece bir yerleşim alanı kabul etmek doğru olmaz. Limanı, demir-çelik tesisleri ve üretim kapasitesiyle ekonomik bir merkez. Sanayi su ister. Evler su ister. Yeni yapılan her konut, her fabrika, her okul sistemden pay alır. Su, büyüyen şehirlerin görünmeyen altyapısıdır. Elektrik kesilince fark edilir. Su azalınca hayat doğrudan değişir.
Bu mesele yağmur duasıyla çözülemez. Planlama gerekir. Artı, kaçak ve kayıp oranları düşürülmelidir. En ucuz su, kaybolmayan su anlayışı hakim kılınmalıdır. Alternatif kaynaklar mutlaka devreye alınmalı, yeraltı suyu dengeli kullanılmalı, yeni rezervler araştırılmalıdır.
Arıtılmış su ve yeniden kullanım sistemleri tesis edilmelidir. Sanayide, içme suyu kalitesinde su kullanmak lüks olur. Buna çözüm üretilmelidir. Uzun vadeli kuraklık senaryoları hazırlanmalı ve bu senaryoya uymanın yolları aranmalıdır. İklim değişikliği artık ihtimal olmaktan çıkmış ve geleceğin bir gerçeği olmuştur. Bu çerçevede toplumsal bilinç artırılmalıdır.

Musluğu kapatmak küçük bir hareket gibi görünür ama milyonlarca küçük hareket büyük fark yaratır. Su, bir altyapı meselesi olmaktan çoktan çıkmış ve bir güvenlik meselesi haline gelmiştir. Su krizi sadece çevresel bir faktör olmaktan öte gitmiş ekonomik ve sosyal bir risk olmuştur.
Yetersiz su, göç sebebidir, göçü tetikler. Sanayiyi zorlar, yaşam kalitesini düşürür, toplumsal huzuru etkiler.
*Şehrin Geleceği Suyla Ölçülür…
Bir şehrin geleceği betonla değil suyla ölçülür. Bugün yapılacak her yatırım, aslında gelecekteki bir krizin önüne set çekmektir. Yeni konut projeleri planlanırken su kapasitesi eş zamanlı düşünülmüyorsa, şehir mühendisliği eksik kalıyor demektir. İmar planları ile su yönetimi aynı masada konuşulmadıkça, büyüme sürdürülebilir olmaz. Çünkü suyu planlamadan yapılan her genişleme, ileride maliyeti çok daha ağır olacak bir açığı büyütecektir.

Belki de artık şu soruyu daha yüksek sesle sormalıyız. İskenderun’u sadece daha büyük bir şehir mi yapmak istiyoruz, yoksa daha dirençli bir şehir mi? Direnç; afetlere karşı olduğu kadar kuraklığa, iklim değişikliğine ve kaynak kıtlığına karşı da hazırlanmayı gerektirir. Geleceğin güçlü şehirleri en yüksek binalara sahip olmaktan ibaret değildir. En sağlam su planına sahip olanlar güçlü şehir kabul edilecektir.
İskenderun büyüyor. Bu güzel bir şey… Ancak büyüyen her şehir, susuz kalma riskini de büyütür. Sorulması gereken soru şudur. Biz sadece yeni binalar mı inşa ediyoruz? O binaların 20 yıl sonraki suyunu da planlıyor muyuz? Unutmayalım lütfen. Şehirler susuz kalmaz. Şehirler, susuz bırakılır…





