Hayatın İçinden

0
6

Emekli Öğretmen Suphi ULUSOY…

Sonu mutlak ölüm olan hayatın içinde, neler-neler yaşıyoruz ve daha neler yaşayacağız. Adsız dünyaya gelen Bebek doğar doğmaz ağlar, önce nefes aldığı için, sonra da “Bu dünya’ya geldim neler-neler göreceğim, yaşayacağım” diye ağlar, Adsız bebek dedim çünkü hastanede doğmuş ise doğum raporunda erkek veya kız, sağlıklı canlı bir bebek diye yazılır. Yıllar önce evde doğum ise “erkek oldu veya kız oldu” diye müjdeler verilirdi. Bebeğin adı daha aylar önce anne ve baba tarafından kararlaştırılmış ancak adı yazılmadığı için hep bebek diye söylenir. Adı yazıldıktan sonra adı ile çağrılıyor ve bebeğe adı ile hitap ediliyor.

Bebek; sana Allah uzun, sağlıklı bir ömür mü verdi, yoksa kısa ömür veya engelli hastalıklı bir hayat mı verdi veya anasız-babasız mı, büyüyeceksin? Orasını Yüce Allah bilir. Huzurlu mu olacak, huzursuz mu olacak hayatın? Bebek sana mutlu, sağlıklı, analı-babalı bir hayat diliyorum. Bir terör saldırısında mı, trafik kazasında mı yoksa soba zehirlenmesinde mi veya kadınsa eşi tarafından bıçaklanarak mı veya silahla vurularak mı bu hayattan kopup gideceksin?

Bebek adını aldı. Hüseyin diyelim! İleride diğer insanlar Hüseyin için; yürüdü, yürümedi, geç yürüdü, konuştu, geç konuştu, sonra okul hayatı… Okudu, geç okumayı söktü! Hep sorgulanır… Ve çocuğa diğer tanıdık arkadaş ve komşular sürekli sorarlar “sınıfı geçtin mi, üniversiteyi kazandın mı, hangi üniversite, 2 yıllık mı, 4 yıllık mı?” Sonra Hüseyin’in sık-sık geldiğini gören komşular bu sefer de “sen okulu mu bıraktın veya başına bir şey mi geldi” diye sorup dururlar.

Artık Hüseyin büyüdü, okulunu bitirdi, tanıdık akraba-komşu “hani daha işe girmedin mi, bak falan girdi, demek senin okulun iyi değil veya sınavı kazanamadın” diye yine Hüseyin’e soru üzerine sorular. Senin tanıdığın nasıl işe girdi bir bak bakalım, onu sorgula? Sonra niye evlenmedin. “Hüseyin bak yaşın geçiyor baban seni evlendirsin, onun parası çok” sanki kendine dert, evlense sen mi besleyecek, ev kirasını vereceksin. Sıkıntılarını sen mi çözeceksin?

Evlense düğün salonunu beğenmezler, kiraladığı evin semtini beğenmezler. Artık zorlu hayat maratonuna katılan Hüseyin “ev sahibi kirayı arttırdı, sebze meyve pahalı, hayat zor” diye başlar yakınmaya, haksız da değil! Bu hayat pahalılığında insanın geçinmesi zor olup, bu zorlukla da mücadele etmek insanı oldukça yorar. Geçim zorluğu karşısında düğünde takılan elindeki altını yavaş-yavaş satar, kredi çeker, borçlarını ödemeye başlar, “ah para yetmiyor, faturalar…” diye stresli hayatın içine girer. Hüseyin ne yapsın, ikinci işte çalışmaya başlar, gece gündüz çalışır, ama gene de hesabı tutturamaz, borçlanır ama hayat onu yıpratmaya başlamıştır çoktan. Çocuğu okula başlar masraflar git gide artar, Hüseyin çaresizdir, zorluklar içinde hayatını sürdürmeye çalışır, birde kısa hayat son buluverir. (Kuran-ı Kerim ANKEBUT Suresi 57. Ayet) Hüseyin artık bu dünyadan göçtü.

İnsan ölünce ilk önce neyini kaybeder. Malını mı, parasını mı? Değil, önce yıllarca taşıdığı adını kaybeder, artık adı söylenmez, onun adı cenazedir. “Cenaze hangi morgda, cenaze hangi camiye getirilecek, hangi mezarlığa defnedilecek. Cenaze arabası geldi mi” Adı gitti, cesedi kaldı. Cenaze camide musalla taşında beklemekte iken Hüseyin’in dost bildikleri, arkadaş bildikleri hatta yakınlarından bazıları “döviz yükseldi, borsa düştü, altın yükseldi” diye sohbet ederler.

Çocuklar yetim kaldı, ev kirası ne olacak, nasıl geçinecekler, daha maaşı bile bağlanamıyor, çünkü gününü doldurmamış… Namaz kılınır ve kabristana doğru yola çıkan cenaze… Artık geride bıraktığı çocukları, en yakınları, taziyeleri kabul eder ve gün gelir Hüseyin unutulur. Kabre konulduktan sonra mezar taşı yazılır ve adı oradan söylenir, mezarlıkta taşı görenler “Vay bu bizim falan kişi  ben tanıyorum veya arkadaşımdı, şöyleydi-böyleydi” diye mezarı başında adı ile söylenir.

Bir gün Koca Sinan evinden camiye giderken yolda durur ve minareden verilen salayı dinler. Elektriğin olmadığı o dönemlerde hocalar minareye çıkarak şerefen ölen kişilerin salasını verirler ve adını söylerlerdi. Koca Sinan düşünceli salayı dinlerken yoldan geçen bir vatandaş “ey Koca Sinan ne düşüncelisin, konuşmuyorsun” deyince koca Sinan salanın bitmesi ile şöyle söyler. “Falan ölmüş, filan ölmüş… Bir gün de duyarsınız Sinan ölmüş” der ve yürüyüp gider.

Dışarıda “Bak falan kişi 2 ay oldu öleli, zaman ne de çabuk geçti” diye konuşulur veya “bak bu çocuklar, geçen ölen falanın… Bu da karısı” diye söylenir durur.

Allah hayırlı ölümler nasip etsin, elden ayaktan düşürmeyip, muhannet kullara muhtaç etmeden, yataklara düşürmeden bu dünyadan göçmek dileklerimle, sağlıklı günler dilerim. Allah cümlemizi görünür, görünmez, kazalardan, belalardan korusun.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here