Görünmeyeni Yönetebilmek!

0
6

Dr. Öğretim Üyesi ‘necmi cemal’

Medeniyetin Asıl Sırrı Ramazan ayındayız… Bu ay insana şunu öğretir: Her hakikat gözle görülmez. Ama hayatı asıl belirleyenler, çoğu zaman görünmeyenlerdir.

Size bir soru: Mikrop’u, “Hastalıklar göze görünmeyecek kadar küçük canlı tohumlarla bulaşır” diye tarif eden, lakabı “Lokman-ı Sânî” olan kimdir, bilir misiniz? Cevap: Akşemseddin.

Henüz mikroskop yokken… Görülmeyeni fark eden bir zihin… O bize şunu öğretti: Tehlike çoğu zaman sessizdir. Ama ihmal edilirse yıkıcıdır.

Ve insan bedenine bakarken yalnız görünen yarayı değil, sebebi arayan bir başka büyük akıl… Batı dünyasının “Avicenna” diye andığı İbn-i Sina. O, hastalığın sadece belirti olmadığını, asıl meselenin görünmeyen denge olduğunu söyledi.

Teşhis, görüneni tarif etmek değildir. Teşhis, görünmeyeni anlayabilmektir. Bilgi hükmetmek için değil; emaneti korumak içindir.

Bir başka soru… Taşı yalnızca üst üste koymayan, yükü görünmeyen hatlarla dağıtan, asırlar sonra bile dimdik duran bir denge kuran kimdir? Mimar Sinan. Onun “Ustalık eserim” dediği Selimiye Camii sadece bir yapı değildir. O, görünmeyen hesapların zaferidir.

Sinan şunu bilir: Görünmeyen yük doğru dağıtılırsa, en büyük kubbe bile göğe meydan okur. Ama görünmeyen çatlak büyürse, en sağlam duvar sessizce çöker.

Bir başka isim… “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol…” diyerek çağlara yön veren Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî. O, kalbin mimarıdır. İnsan inşa edilmeden medeniyet kurulamayacağını anlatır. Çünkü iç dünyası dağılmış bir toplumun dış düzeni uzun sürmez.

Ve göklere bakan bir bilge… Ali Kuşçu. Yıldızların hareketini hesaplarken aslında bir düzen ahlakı inşa etti. Bilmenin hükmetmek değil, denge kurmak olduğunu gösterdi.

Dikkat ederseniz, bu isimlerin hiçbiri gürültüyle anılmadı. Hiçbiri kendini büyütmedi. Hiçbiri makamla övünmedi. Onlar görünmeyeni ciddiye aldılar. Akşemseddin görünmeyeni teşhis etti. İbn-i Sina görünmeyeni okudu. Sinan görünmeyeni hesapladı. Mevlânâ görünmeyeni terbiye etti. Ali Kuşçu görünmeyeni dengeledi.

Ramazan da bize tam bunu öğretir: Açlık görünür. Ama sabır görünmez. Kalabalık görünür. Ama niyet görünmez. Makam görünür. Ama emanet bilinci görünmez. Oysa tarihi değiştirenler, görüneni yönetenler değil; görünmeyeni yönetebilenlerdir.

Bugün bir şehri yönetirken de… Bir kurumu ayakta tutarken de… Bir topluma istikamet çizerken de… Asıl mesele şudur: Risk, henüz ortaya çıkmadan fark edilebiliyor mu? Yük, kimse hissetmeden dengelenebiliyor mu? İsraf, büyümeden önlenebiliyor mu? Adalet, kimse bağırmadan sağlanabiliyor mu? Emanet, alkış beklemeden taşınabiliyor mu?

Çünkü mikrop görünmez. Sebep görünmez. Çatlak görünmez. Niyet görünmez. Ama ihmal edilen görünmeyen, bir gün en görünen yapıyı yıkar. Bir şehrin çöküşü bir anda olmaz. Önce değerler yorulur. Sonra denge bozulur. Sonra güven azalır. En son duvar yıkılır. Ve unutulmaması gereken hakikat şudur: Görünene hükmeden çoktur. Görünmeyeni yönetebilen azdır. İz bırakanlar ise her zaman o azınlık içinden çıkar.

Ramazan’ın bize bıraktığı en büyük ders belki de şudur: Mesele görünmek değil, görünmeyeni hakkıyla taşıyabilmektir. Çünkü medeniyet; taşla değil, dengeyle kurulur. Ve gerçek liderlik; kalabalığı değil, emaneti yönetebilmektir.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here