1-Tarafsızlık Neden Rahatsız Eder? 2-Dikkatlilik mi? Okumak mı?..

0
7

Dr. Öğretim Üyesi ‘necmi cemal’

Tarafsızlık Neden Rahatsız Eder?

Sabah bir sohbet… Toplumda değer verilen karakter ve kariyerde bir şahsiyet. Bir cümle: “Hocam, sizi bir yere bağlı görüyorlar…” Cümle sakin. Ton yumuşak. Ama arkasındaki zihniyet sert! Çünkü bu ülkede fikir üretmekten önce insanı bir yere koyma refleksi çalışıyor.

Soru şu olmuyor: “Ne söylüyor?” Soru şu oluyor: “Kimden yana?”

Bizde tarafsızlık, çoğu zaman taraf gizlemek gibi algılanır. Oysa tarafsızlık; kimliksiz olmak değil, ilkesiz olmamak demektir. Bir konuyu sistem üzerinden konuşuyorsanız, size hemen bir yer tarif edilir. Bir belediyeyi eleştiriyorsanız, “karşı taraftasınız” denir. Bir doğruyu teslim ediyorsanız, “yakınsınız” denir.

Ortada sadece akıl vardır. Ama zihin, aklı tek başına bırakmaya tahammül edemez. Tarafsız insan rahatsız eder. Çünkü kontrol edilemez. Kategorize edilemez. Slogan üretmez. Kalabalık büyütmez. Sistem konuşur. Ve sistem konuşmak, duygusal kamplaşmaya yatırım yapanları huzursuz eder.

Oysa mesele parti değil. Mesele şu: Bir şehir planla mı yönetilecek, yoksa refleksle mi? Bir kurum kurumsal akılla mı hareket edecek, yoksa kişisel sadakatle mi? Bir mesele teknik mi değerlendirilecek, yoksa siyasi kimlikle mi?

Benim tarafım yöntemdir. Benim tarafım sistemdir. Benim tarafım sürdürülebilirliktir. Bunu duyan, eğer kendi tarafını kimlik üzerinden tanımlıyorsa, sizi mutlaka bir yere yerleştirmek ister. Çünkü boşluk korkutur. Tarafsızlık aslında cesarettir. Hiçbir kalabalığa yaslanmadan konuşabilmek… Hiçbir etiketin arkasına saklanmadan durabilmek… Yanlışa yanlış diyebilmek… Doğruya doğru diyebilmek… Ve bunu yaparken kimlik hesabı yapmamak…

Belki de asıl mesele şu: Biz fikirleri tartışmayı unuttuk. İnsanları tartışıyoruz. Argümanı değil, aidiyeti ölçüyoruz. Akademide de, siyasette de, sokakta da aynı refleks: Önce konumlandır, sonra dinle. Oysa gerçek ilerleme, önce dinleyip sonra düşünmekle olur. Tarafsızlık bir boşluk değildir. Aksine, en sağlam zemindir.

Çünkü tarafsızlık; herkesin alkışını değil, vicdanın onayını hedefler. Ve vicdan, hiçbir yere bağlı değildir.

Dikkatlilik mi? Okumak mı?..

İsimler birbirine benzer. Şehirler benzer. Ülkeler benzer. Ama benzemek, aynı olmak değildir. Mihaliç’te ünlenen peyniri, Mihalıççık’ta aramak gibi… Harita açıktır ama zihin kapalıdır. Kelime okunur ama anlam atlanır. Bu bir dikkatsizlik midir? Yoksa gerçekten okumamak mıdır? Benzer isimlerin arkasına saklanan büyük yanılgılar vardır. Bir dönem, adı Afrika ile özdeşleşmiş bir madeni; isminin sonunda “Afrika” geçiyor diye aynı jeopolitik zeminde sananları gördük.

Güney Afrika ile Orta Afrika Cumhuriyeti aynı değildir. Biri güçlü bir sanayi ve madencilik altyapısına sahiptir. Diğeri farklı bir tarihsel ve ekonomik gerçekliğe… Ama biz bazen isim benzerliğinden gerçeklik benzerliği üretiriz. İşte asıl tehlike burada başlar. Çünkü yanlış okunan harita, yanlış yatırımı doğurur. Yanlış okunan insan, yanlış güveni… Yanlış okunan şehir, yanlış geleceği…

Bu mesele sadece coğrafya meselesi değil. Bu mesele; Veriyi gerçekten okuyup okumamak, Bir projeyi başlığıyla değil içeriğiyle tartmak, Bir insanı söylentiyle değil emeğiyle değerlendirmek meselesidir. Bugün şehirler büyüyor gibi görünüyor. Yeni yollar açılıyor. Yeni tabelalar asılıyor. Yeni projeler açıklanıyor. Ama biz gerçekten okuyor muyuz? Bir yatırım dosyasını başlığından mı alkışlıyoruz, yoksa fizibilitesini mi inceliyoruz? Bir yöneticiyi fotoğrafından mı değerlendiriyoruz, yoksa kriz anındaki duruşundan mı?

Bir şehri sloganıyla mı seviyoruz, yoksa altyapısına bakarak mı güveniyoruz? Dikkatlilik, anlıktır. Okumak, bilinçtir. Dikkat gözle ilgilidir. Okumak vicdanla. Dikkat hata yapmamayı sağlar. Okumak doğruyu inşa etmeyi, Dikkat refleks üretir. Okumak sistem kurar. Ve şehirler refleksle değil, sistemle büyür.

Bugün en büyük sorun bilgi eksikliği değil. Yüzeysel bilgi bolluğudur. Başlık okuyan ama metne inmeyen bir çağdayız. Haritaya bakan ama araziyi yürümeyen bir çağdayız. İsme güvenen ama içeriği sorgulamayan bir çağdayız. Oysa gelecek; isim benzerliğine takılanların değil, detayı ayırt edebilenlerin olacak.

Eğer bir gün; şehirlerimiz doğru yatırımı yapacaksa, gençlerimiz doğru alanlara yönelecekse, Ülkemiz doğru ortaklıklar kuracaksa… Bu, daha dikkatli olduğumuz için değil, daha derin okuduğumuz için olacak. Çünkü Mihaliç peynirini Mihalıççık’ta aramamak; sadece coğrafya bilgisi değil, zihinsel disiplin meselesidir. Ve zihinsel disiplin, geleceğin en stratejik sermayesidir.

Gürültü yüksek olabilir. Algı hızlı yayılabilir. Ama yarını, sessizce okuyanlar kuracak. İsimleri değil, anlamı ayırt edenler… Ve belki de gerçek fark, en çok konuşanların değil, en doğru okuyanların eseri olacak.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here