1-Maktül… 2-Sosyal Sevgilin Kim..?

0
6

Dr. Öğretim Üyesi ‘necmi cemal’…

Maktül

İstanbul fethedildikten sonra şehir yalnızca bir başkent olmadı. Aynı zamanda büyük bir ilim ve fikir merkezi hâline geldi. Saray duvarları altın ve ipekle parıldarken, o duvarların ardında zekânın, rekabetin ve insan tabiatının sessiz gölgeleri dolaşıyordu. İşte o gölgelerin arasında bir isim: Molla Lütfi…

Çoğu kişi onu sadece bir kütüphaneci olarak bilir. Oysa o, raflar arasında kaybolmuş sıradan bir görevli değildi. Zekâsı keskin, dili nükteli, düşüncesi cesurdu. Söylediği sözler bazen güldürür, çoğu zaman ise düşündürürdü. Rivayet edilir ki, bir mecliste devlet meseleleri konuşulurken söylediği bir söz, ortamı bir anda sessizliğe gömmüştü.

Çünkü bazı sözler doğrudur… Ama aynı zamanda aynadır. Ve insan, en çok kendini gördüğü aynadan rahatsız olur. Zekâsı onu öne çıkardı. Ama sivri dili, onu yalnızlaştırdı. Takdir ile kıskançlık arasındaki o ince çizgi silinmeye başladı. Fısıltılar yayıldı… İthamlar büyüdü…

Ve tarih bize şunu anlatır: Bir dönem, parlak bir akıl… Kurulan görünmez bir düzenin içinde “maktül” olarak anılmaya başladı. Ama bazı insanlar vardır, onlar öldükten sonra susmaz. Molla Lütfi’nin adı bugün hâlâ yaşıyorsa, sebebi sadece bilgisi değil, bedel ödeyen duruşudur. Ve belki de tarih, her döneme aynı soruyu bırakır: Bir insanı gerçekten öldüren nedir? Kılıç mı… Yoksa kıskançlık, korku ve tahammülsüzlük mü?

 Sosyal Sevgilin Kim..?

İyi akşamlar değerli okurum. Eskiden bir insanın sevgilisi olurdu. Adı olurdu. Yüzü olurdu. Hikâyesi olurdu. Şimdi ise herkesin bir “sosyal sevgilisi” var. Peki senin sosyal sevgilin kim..? Bir de şu soru var ki asıl mesele orada: Sosyal sevgilin kim..? Peki seni gerçekten seven kim? Adı yok. Yüzü filtreli. Gerçeği belirsiz. Ama etkisi… Fazlasıyla gerçek. Bir mesajla mutlu eden, bir “görülmedi” ile huzur kaçıran, bir beğeni ile kalp hızlandıran… Dokunmadan yakın, tanımadan derin, görmeden bağlı…

Ama en tehlikelisi şu: Gerçek zannediliyor. Bugün birçok insan gerçek hayatta kuramadığı bağı, sanal dünyada kurduğunu sanıyor. Çünkü orada her şey kolay: İstediğin gibi görünürsün. İstediğin gibi konuşursun. İstediğin anda kaybolursun. Sorumluluk yok. Hesap yok. Bedel yok. Ama bir şey de yok: Emek yok. Emek yoksa gerçek de yoktur.  Ve bu mesele sadece ilişkilerde değil şehirlerde de böyle.

Bazen bir etkinlik görürsün. Sosyal medyada bakarsın: Işıklar kusursuz. Görüntüler etkileyici. Kalabalık coşkulu. Her şey mükemmel! Ama sahaya inersin… Bir rüzgâr çıkar. Ardından yağmur gelir. Ve gerçek saklanamaz.

Ekranda dimdik duran standlar ilk rüzgârda yere serilir. Çünkü o şehirde rüzgârın adı vardır. Yağmurunun huyu bellidir. Bunu bilmeden yapılan her iş ancak fotoğrafta güzel durur. Oysa mesele bir etkinlik yapmak değil… Mesele o şehri bilmektir. O esnafı tanımaktır. O iklimi hesaba katmaktır. O rüzgâr çıkmadan önce hazırlık yapmaktır. Ve en önemlisi: Görüntüyü değil, gerçeği yönetmektir.

Artık yeni bir kavram var: Sosyal şehircilik. Fotoğraflarda güçlü, gerçekte zayıf… Paylaşımlarda kusursuz, sahada kırılgan… Bugün aynı masada oturan insanlar birbirine değil, başkalarına yazıyor. Aynı şehirde yaşayanlar birbirine değil, görüntülere inanıyor. Bu sadece bireysel bir mesele değil. Bu toplumsal bir kırılma. Sevgi bildirimle ölçülmez. İlgi “görüldü” ile anlaşılmaz. Sadakat profil fotoğrafıyla kurulmaz. Ve gerçek bağlar internet çekmediğinde de devam eder.

Şimdi tekrar sor: Sosyal sevgilin kim..? Peki seni gerçekten seven kim? Çünkü mesele sadece kiminle yazıştığın değil… Kimin için emek verdiğin. Kimin için ayakta kaldığın. Kimin için sağlam durduğun. Unutma değerli okurum: Gerçek sevgi ekran ışığında değil, göz ışığında büyür. Gerçek şehircilik ise paylaşımda değil, ilk fırtınada belli olur.

TARİHE NOT: Bir şehri yönetmek, beğeni toplamak değildir. Bir şehri yönetmek rüzgâr çıkmadan önce hazırlık yapmaktır. Çünkü bazı gerçekler paylaşımda değil ilk fırtınada ortaya çıkar.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here