1-İhanetin Cesareti Olur mu? 2-Seviye, Güçten Daha Zordur

0
8

İhanetin Cesareti Olur mu?

Ramiz Karaeski bir repliğinde şöyle der: “İhanetin bile cesurcası makbuldür.” Ağır bir cümledir bu. Çünkü ihanet kelimesi zaten yük taşır. Bir de “makbulü” olur mu diye düşündürür insana. Öte yandan Oscar Wilde, “Everyone kills the thing he loves…” diye başlar. “Herkes sevdiğini öldürür; korkaklar öpücükle, yürekliler kılıç darbeleriyle…” Bu söz yalnızca bir şiir dizesi değildir. Tarihin aynasına tutulmuş bir projektördür.

Judas Iscariot, ihaneti bir öpücükle yapmıştır. Jesus’u ele vermek için en masum görünen hareketi seçmiştir. Marcus Junius Brutus ise Julius Caesar’ın gözlerinin içine bakarak hançeri saplamıştır. Biri yakınlık maskesiyle, diğeri göz temasıyla… Biri sessiz, diğeri açık… Ama sonuç değişmemiştir: Güven kırılmıştır.

Şimdi gelelim asıl meseleye… Hayatın bir döneminde ihanete uğramamış insan var mıdır? Dosttan… Yol arkadaşından… Aynı hedefe yürüdüğünü sandığınız kişiden… Siyasette… Akademide… Ticarette… Mahallede… Ailede… İhanet çoğu zaman fikir ayrılığı değildir. Ayrı yollara gitmek ihanet değildir. İhanet; arkadan konuşurken önden gülümsemektir. İhanet; aynı masada oturup farklı ajandaya hizmet etmektir.

Peki soralım: “Cesur ihanet” diye bir şey var mıdır? Bence yoktur. Cesaret; ihanette değil, ayrılma biçimindedir. Cesaret; yüzüne bakıp “Artık aynı yolda değilim…” diyebilmektir. Kılıç da makbul değildir. Öpücük de. Makbul olan; ihanet etmemektir. Ama daha da makbul olan, ihanete rağmen kirlenmemektir. Geleceğe yürüyen insanlar için en büyük risk ihanet değildir. En büyük risk; ihanetin karakterini bozmasına izin vermektir.

Çünkü ihanet iki kişiliktir: Biri yapan, biri nasıl karşılık verdiğiyle kendini tanımlayan. Eğer siz, ihanete rağmen ilk günkü istikametinizi koruyabiliyorsanız… Eğer yolunuzu kişilere göre değil, ilkelere göre çiziyorsanız… O zaman ihanet sizi küçültmez. Sizi büyütür. Bizim hedefimiz günü kurtarmak değil. Geleceği inşa etmek… Gelecek; sadakat üzerine kurulur. Şeffaflık üzerine kurulur. Yüz yüze konuşabilme cesareti üzerine kurulur.

Arkadan değil, karşıdan. Fısıltıyla değil, açıkça. Çünkü yarınları yönetecek olanlar, ihanetin biçimini tartışanlar değil, güvenin zeminini kuranlardır. Yol uzun. Yol kalabalık olacak. Yolun içinden geçenler de olacak. Ama istikamet belli ise, ihanet sadece bir virajdır. Direksiyon sağlam oldukça, araç yoldan çıkmaz.

Ve şunu da bilmek gerekir: İhanet eden, yolu terk eder. İhanete uğrayan ama duruşunu koruyan ise yolu tanımlar. Tarih; ihanet edenleri dipnot yapar. Duruşunu koruyanları ise başlık! Biz başlık olmak için değil, temel olmak için yürüyoruz. Çünkü gelecek, ihanet konuşanların değil; güven inşa edenlerin omuzlarında yükselir.

Seviye, Güçten Daha Zordur

Güç sahibi olmak zor değildir. Bir makam gelir. Bir yetki verilir. Bir kalabalık arkanızda durur. Zor olan, güç elinizdeyken ölçüyü kaybetmemektir. Seviye tam burada başlar. İnsan zayıfken nazik olabilir. Çünkü mecburdur. Asıl karakter, güçlü olduğunda ortaya çıkar. Bir cümleyi kurabilecekken kurmamak, bir cevabı verebilecekken geri çekmek, haklıyken bile üslubu korumak… Seviye budur.

Bugün birçok şey hızla yükseliyor: Sesler yükseliyor. Tepkiler yükseliyor. Ego yükseliyor. Ama aynı hızla düşen bir şey var: Ölçü. Oysa ölçü kaybolduğunda haklılık da değer kaybeder. Bir tartışmayı kazanabilirsiniz. Ama seviyeyi kaybettiğiniz anda kazandığınız şey küçülür.

Seviye; öfkenin içinden geçip dengeyle konuşabilme cesaretidir. Cesarettir, çünkü insan en çok haklıyken taşar. Gerçek güç; karşısındakini ezebilecekken ezmemeyi seçebilmektir. Gerçek asalet; cevap verebilecekken cevabı geciktirebilmektir. Bir şehirde, bir kurumda, bir ailede gerilim kaçınılmazdır. Farkı belirleyen şey, gerilimin nasıl taşındığıdır.

Sesi yükseltmek kolaydır. Sesi alçaltmak bilinç ister. Çünkü insanın kalitesi, rahat zamanlarda değil; gerilim anında görünür. Seviye, kimsenin zorlamadığı anda bile insanın kendine koyduğu sınırdır. O sınırı koruyabilenler uzun mesafe koşucularıdır. Kısa vadede bağıranlar dikkat çeker. Uzun vadede ise dengeyi koruyanlar güven verir. Ve unutulmaması gereken şudur: Güç insana alan açar. Ama seviye, insana derinlik kazandırır.

Alan genişleyebilir. Kalabalık artabilir. Yetki büyüyebilir. Ama derinliği olmayan hiçbir güç uzun süre ayakta kalamaz. Çünkü seviye, insanın neye sahip olduğunu değil, neye sahipken kim kaldığını gösterir.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here