1-Adresi Olmayan Yönetim Olmaz… 2-Dide, Derun, Dimağ…Ve Derkenarda Kalmamak

0
7

Dr. Öğretim Üyesi ‘necmi cemal’

Adresi Olmayan Yönetim Olmaz

Teknoloji çağındayız. Dijital toplantılar yapılıyor. Belgeler elektronik imzayla dolaşıyor. Yöneticiler bir günde üç şehirle bağlantı kurabiliyor. Ama bir hakikat değişmiyor: Adres olmadan aidiyet olmaz. Aidiyet olmadan yönetim olmaz. Görev başka yerde, hayat başka yerde… İkamet başka şehirde, temsil başka şehirde… Hafta içi burada, hafta sonu orada…

Bu tabloyu doğru bulmuyorum. Çünkü mesele sadece resmi ikamet değil. Mesele zihinsel ve vicdani mesafe… Bir şehri yönetmek; o şehrin sabah trafiğinde sabretmektir. Yağmur yağdığında su biriken sokağı bilmektir. Akşam esnafın yüzündeki umudu ya da yorgunluğu okuyabilmektir. Şehir, mesai saatlerinde anlaşılmaz. Şehir kriz anında anlaşılır. Şehir gece yarısı anlaşılır. Şehir bir yangında, bir afette, bir elektrik kesintisinde anlaşılır.

Yıllardır söylüyoruz: Her zaman çalışan ele ve gülen yüze ihtiyaç olacak. Çünkü şehir; proje ile değil, temasla büyür. Planla değil, varlıkla güçlenir. Dijitalleşmeye karşı değiliz. Akıllı şehirleri savunuyoruz. Veri temelli yönetimi önemsiyoruz. Ama akıllı şehir; insansız şehir değildir. Temassız yönetim değildir. Uzaktan sahiplenme değildir. Emanet kavramını boşuna vurgulamıyoruz. Makam geçicidir. Şehir kalıcıdır. Ve emanet, bulunduğun yerde taşınır.

Son yıllarda tehlikeli bir alışkanlık oluştu: “Görev yerim orası ama hayatım burada.” Oysa güçlü toplum; yaşadığı yere hesap veren, hesap verdiği yere kök salan, kök saldığı yerde sorumluluk alan insanlarla kurulur. Aidiyet olmadan vizyon olmaz. Aidiyet olmadan güven olmaz. Güven olmadan kalkınma olmaz. Bir yönetici sabah kahvesini başka şehirde içip akşam sorumluluk taşıdığı şehre sadece imza için geliyorsa orada bağ değil, mesafe vardır. Ve mesafe büyüdükçe güven küçülür.

Biz nasıl bir gelecek istiyoruz? Sokağını bilen, insanını tanıyan, kriz anında ulaşılabilen bir yönetim. Sadece makamda değil, mahallede de görülen bir sorumluluk anlayışı. Çünkü şehirler uzaktan kontrol edilebilir belki… Ama uzaktan inşa edilemez. Tarih, sadece kimlerin hangi koltukta oturduğunu yazmaz. Tarih, kimlerin gerçekten o şehirle kader birliği yaptığını yazar.

Ve yarın dönüp bakıldığında şu sorulacak: “Kimler burada yaşadı?” “Kimler gerçekten buradaydı?” Biz cevabımızı bugünden veriyoruz. Görev neredeyse oradayız. Sorumluluk neredeyse hayatımız orada. Emanet neredeyse vicdanımız orada. Çünkü adresi olmayan yönetim olmaz. Ve biz, adresi belli olanlardanız.

Dide, Derun, Dimağ… Ve Derkenarda Kalmamak

Bugün ve yarın, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği çatısı altındaki Elektrik Mühendisleri Odası şubelerinde kongre ve seçim heyecanı var. Seçimler yalnızca sandık değildir. Seçimler, kurumların aynaya baktığı anlardır.

Osmanlıcada bazı kelimeler vardır. Hepsi aynı harfle başlar. Dîde… Derûn… Dimağ… Derkenar… Dört köşe olmak… Destesini kırmamak… Deve hesabına dönmemek… Tesadüf değildir bu. Dîde, görmektir. Sadece bakmak değil; hakikati fark etmektir. Derûn, iç dünyadır. Vicdanın ve niyetin merkezidir. Dimağ, akıldır. Fikir üretme ve çözüm geliştirme kudretidir. Bir kurumda dîde yoksa gerçekleri göremez. Derûn zayıfsa güven zedelenir. Dimağ çalışmıyorsa üretim durur.

Ve bir kelime daha: Derkenar… Kenar notudur. Ana metnin dışında kalan ama bazen ana metnin önüne geçirilen ayrıntıdır. Seçim süreçlerinde en büyük risk budur. Ana mesele üretimken, derkenarı büyütmek. Mesleki projeler konuşulması gerekirken, kişisel hesapları öne almak. Bir meslek odasının ana metni; bilimdir. Mühendisliktir. Toplumsal faydadır. Derkenar büyüdüğünde, ana metin küçülür. “Dört köşe olmak” denir. Dengeli, sağlam ve ölçülü olmak demektir. Kurumların dört köşesi vardır: ehliyet, liyakat, birlik ve üretim. Bir köşe eksikse yapı eğilir. Bir köşe kırılırsa güven sarsılır.

“Destesini kırmak” kolaydır. Zor olan; farklılıkları dağıtmak değil, ortak aklı bir arada tutmaktır. “Deve hesabına dönmek” ise netliği kaybetmektir. Oysa mühendislik; karmaşık olanı sadeleştirme sanatıdır. Seçimler geçer. Listeler değişir. İsimler yer değiştirir. Ama kurum kültürü kalır. Mesele kimin kazandığı değil, kurumun hangi seviyeye çıktığıdır. Eğer dîde görür, derûn temiz kalır, dimağ üretirse; kurum derkenarda kalmaz.

Ana metni yazar. Belki de bu yüzden aynı harfle başlayan kelimeleri seçtim. Çünkü bazı harfler sadece ses değildir. Bir zemini anlatır. Bir ölçüyü işaret eder. Bir çizgiyi hatırlatır. “D” harfi; dîde ile görmenin, derûn ile temiz kalmanın, dimağ ile üretmenin… Ve yazılan ortamda nerede durulması gerektiğinin, daha da önemlisi durduğunuz yerin göstergesidir. Şimdilik bu kadarını söylemek yeterlidir.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here