Emekli Öğretmen Suphi ULUSOY…
Bizim türkülerimiz acıdır, tatlıdır, düşündürür, güldürür. Türkülerimiz Anadolu’nun bağrından kopup, anaların, babaların, kardeşlerin ve de yavukluların ciğerinden söylenmiş ve efsanelere dayanmaktadır. Sevdiğine kavuşamayan ağlamış, yanmış, bir türkü sözleri söylemiş, yavrusunu yitirmiş bir türkü söylemiş, anasını-babasını, kardeşini yitirmiş oracıkta bir ağıt yakmış ve ağıtlar türkü olmuş, günümüze kadar gelmiş ve söylenmektedir.
Türküler; âşıklarımız eline sazı almış, içinden geldiği gibi o zamanın şartlarına veya bulunduğu ortama göre içinden geldiği gibi, duygu veya düşündürücü, halay şeklinde türküler söylemişlerdir. Bu ozanlarımızdan bazıları müzik ile ilgili hiçbir eğitim ve özel ders almamış, yetenekleri Allah vergisidir diyelim.
Aşık Veysel, Aşık Celal Güzelses, Mahzuni Şerif, Neşet Ertaş, Muharrem Ertaş, Minür Nurettin Selçuk, Ruhi Su, Rahmi Saltuk, Musa Eroğlu, Zülfü Livaneli, Mehmet Özbek, Özay Gönlüm, Kazancı Bedih, Emel Taşçıoğlu, Aysun Gültekin, hemşerimiz Selami Şahin ve daha ismini sayamadığım birçok sanatçımız vardır. Bunların dışında Anadolu’da gezip, halkın arasında söylenen ve duyduğu sözleri, türküleri derleyen değerli Halk Müziği derleyicisi Muzaffer Sarısözen’i de unutmayalım.
Bu önemli şahsiyetlerden bazı anekdotlar anlatmak isterim. Hepsinin eserleri notaya alınmıştır. Aşık Veysel bildiğiniz gibi küçük yaşta görme yetisini kaybetmiş ve Allah’ın verdiği yetenek ile almış sazını başlamış sözlerine… Hepimizin bildiği gibi ‘Benim sadık yârim kara topraktır, Güzelliğin on para etmez şu bendeki aşk olmasa, Uzun ince bir yoldayım…’ ve daha çokça sayabiliriz.
Veysel’in eşi başka biri ile kaçmak üzere iken, bunu sezen Veysel, gece karısının ayakkabısının içine biraz kağıt para koymuş. Evden başka biri ile kaçan eşi yolda ayakkabı rahatsız edince çıkarmış bakmış ki içinde para var. Bunu Veysel’e sorunca “yazıktır, yolda para lazım olur diye koydum” demiş. Veysel’in inceliğine bakın, birde günümüzde hiçten sebeplerle kadınları, silah veya bıçakla öldürenlere bakın. Aşık Veysel göçtü, eserleri kaldı, Allah rahmet eylesin.
Aşık Mahzuni Şerif, Astsubay okulunda okurken okuldan atılmış ve Allah’ın kendisine verdiği yetenek ile yüzlerce türkü sözü yazmış, bestelemiş. Aşık Mahzuni Şerif Alevi diye bazı kesimler tarafından dışlanmış, hakaretler yapılmış, yazdığı türküler yasaklanmış, dolaysı ile hapse atılmış. Ancak birçok eseri bugün TRT’de ve diğer kanallarda söylenmektedir. 1970’li yıllarda Başbakan Nihat Erim’in şikâyeti üzerine hapse girmiş, yazdığı, söylediği türkü ‘…erim-erim eriyesin, yerden yere sürünesin…’ dediği için sonraları ‘ben kendisine söylemedim, rasgele yazdım’ demiştir.
Yine Aşık Mahzuni, enflasyonun yüksek olduğu, yokluğun, alım gücünün yok denecek kadar az olduğu yıllarda ‘Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana’ demiş ve yine tepkiler almış. Eserleri kaldı, Allah rahmet eylesin.
“Katil, Katil, Amerika” diye türkü sözü yazmış ve bestelemiş. Şimdi Amerika’nın yaptıklarını görüyoruz. Aşık Mahzuni’yi inancından, görüşünden dolayı yargılamak bizlere düşmez. Şimdi aranır bir sanatçı oldu.
Muharrem Ertaş, elinde sazı köy-köy dolaşıp, düğünlerde türküler söylemiş, geçimini öyle kazanmıştır. Baba Muharrem Ertaş oğlu Neşet Ertaş’ın sürekli saz veya başka bir müzik aletini öğrenip çalmasını söylemiş ancak küçük yaşlarda Neşet bunu hiç ciddiye almamış ve müzikle ilgilenmemiştir. Baba bir gün Neşet’i karşısına alır ve “bak oğlum ya bu sazı öğrenirsin ya da seni yatılı okula veririm” deyince Neşet aileden ayrılmak istememiştir. Yatılı okula gitmemek için eline sazı alıyor ve neler-neler söylüyor. İyi ki de sazı eline almış.
Anadolu’nun bağrından çıkan ve yüzlerce söz yazıp, beste yapan Neşet Ertaş, neler söylemiş neler… ‘Yazımı kışa çevirdin. Ağarsa saçların, belin bükülse, birer-birer hep dişlerin dökülse, yine benim solmayan fidanımsın’ demiş. ‘Yalan dünya’ demiş. Kendisi Abdal olduğu için değer bulamamış ve ömrünün sonunda Almanya’da düğün salonlarında çalışmaya başlamış. Bu dünyadan koca bir Neşet ozan geldi geçti, Allah rahmet eylesin.
Musa Eroğlu da duyduğu bir şiiri hemen bestelemiş ve ‘Bana ne yazdan, bahardan, bana ne kardan, borandan, aşağıdan yukarıdan, yolun sonu görünüyor’ demiş ne güzel dememiş mi? Beste kendine ait, söz yazarı başka.
Kazancı Bedih’i de geçmeyelim, okuduğu gazeller ve uzun havalar günümüzde de söylenmektedir. Özay Gönlüm keza öyle; bölgesinin türkülerini, bölgesel şive ile çok güzel söylemiş. Allah rahmet eylesin. Muzaffer Sarısözen yüzlerce türkü derlemiş, Anadolu’yu karış-karış gezmiştir. Allah rahmet eylesin.
Hemşerimiz Selami Şahin, İstanbul’a gidip küçük yaşlarda garsonluk yapmış, Allah’ın verdiği yetenek ile çok sayıda şarkı sözü yazmış ve kendisi notayı öğrenerek, besteler yapmış. Bugün çok tanınmış sanatçılar onun şarkılarını söylemektedirler.
Bu ülkenin değer yargılarına göre emek vermiş, değerli eserler bırakan ozanlarımıza şükranlarımı sunarken, türkülerde kalın, türküler dinleyin temennisi ile sevdiklerinizle sağlıklı günler dilerim.







