2005 yılında büyük umutlarla hayata geçirilen Kent Konseyleri, kâğıt üzerinde yerel demokrasinin en parlak vitrinlerinden biriydi. Katılımcılık, ortak akıl, sivil toplumun karar süreçlerine dâhil edilmesi… Söylenenler güzeldi, beklentiler yüksekti. Aradan tam 21 yıl geçti. Bugün geriye dönüp baktığımızda sormamız gereken soru şudur;
Kent Konseyleri gerçekten neyi değiştirdi?
Türkiye genelinde ve ne yazık ki İskenderun’da da -bazı istisnalar hariç- aynı manzarayla karşı karşıyayız: “Kent Konseyi var mı? Var.” “Toplantı yapıldı mı? Yapıldı.” “Karar alındı mı? Alındı.” Peki sonra? Sonrası çoğu zaman sessizlik…
Yirmi bir yılda klasörler dolusu rapor, öneri, tavsiye kararı üretildi. Kaç tanesi hayata geçti? İyimser bir hesapla yüzde iki. Belki geri kalanı raflarda, arşivlerde ve unutulmuş dijital dosyalarda.
Bu tabloyu eleştirirken özellikle altını çizmek isterim, sorun insanlarda, kent konseyine seçilen isimlerde asla değil. Kent Konseylerine seçilen ya da davet edilen insanların büyük çoğunluğu iyi niyetli, donanımlı, kentini seven, vizyon sahibi kişiler. Tam da bu yüzden içim acıyor. Çünkü bu insanlar, sonuç üretmeyen bir mekanizmanın içinde boşa kürek çekiyor.
*Sistem, Sonuçsuzluk Üzerine Kurulu…

Şöyle bir düşünelim; Kent Konseyinde harcanan vakitle, bir yazar, bir kitap bitirebilir. Bir akademisyen üç konferans verebilir. Bir eğitmen yüzlerce insana dokunacak eğitimler düzenleyebilir. Buna karşılık Kent Konseyinde aylarca tartışılan öneriler, çoğu zaman belediye meclislerinin gündemine bile girmeden buharlaşıyor. Girse bile “tavsiye niteliğinde” olduğu için bağlayıcılığı yok. Yani sistem baştan sona sonuçsuzluk üzerine kurulu…
Bu nedenle özellikle İskenderun Kent Konseyi üyelerine ve Türkiye’nin dört bir yanındaki konsey gönüllülerine samimi bir uyarıda bulunmak istiyorum. Yaptığınız işe çok büyük, tarihsel, dönüştürücü anlamlar yüklemeyin. Çünkü beklenti büyüdükçe hayal kırıklığı da büyüyor. Bu yapının bugünkü haliyle üreteceği sonuç, çoğu zaman fiyasko oluyor.
İnanmayanlara bir önerim var. Gidin, eski Kent Konseyi başkanlarıyla ve önceki dönem üyeleriyle konuşun. Onlara sorun lütfen… “Kaç öneriniz hayata geçti?” “Kaç kararınız kent yönetimini gerçekten etkiledi?” Alacağınız cevaplar sizi fazlasıyla düşündürecektir.
Bu bir umutsuzluk yazısı değil. Aksine, gerçekçilik çağrısıdır. Kent Konseyleri ya yetki, etki ve ciddiyet kazanarak yeniden tanımlanmalı ya da insanlara boş umut dağıtan vitrin yapılar olmaktan çıkarılmalıdır.

Konseye seçilen bu güzelim insanları da yıpratmayın lütfen. İyi niyet, tek başına yetmiyor. Vizyon, karşılığı yoksa yoruyor. Emek, sonuç üretmiyorsa heba oluyor. Kentini seven insanların zamanını, enerjisini ve bilgisini bu kadar kolay harcamaya artık hakkımız yok.
*Kent Konseyi Bağımsız Bir Platform Olmalıdır…
Kent konseyleri, yerel demokrasinin en önemli araçlarından biri olarak tanımlanır. Amacı kenti ilgilendiren karar süreçlerine yurttaşın, sivil toplumun, meslek odalarının ve farklı toplumsal kesimlerin katılımını sağlamak, yerel yönetime rehberlik etmektir. Yani kent konseyi, belediyenin “arka bahçesi” değil aksine gerektiğinde onu eleştirebilen, yön gösteren bağımsız bir platform olmalıdır. Ancak gelinen noktada bu ideal ile pratik arasındaki mesafe giderek açılıyor.
İskenderun Kent Konseyi’nde seçilen üyeler arasında Belediye Başkan Yardımcısı, Özel Kalem Müdürü ve Doğrudan Yerel Yönetim hiyerarşisi içinde yer alan isimlerin bulunması, kamuoyunda ciddi bir algı sorununa yol açıyor. Bu tablo, ister istemez şu soruyu akla getiriyor: Kent Konseyi gerçekten sivil mi yoksa belediyenin kontrolünde bir yapı mı?
*İşlevsiz Alan
Sorun, bu kişilerin bireysel niteliklerinden ya da iyi niyetlerinden bağımsızdır. Asıl mesele, rol çatışmasıdır. Belediyede görev yapan bir yöneticinin, belediyeyi ilgilendiren bir konuda kent konseyi çatısı altında ne kadar bağımsız davranabileceği tartışmalıdır. Eleştirmesi gereken yerde susması, itiraz etmesi gereken yerde savunmaya geçmesi ihtimali bile konseyin meşruiyetini zedeler.

Kent konseyleri, yasalar ve yönetmelikler gereği katılımcılığı esas alır. Bu katılım, “temsiliyet” kadar “bağımsızlık” da gerektirir. Belediyenin karar alma mekanizmalarında zaten söz sahibi olan isimlerin, bir de sivil alanı temsil etmesi; konseyin varlık nedenini anlamsızlaştırır. Çünkü bu durumda konsey, halkın sesi olmaktan çıkıp, belediyenin kendi kendini onayladığı bir vitrine dönüşür.
Daha da önemlisi, bu yapı toplumda “her şey zaten önceden belirlenmiş” algısını besler. Sivil toplumun, mahalle inisiyatiflerinin, gençlerin, kadınların ve meslek gruplarının katılım motivasyonu düşer. “Nasıl olsa konsey belediyenin kontrolünde” düşüncesi yerleşir ki bu, yerel demokrasi açısından en büyük kayıptır.
Oysa güçlü bir kent konseyi, yerel yöneticiler için tehdit değil aksine bir pusuladır. Eleştirir, önerir, yol gösterir. Rahatsız eder ama geliştirir. Bunun da konseyin belediyeden kurumsal olarak mesafeli durmasından geçer.
İskenderun özelinde ve Türkiye genelinde Kent Konseyleri, mevcut yapılarıyla iyi niyeti tüketen işlevsiz alanlara dönüşmüş durumdadır; bu nedenle ya gerçek katılım ve etki sağlayacak şekilde köklü biçimde yeniden yapılandırılmalı ya da bu yapılar tamamen kaldırılarak konseylere seçilen insanların emeği ve umudu boşa harcanmamalıdır.




