Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Kuşların cıvıltısı ile uyanmak bu günlerde Çin işkencesi gibi geliyor bendenize! Güneş, soğuk ve bazı insanlar bu güzel ve de özel cıvıltılardan bi haber oldukları için… İnsanlar bihaberler çünkü beyinlerinde bin bir tilki dolaşıyor, kuyrukları birbirine değmeden, kuşların cıvıltısını duymak kim onlar kim? Basit bir kahvaltıdan bile öcüden kaçar gibi kaçıyorum ama yediklerini, içtiklerini, mekânlarını, havalarını sosyal medyada paylaşanlar ki sorsanız hak, hukuk, eşitlik, kardeşlik, yoksulluk, zenginlik üzerine mangalda kül bırakmadan konuşurlar. Çocuklarını özel okullarda özel öğretmenlerde yetiştirirler senin çocuğunun bir tek kaleminde gözleri kalır. Milliyetçilik dedi mi off ölümüme milliyetçiler, millet için ne yapıyorsan diye sorsanız kocaman bir hiç! Gözlerimizin içine bakıla bakıla yolsuzluk yapılır, çalan sen olursun! Ah ya nereye baksak bataklık sanki, terasta hep birden çiçekleri açan limon zeytin ve nar ağacımın inadına inadına. Keşke çöp toplayan birisi olsaydım bütün sonradan görme zenginliğe, eşitsizliğe, sosyalim diyenlere inat. Sokakta uyusaydım bütün sokak çocuklarını bağrıma basarak? Saraylarda, köşklerde atlas yorgan ipek çarşaflara inat…
Bu sabah başkayım, atölyem çağırıyor, sokak çağırıyor, kitaplar çağırıyor. Ama bendeniz ne yapmak istiyorum, inadına-inadına yaşamak istiyorum, kıvrımlı, zarif kuyrukları acayip bir şekilde aydınlığa göre renk değiştiren kuşları seyretmek istiyorum (mu?) Bilmiyorum? Onlar da bir garip, onlarda hak yeme yok, bilmezler herhalde? Onların derdi eşleri olacak diğer kuşa serenat yapmak soylarının devamı için onlara bu öğretilmiş zahir! Kuş olmak ister miydim peki? Valla isterdim sorsaydılar özellikle şimdi bu yaşta. Oh özgürsün uç uçabildiğin kadar yorulunca in yeryüzüne. Amma uçtum ha?
Ve sevgili okuyucularım. Sevgili diye yazarken her defasında g ile l arasındaki İ harfini yazmadan geçiyorum dikkat ettim. Hata ya da eksik yapmayı seviyorum, dönüp düzeltiyorum bazen de hiç düzeltmiyorum. Bu bana insan olduğumu ve insanın bazen hata, bazen yanlış, bazen kötü olacağını ancak bunun ayrımına varınca geri dönüp düzeltme olanağı olduğunu anımsatıyor. Düzeltmediğim zaman bile bile işte kötüyüm ben demek istiyorum kötüyüm bazen olamaz mı yani?
Ve keşke olmasa sevgili okuyucularım şimdilik sağlıkla, sevgiyle kalalım diyeceğim. Ama yazımı bağlamadan “bu günlerde en özlediğin şey nedir?” diye sorsanız eski gülüşlerim derim, öyle içten gelen, sere serpe, kocaman, kocaman gülüşlerim… Bir bakıyorum suratım asık, hemen düzeltiyorum ama unutunca hemen yine asılıyor. Kafamın içindeki dolaşan zararlılardan dolayı zahir? Ama boyun eğmiyorum, her fark ettiğim de hemen gülümsemeye çalışıyorum ve bu böyle, bu günlerde, baya enerji gerektiriyor valla. Siz ne yapıyorsunuz bilmiyorum ama eminim sizde ben gibi yapıyorsunuzdur. Gülmekten vazgeçmeyiz çünkü değil mi? O zaman ayrımsız gayrımsız, her zaman, hep birlikte kalalım sevgili okuyucularım. Yase

& & & & &
En iyi Buğday
Her yıl yapılan ‘en iyi buğday’ yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi: “-Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor” dedi.
“-Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz?” diye sorulduğunda, “-Neden olmasın” dedi çiftçi. “-Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır.Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.”
& & & & &
Daha henüz 18 yaşındaydı, ama hayatının sonundaydı. Tedavisi mümkün olmayan ölümcül bir kansere yakalanmış, dert içinde eve kapanmıştı. Sokağa çıkmıyordu. Annesi… Bir de kendisi… O kadardı bütün hayatı… Bir gün fena halde bunaldı, dayanamadı, attı kendini sokağa. Bir yığın vitrinin önünden geçti. Tam bir CD satan dükkanı da geride bırakmıştı ki, bir an durdu. Geri döndü, kapıdan içeri, gözüne hayal meyal takılan genç kıza bir daha baktı. Kendi yaşlarında harika bir genç kızdı tezgahtar… Hani ilk bakışta aşk derler ya, öyle takılıp kalmıştı işte… İçeri girdi. Kız gülümseyerek koştu ona… “Size nasıl yardım edebilirim” diye… Nasıl bir gülümsemeydi o… Hemen oracıkta sarılıp öpmek istedi kızı… Kekeledi, geveledi, sonra “Evet” diyebildi… Rast gele bir plağı işaret ederek… “Evet.. Su CD’yi bana sarar mısınız?” Kız CD’yi aldı, içeri gitti. Az sonra paket edilmiş geri geldi. Aldı paketi, çıktı dükkandan, evine döndü, açmadan dolabına attı. Ertesi sabah gene gitti aynı dükkana. Gene bir CD gösterdi kıza, sardırdı, aldı eve getirdi, attı paketi dolaba, gene açmadan…
Günler hep alınıp sardırılan CD’lerle geçti. Kıza açılmaya bir türlü cesaret edemiyordu. Annesine açıldı sonunda… Annesi “Git konuş oğlum, ne var bunda” dedi. Ertesi sabah bütün cesaretini topladı. Erkenden dükkana gitti. Bir CD seçti. Kız gülerek aldı plağı. Arkaya gitti, paketlemeye. Kız içerdeyken bir kağıda “Sizinle bir gece çıkabilir miyiz” diye yazdı, altına telefon numarasını ekledi, notu kasanın yanına koydu gizlice… Sonra paketini alıp kaçtı gene dükkandan… İki gün sonra evin telefonu çaldı. Anne açtı telefonu. CD dükkanındaki tezgahtar kızdı arayan… Delikanlıyı istedi. Notunu yeni bulmuştu da. Anne ağlıyordu. “Duymadınız mı” dedi. “Dün kaybettik oğlumu.” Cenazeden birkaç gün sonra, anne oğlunun odasına girebildi sonunda… Ortalığa çeki düzen vermeliydi. Dolabı açtı. Oraya atılmış bir yığın açılmamış paket gördü. Paketleri aldı, oğlunun yatağına oturdu ve bir tanesini açtı. İçinde bir CD vardı, bir de minik not.. “Merhaba. Sizi öyle tatlı buldum ki.. Daha yakından tanımak istiyorum. Bir akşam birlikte çıkalım mı? Sevgiler. Jacelyn!” Anne bir paketi daha açtı. Onda da bir CD ve bir not vardı. “Siz gerçekten çok tatlı birisiniz, hadi beni bu gece davet edin, artık. Sevgiler. Jacelyn!”
Unutmayın. Düşündüğünüz şeyi mutlak söyleyin. Birini seviyorsanız, söyleyin ona. İçinizdekini söylemekten korkmayın. Birisi hakkında ne hissediyorsanız söyleyin ona. Ve hemen söyleyin. Hemen! Çünkü, doğru zamanı bekler ve “İşte şimdi tam zamanı” derseniz, bir bakarsınız çok geç olmuş. Gününüze sahip olun ki, pişmanlıklar yaşamayasınız. Yaşamı yaşanmaya değer yapan şey sevgidir…
Günün Şiiri
Öyle Yıkma
öyle yıkma kendini
öylemahsun, öyle garip…
nerede olursan ol
içerde, dışarda, derste, sırada,
yürü üstüne üstüne
tükür yüzüne celladın
fırsatçının, fesatçının, hayının…
dayan kitap ile
dayan iş ile
tırnak ile, diş ile
umut ile, sevda ile, düş ile
dayan rüsva etme beni!
Tutuklu
Birden
Kurşun yemiş gibi susar
Gözbebeklerine karşı
Susar da
Açılıp yol verir şehir
Sade radyolarda bir gamlı hava
“Elaziz uzun çarşı”
Firarda gözüm yok
Namussuzum yok
Yok pişmanlık bir halim
Yaslanıp bir cigara yakmak isterim
Dumanı cevahir değer
Mağlup mu desem mahçup mu
Ama ikisi de değil
Ben garip sen güzel
Dünya umutlu
Öyle bir tuhafım bu akşam üstü
Sevgilim
Canavar götürür gibi
iki yanım
İki süngü.
Ahmet ARİF
Bağlanmayacaksın
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan bir şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…
Can YÜCEL
Günün Sözü
Aşka uçarsan kanatların yanar.
Sadi ŞİRAZİ
Aşka uçamazsan kanatların neye yarar?
Mevlana
Aşka varınca kanadı kim arar?
Yunus EMRE
Özledim… Söyleyeceklerim, Bu Kadar Kısa ve Derin…
Cemal SÜREYA
Tebessüm bedavadır, vereni üzmez alanı mutlu eder.




