Dr. Öğretim Üyesi ‘necmi cemal’
Türkiye’de ilk defa açılan bir bölümdü. Mücevher Tasarımı. Genç bir kadın bu bölümü kazanmıştı. Daha birinci sınıfın ikinci döneminde iş teklifleri gelmeye başladı. Okul bitmeden birçok firma onunla çalışmak istiyordu. Mezun olduğunda ise tekliflerin ardı arkası kesilmedi. Yüksek maaşlar, cazip imkânlar, parlak bir kariyer…
Babası dinledi. Sonra tek bir cümle kurdu: “Henüz eksiksin. Olmaz. En az altı ay bir şeyler sat.” Mağazada olur. Pazarda olur. Sokakta olur. Sanalda olur. Ama önce sat. Genç kadın o gün babasına biraz şaşırdı belki. Ama dinledi. Yıllar sonra dönüp baktığında söylediği cümle şuydu: “İyi ki babamı dinlemişim.” Çünkü satış; sadece bir ürünün el değiştirmesi değildir. Satış; insanı anlamaktır. Sabırdır. İtirazı yönetmektir. “Hayır” cevabını duyup yeniden ayağa kalkabilmektir. Hayatın küçük bir provasıdır aslında.
Benzer bir hikâyeyi yıllar önce İzmit’te de gördüm. Orta Anadolu’dan gelen bir baba… Bodrum’da işportacılık yaparken hayatını değiştirmeye karar verir. Çocuklarının eğitimi için İzmit’e taşınır. Postane önünde küçük bir tezgâhla başlar. Sonra bir dükkân kiralar. Dükkânı küçük-küçük stantlara böler ve kiraya verir. Ama hikâye burada bitmez. Bazı akşamlar çocuklarını alır. Bayram zamanlarında ya da fırsat bulduğu günlerde Adapazarı’nda yerde tezgâh açarlar. Çocuklar satışın içinde büyür.
Hayat kolay değildir. Bir süre sonra eşinden de ayrılır. Ama o baba vazgeçmez. Çocuklar büyür. Üniversitelerini bitirirler. Yabancı dil öğrenirler. Fotoğraf, tasarım, bilgisayar… Bugün dört çocuk da üniversite mezunu… Ve en ilginç tarafı şu: Hiçbirinin hayatında “Ya işsiz kalırsam?” korkusu yok. Çünkü onlar şunu biliyor: Gerekirse yine tezgâh açarız. Gerekirse yine satarız. İşte özgüven dediğimiz şey bazen tam da burada başlar.
Diploma önemli. Bilgi önemli. Meslek önemli. Ama insanın içinde bir yerde şu cümle de olmalı: “Gerekirse yeniden başlarım.” Çünkü hayatın en sağlam okullarından biri bazen üniversiteler değildir. Pazarlardır. Tezgâhlardır. Dükkân önleridir. Belki de bazı gençlere verilebilecek en sade öğüt şudur: Önce hayatı öğrenin. Sonra mesleği. Ve mümkünse… Bir süre mutlaka satın.
Çünkü satış yapmayı öğrenen insan hayat karşısında asla çaresiz kalmaz. Belki de bu yüzden bazı babalar çocuklarına meslekten önce hayatı öğretmek ister. Ve bu yazı da küçük bir not olarak burada dursun: Bazen bir insanın en büyük serveti diploması değildir. Gerekirse yeniden tezgâh açabilecek cesarete sahip olmasıdır.







