‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü!’

0
36

Bir günlük sürenin 24’te birine eşit zaman parçası anlamıyla tanımlanır sözlüklerde saat.. Fakat ben, her insanın “duyumsadığı etkiyle yöneldiği yerleşkeler” olarak fotoğraflamak istiyorum bu yazıda ismi saat olan zamanın resmini..

Nazım, Abidin Dino’ya, “sen mutluluğun resmini yapabilir misin?” diye sorar ve “işin kolayına kaçmadan ama” diye de ekler.. Devamında,  zamanı da katarak çizmesini istediği konuyu örnekler: “Çok şükür, çok şükür bugünü de gördüm, ölsem de gam yemem gayrının resmi..” Mutluluğun da zamanın da görece bir kavram olduğunu biliyoruz.. Einstein’ın ünlü “rölativite” kuramını hatırlayalım; “Zaman, hareket halindeki tren içinde bulunan kişi ile yerde olan kişi açısından farklı akar!”  Niçin? Çünkü zaman, hareketin hızına oranla alınan mesafede açığa çıkar.. Özetle, içinde bulunulan mekan ve şartlara özgü hareket ve mesafeye göre değişir her insanın mutluluk duyumu da zaman algısı da.. Dolayısıyla işin kolayına kaçmadan çizemeyebiliriz mutluluğun da zamanın da resmini.. Ve fakat kolaya kaçmak gibi algılansa da çekebiliriz belki diye düşünüyorum ben fotoğraflarını..

Bir günlük sürenin 24’te bir eşit zaman parçasına deniyor saat.. Altın, gümüş gibi madenlerden yapılmış eşyaların saflık derecesini tanımlıyor ayar.. Saatlerin ayarı üzerinde ileri geri konuşabilmek için, önce elimizde “saflık derecesi” kabul edilmiş olan  bir ölçümüzün olması gerekiyor.. Ölçümüz ne? Güneş ya da aydınlık, ışık  yani..

“Işık biraz daha ışık” düsturuyla ayarlıyoruz saatlerimizi güzlü yazlı gün dönümlerinde.. Ki zaten kadim tarihlerden beri, güneş ile ölçülüyoruz zamanı.. Bir çubuğun, sabahtan öğleye kadar bir yönde kısalan, öğleden akşama kadar diğer yönde uzayan gölge uzunluğunu çizgileyerek icat etmişiz mesela ‘rasyonel’ anlamda ilk “saatleri” toprağın yüzünde.. Sonra şişe içine almışız saatleri ve önce su damlaları sonra kum tanelerinde izlemeye geçmişiz akışını zamanın.. Devamında 24 çizgiye ayırdığımız mumlardan yapmışız saatleri ve seyretmişiz ‘romantik’ ortamlarda eriyen zamanı.. Ve keşfedince hareketin hızına oranla alınan mesafede açığa çıktığını zamanın, bu ‘realiteye’ uygun mekaniğe tutsak, zembereğe hapsetmişiz saatleri.. Şehir merkezlerine yaptığımız kulelere yükselterek çekmişiz zamanın mutluluk hatırası olarak fotoğraflarını.. Özetle; güneş örneği zamanın ölçüsü olmuş bilim ve tekniğin gücü.. Saatlerle kurmaya başlamışız modern çağlarda yaşamımızı.. İçinde bulunulan mekan ve şartlara özgü hareket ve mesafeye göre kimi toplumların ileriye gitmiş saatleri.. İleriye giden toplumların saatlerine göre algılamaya başlanmış zaman.. Bu algıyla ayarlanır olmuş geriye kalan saatler..  Saatleri ayarlama enstitüsü gibi çalışır olmuş bilim ve tekniğin zembereğini kuranlar..  

“Saatleri Ayarlama Enstitüsü” Ahmet Hamdi Tanpınar’ın bir romanının adı.. Edebiyat eleştirmenleri; “Tanzimat öncesi Osmanlı yaşamından başlayarak, Meşrutiyet ve özellikle Cumhuriyet dönemlerindeki  toplumsal kurumların tutarsız ve yanlış davranışlarının, doğu ile batı arasındaki seçme bocalamalarının yergisi” olarak değerlendiriyorlar söz konusu romanı.. Yazarın, “gelenekler ve zamanın yanlış algılanması üzerinde durduğunu, mesela Batı kurumlarının, düşüncesinin ve biliminin yüzeysel bir şekilde anlaşılması ve toplumun geçmişten devralması gerektiği kurumlarının zihninden silinip atılmasını eleştirdiğini, adını romana veren enstitü aracılığıyla; dürüstlük, doğruluk, adalet, eşitlik, özgürlük gibi kavramların “rölativist” algısında yozlaşan değerleri, toplumun aksayan yanlarını, insanların özlemlerini, eski yeni, geleneksel çağdaş, yanlış doğru gibi karşıtlıkları tartıştığını” dile getiriyorlar.. Ben o türden bir eleştirmen olsam, Tanpınar’ın bu romanıyla, aslında ismi saat olan zamanın resmini, her insanın “duyumsadığı etkiyle yöneldiği yerleşkeler” olarak fotoğraflamaya çalıştığını söylerdim ilgili çevrelere..

 “Saatlerinizi ayarlamayı unutmayın” yazıyordu Saatli Maarif Takvimi’nin hafta sonu yaprağında.. Zaman hangi kıvamda akar takvimlerin yapraklarında? Ah, “ahseni takvim” ayarında yaşamak ne güzel zamanı, düşmeden “esfeli safiline!”

Mesafeye yönelik hareketleri olmayan dolayısıyla durmuş saatlerin bile her gün iki kez doğru zamanı gösterdiğini söylesek de,  “duyumsadığımız etkiyle yöneldiğimiz yerleşkelere” doğru şaşmadan akar zaman..

Mustafa Kemal aydınlığında duyumsadığımız Cumhuriyet güneşimizin Demokrasi yerleşkelerinde çekebilmek ne güzel; “Çok şükür, çok şükür bugünü de gördüm, ölsem de gam yemem gayrının” fotoğraflarını.. Rasyonel, romantik, realist saatlerin adını da zikrederek elbette…

Bu duygularla kutluyorum Cumhuriyetimizin 90. Yaşını..

Selam ve saygılar…

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here