Doruk Maden İşçileri ve Yere Vurulan Baretler…

0
2

Ankara’da on gündür yankılanan bir ses var. Bu ses ne bir sloganın gürültüsü ne de sıradan bir protestonun uğultusu… Bu ses, yere vurulan baretlerin sesi.

Doruk Madencilik işçileri, günlerdir Ankara’da hak arıyorlar. Maden emekçileri ara-ara eşleri ve çocuklarıyla birlikte baretlerini yere vurdular. Ellerindeki tek sermaye, yıllarca yerin metrelerce altında alın teri dökerken başlarını koruyan baretleri. O baretler bugün, yerin altı yerine üstünde, Ankara’nın kaldırımlarına ve taşlarına vuruluyor.

Bir baret, madenci için sıradan bir ekipman değildir. O baret, madencinin ekmek kapısıdır. Eve sağ salim dönebilmenin umududur. Çocuklarının geleceği, ailesinin geçimidir. İşte bu yüzden bir madencinin baretini yere vurması, aslında “Sesimizi duyun” demesidir.

*Değişmeyen Ses, Baret Sesi!

Eylemin ilk günlerinde dikkat çeken görüntülerden biri, madencilerin yalnız olmamasıydı. Eşleri ve çocukları da yanlarındaydı. Küçük eller, büyük acıların ortasında babalarının yanında bekledi. Anneler, hem çocuklarını teselli etmeye hem de ailelerinin geleceği için mücadele eden eşlerine destek olmaya çalıştı. Yere birlikte vurulan baretler, yalnızca işçileri temsil etmedi. Ailelerin de yaşadığı belirsizliğin sembolü hâline geldi.

Dün ise farklı bir tablo vardı. Madenciler yine baretlerini yere vurdu. Ancak bu kez eşleri ve çocukları yanlarında değildi. Belki evde bekliyorlardı. Belki çocuklar okul hazırlığındaydı. Belki de aileler, günlerdir süren bu mücadelenin psikolojik yükünü taşımakta zorlanıyordu. Fakat değişmeyen tek şey, yere vuran baretlerin sesi oldu.

Bu sesin içinde yalnızca ekonomik kaygılar yok. Geçim endişesi var. Belirsizlik var. Yorgunluk var. Bir an önce çözüm bulunması yönündeki beklenti var.

Madencilik, dünyanın en ağır ve en tehlikeli mesleklerinden biridir. Her vardiya, görünmeyen risklerle doludur. Birçok madenci evinden ayrılırken ailesiyle helalleşerek işe gider. Böylesine ağır koşullarda çalışan insanların hak arayışlarının ciddiyetle ele alınması, çalışma hayatının temel ilkelerinden biridir.

*Emeğin Karşılığını Almak, Temel Bir Haktır…

Madenciler, yıllarca ülkenin üretimine katkı sağlamak için yerin metrelerce altında alın teri döktü. Soğuğu, sıcağı, karanlığı ve her an karşılaşabilecekleri hayati riskleri göze alarak çalıştılar. Bugün Ankara’da verdikleri mücadele, sadece kendi gelecekleriyle sınırlı kalmıyor. Emeklerinin karşılığını almak isteyen bütün çalışanların ortak beklentisini de yansıtıyor. Çünkü emeğin karşılığını zamanında ve adil şekilde almak, bir ayrıcalık olmak yerine temel bir haktır.

Bu nedenle yaşananlar yalnızca bir işçi eylemi olarak görülmemelidir. Meydanlarda yere vurulan her baret, aslında sosyal diyalog mekanizmalarının daha etkin işletilmesi gerektiğini de hatırlatmaktadır. Taraflar arasında kurulacak yapıcı bir iletişim, hem çalışanların mağduriyetini giderebilir hem de çalışma hayatındaki güven duygusunu güçlendirebilir. Çözümün gecikmesi ise yalnızca ekonomik sorun olmaz aynı zamanda toplumsal maliyeti büyütür.

*Bu Tablo Mutlaka Değişmelidir…

Sorunların çözümünün uzaması ise yalnızca işçileri etkilemez. Evlerde bekleyen eşleri, babalarının ne zaman döneceğini soran çocukları ve gelecek kaygısı yaşayan aileleri de etkiler. Uzun süren ekonomik belirsizlik ve sosyal gerginlik, aile yaşamı üzerinde de önemli bir baskı oluşturabilir.

Artık bu tablonun değişmesi gerekiyor. Doruk Madencilik işçilerinin talepleri, ilgili kurumlar tarafından diyalog içinde değerlendirilmeli; işveren firma, işçi temsilcileri ve devletin ilgili kurumları çözüm için aynı masada buluşma sağlanmalıdır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın koordinasyonunda, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile diğer ilgili kamu kurumlarının katkısıyla, tarafların haklarını gözeten, uygulanabilir ve kalıcı bir çözüm üretilmesi sosyal barış açısından önem taşımaktadır.

Çünkü uzayan her gün, sadece meydandaki bekleyiş olmaktan çıkmış,  evlerdeki kaygıyı körükler olmuştur.

Bugün Ankara’da taşlara vurulan her baret, aslında duyulmayı bekleyen bir çağrıdır. O çağrı yalnızca ücretin, işin ya da çalışma koşullarının çağrısını içermiyor. O çağrı; emeğin, alın terinin, ailelerin ve çocukların geleceğine dair duyulan endişenin sesidir.

*Maden Emekçisinin Sesi Karşılık Bulmalıdır…

Umut ediyorum ki bu ses, daha fazla beklenmeden karşılığını bulur. Çünkü çalışma hayatındaki sorunların çözüm yeri, meydanlarda uzayan bekleyişler olmamalıdır. Diyalog, müzakere ve ortak akıl öne çıkmalıdır. Ve belki de artık Ankara’da baretlerin yere vurulduğu kaldırımlar, hüzün değil sevinç kaldırımları olmalıdır. Emekçilerin haklarının kazanıldığı günler yaşanmalıdır.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here