Toplumun Saygınlığı

0
45

Değerli Okurlarım, bulunduğumuz toplumu yüceltmek ve onunla beraber bizim de yücelebilmemiz için bazı önemli kurallara azami dikkat göstermemiz gerekmektedir. Önce, toplumdaki yerimizi bileceğiz. Bunu söylerken de, devlet, hükümet ricalinden birisi, örneğin Başbakan gelse, yaşına başına bakmadan elimizden geldiğince hürmetimizi yaparız. Yaparız da, O’nunla da fazla konuşmaya gelmez. “Al Ananı Git” der… Orayı boş verelim.

Urfa Sıra Gecesinde, bir büyük sanatçı diyor ki; “Ben Acıses olmasaydım, benim yerim aahhhaa şurasıydı” diyor. Tamamıyla doğru. Toplum içindeki yerimizi bilirsek, sevenlerimiz çoğalır. Oturmasını ve kalkmasını bilmek, düşmekten korkmamak, kalkmak için bütün gücünü kullanmak…

Millet olarak, hürmet konusuna olağanüstü önem vermişizdir. Şimdilerde, biraz gevşemiş olsa da, yine de gözle gözükür şekilde var. Hamdolsun.

Sadece büyüklerimize saygılı olmamız soruna çözüm değildir. Aynı yaştakiler de, kendi aralarında saygılı olmalılar. Eğer öyle olursa, inanın ki, hiçbir konuda sorun yaşamayız. Bu sözler denenmiştir.

Futbolcular bir faul sonucu düşerken, genel olarak önce eller yere temas eder. Astronotların Ay’a yumuşak iniş yaptıkları gibi de diyebiliriz. Bazı dillerde, örneğin Azeriler, düşmeyi “Yere İnmek” olarak bilirler. Süvari attan düştüğünde ‘İndim de bindim!’ der.

Düşmenin bir de mecaz anlamı vardır. Düş yakamdan, önüme düş, seni düşürürüm, sıcaklık düştü vs. Biz insanlar düşmeyi (zor durumda kalmayı) hiç istemeyiz ama yine de, istemesek de zaman-zaman başımıza gelir. Bazen de kaçınılmaz olur.

Düşmenin iyisi kötüsü olmaz ama eğer birisini düşürmek için düştüyseniz, o zaman yüzünüz kızarmalı ve utanmalısınız. Şunu söylemeye çalışıyorum. Düşerken kader kurbanı olduysanız, utanmanıza gerek yok. Kalkmayı da bileceksiniz, bilmelisiniz de…

Bu nasıl olacak? Eğer inancınızı yitirmediyseniz, nasıl düşerseniz düşün, idealiniz uğruna düşmüşseniz hiç sorun yok. Yapacak çok işleriniz, kat edecek çok yolunuz varsa, düşmek diye bir lüksünüz olamaz.

Yolunun üzerinde, keskin virajlar, aşılması güç rampalarda olsa, sonunda güzel günler, pembe ufuklar varsa, nasıl düşersen düş, kaç kez düşersen düş, o düşmelerde bile bir tecrübe kazanır, dünyanın bir kulpuna sarılırsın.

Yeter ki, güzeli ve mükemmeli yakalamaya inançlı ol, kalkmayı bilmen, hiç kimseyi şaşırtmayacak, yanıltmayacaktır. Bayrak elindeyse, korku yok… Düşüp de kalkamayanlar kimlerdir biliyor musunuz? Acizler, gayesi olmayanlar, toplum içinde bir yere sahip olmayanlardır. Bu tipler düşmekten korkarlar…

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

Gönül Köşemden

Duaların Desturu

Değerli Okurlarım, hangi âlemde olursa olsun… İster Müslüman, ister Hıristiyan olsun, isterse dinsiz birileri olsun. Yeter ki insan olsun. Dua etmek için Allah’a yönelmek yeter! Allah’a yönelip dua etmek için, temiz, samimi, hüsn-ü kalp gerekmektedir. Dua ederken kalp gözleri Allah’tan başka kimseyi görmez.

Dua ederken, kişinin duyguları tüm duygulardan farklı… Kendini toparlamalı, ürpermeli. O anda da Yüce Yaradan’ın huzurunda olduğunu unutmamalı. Yani, daha açık bir ifadeyle söylememiz gerekirse; evde çocuklarınıza, lokantalardaki garsonlara “Bana bir porsiyon daha pilav getirir misin?” demekten farklı olmalıdır.

Dualarımıza, korku, hüzün, sevinç, heyecan, gözyaşı… Hepsi bir anda yaşanmalıdır. Tesadüfen cebinize giren akrebin varlığını hissettiğinizde duyduğunuz korkuyu. Köpeğinizi götürmek üzere evinize kadar gelen zabıtaları gördüğünüzde yaşadığınız hüznü, deryalarda rotasını yitirmiş gemi personelinin martıları uçuşurken gördüğü andaki umut ve sevinci yaşamalıyız. Dua ederken bunlar yaşanmalıdır. İster Müslüman, ister Hıristiyan, isterse dinsiz olsun. Yeter ki insan olsun.

Dua etmek; birçok şeye sahip olan yüzlerce köyün ağasından, aç perişan bir fukaranın bir şeyler talep etmesi gibidir. Bu örnek uydu mu bilmiyorum…

Acaba hiç düşündünüz mü? Aldığımız her nefesi Yaradan’dan borç alıp başkasına veriyoruz… Ve her kalp atışını… Ve her ışığı… Her kokuyu… Her tadı…. Her duyguyu… Ve her anı… Yaşamamız için bize lütfedilmiştir bu nefes ama Yaradan’a dua etmek için verilmiştir muhtemelen, bundan emin miyiz acaba?

Peki, bir ömür kaç nefese tekabül ediyor, bunu hiç düşündük mü? Acaba diyorum, bu konu da bir fikrimiz var mı? Kesin olarak bilemeyiz, bu işin ortalaması olmaz… Adet-i İlahi demek, İlah olanın; vermekteki, yapmaktaki, yaratmaktaki tercih şekli demektir. Daha derinlere inmek haddimiz değildir. Bizler, hüsnü kalple yaptığımız dualarımızla, ancak bir şeyler talep edebiliriz.

Neden dünyanın büyük bölümü sularla kaplıdır? Hadi bilin bakalım. Otobüs durağında tren, ya da vapur beklenmez. Balıklar suda yaşar, toprağı eşerek balık bulmaya çalışırsan, balık yiyemezsin. Her otobüsün istikameti aynı değildir, onun için bilet alıp bir bilene soracaksın. Bineceğin otobüs, bekleyeceğin mahal, yani dua ederken sebebin doğru ve mahzun olmalı.

Duaların doğruluğunu, samimiyetini ve onun kıvamını gözyaşları verir. Tevekkül ise, buluştuğun her sonucu gördüğün an, “Sana şükürler olsun kavuşmak istediğim, aradığım işte buydu” diyebilmektir. Dua ederken samimi ve dürüst olmalıyız. Aksi halde tersi olabilir!

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

Günün Nabzı

Altın Gibi Öğütler

Olanakların iyi olsa bile olanaklarının altında yaşa, mutlu olursun. Kimseye de hesap vermek zorunda değilsin. Güler yüzlü olmanın hiçbir sakıncası yoktur. Hem maliyeti yoktur ve hem de çok şeyleri halleder. Arkadaşlarının adlarını hatırlarsan, seni kesinlikle unutmazlar.

Asla birilerinin umudunu kırma. Belki de sahip oldukları tek şey odur, o günahın altından da kesinlikle kalkamazsın. Eşinin en iyi arkadaşı ol. Emin olun, elinizi ölünceye kadar bırakmazlar. Arkadaşına borç verirken iyi düşün. Muhtemelen ikisini de yitirebilirsin.

Kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış insanlardan epeyce uzak dur. Kapıyı hızlı çarpma, geri dönmen gerekebilir.  Büyük sözler vermekten korkma ama yerine de getir.

Birileri hakkında hüküm vermeniz gerekiyorsa, mutlaka iki tarafı da sonuna kadar dinleyin. Rastgele bir doğruya ulaşmaktansa, yöntemli bir çabayla yanlışa ulaşmak daha iyidir, tecrübeniz artar.

Günün Sözü

Kişi Otura-Otura Kötürüm Olur!

Öcal’dan İnciler

Çevren Temizse Ruhun da Temizdir!

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here