Ne Garip Konuşuyoruz!

0
45

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Seçime günler kala liderler dolaşmaya başladı yurdun her köşesini ve ne yazık ki, yorgunluktan mıdır, bıkkınlıktan mıdır nedir hiç bilmiyorum, akıl fikir erdiremiyorum sarf ettikleri sözlere! Ne bu? Seçime mi gidiyoruz yoksa savaşa mı? Zaten her tarafımız kana bulanmış, acıdan feleğimiz şaşmış, böyle bir seçim ortamı bizler daha önce yaşamadık. Bu yetmiyormuş gibi liderlerin garip garip konuşup insanın kanını dondurmaları nasıl yorumlanır bilmiyorum. “Ya beyaz toros” demek, ne demek anlayabilmiş değilim. Anlayan anlatsın. Bu bir gözdağı mı? Yoksa açık seçik tehdit mi? Valla bendeniz iyimserim yorgunluklarına veriyorum bu sözleri “böyle demek istemedim” demelerine de inanmak istiyorum. Hem yorgun hem aç olunca insanlar, kendi kendileri olmaktan çıkıyorlar ya böyle bir zamanda kullanılmıştır o ateşli sözler ve söylemler ki bendenizde o mitingi, izleyenlerdendim. Ve kendi kendime “acıkınca sen sen değilsin” diyor ya reklamlar.

Gerçekten liderler acaba açken mi konuşuyorlar? diye sordum. Çoğumuz acıkınca biz olmaktan çıkıyoruz ya birde diyabetli isek o zaman daha da biz olmuyoruz. Yani sonunda insanız? Yoksa tarihe gömülmüş hiçbir zaman anımsanması bile gerekmeyen bir konu nasıl bu şekilde ortalığa çıkardı, çıkartılırdı? Yani konunun içeriğini bilen var bilmeyen var, yeni büyüyen gençler o günleri anımsamazlar bile, keşke?! Şimdi onlarda bu ne ya diye araştırmaya girecekler ve tarihin kirli bir sayfası ile karşılaşacaklar, bunun kime ne yararı olacak. Gerçekten milyon defa rahmetler indirdiğim İsmail Cem hocaya bir kez daha yüz milyonlarca rahmet daha gönderiyorum ve yokluğunu kemik iliklerimde algılıyorum. Bu sonsuz üzüntü duyduğum tehditvari sözlerden. Onu bu kadar arayacağımız aklımıza bile gelmezdi “Önce Üslup” diyen güven veren sükunetini.

& & & & &

Ve Feyezan Kanalı efsanesi… Başkan neşteri vuruyormuş. Ellerine, yüreğine sağlık, emeğine sağlık… Ama biz tabi çok duyduk bu sözleri. Ve en yaman takipçilerinden olacağız kuşkusuz. Eğer gerçekten bu kanal iyileştirilse İskenderun başkana sonsuza dek müteşekkir kalacak. Eğer bugün kuşkulu görünüyor ve yazıyorsak bizim kabahatimiz değil. Verilen sözlerin bir türlü yerine getirilmemesinin bizde yarattığı ne yazık ki olumsuz bir duygu. Ve sevgili okuyucularım duyduklarımızdan sersemliyoruz adeta herkeste korkunç bir umutsuzluk ve parasızlık, borç batağında insanlar? Taşıma suyu ile değirmen dönmüyor. Piyasalar kan ağlıyor. Nereye dönsek şikayet, umutsuzluk! Siyasiler emeklilerin durumu düzeltilecek diyor ama sokaktaki kimse buna inanmıyor. Siyasilerin ilk başta yapması gereken şey, insanların güvenini yeniden sağlamak diye düşünüyorum.

Parkometreci Arkadaşların Kaçı Sigortalı?

Ve yine sormak istiyorum. Bazı, konuştuğum parkometreci arkadaşlar günde sekiz saatten fazla çalışıyormuş ve çoğunun sigortası yokmuş. Bendenize söylenenler bunlar. Ve bu yüzden bazıları istifa ediyormuş. Soruyorum gerçekten bu insanların sigortaları var m? Yapılmış mı? Yani şahsen bendeniz aksini düşünmek istemiyordum ama söylenenler şaşırtıcı. Ve söylenenlerin yalancısı olmamak için soruyorum dilerim bir yanıt alabilirim. Ve sevgili okuyucularım şimdi sağlık ve sevgiyle kalalım hep birlikte ayrımsız gayrımsız ön yargıdan uzak diyorum. Yase

& & & & &

Tevazu

Bir adamcağız kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş Veli’nin dergahına kurban olarak bağışlamak ister. O zamanlar dergahlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyormuş.

Durumu Hacı Bektaş Veli’ye anlatır ve Hacı Bektaş Veli helal değildir diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam Mevlevi Dergahına gider ve aynı durumu Mevlana’ya anlatır. Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder. Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli’ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmediğini söyler. Mevlana’ya bunun sebebini sorar. Mevlana şöyle der: “Biz bir karga isek Hacı Bektaş Veli bir şahin gibidir, öyle her leşe konmaz, o yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.”

Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş Dergahı’na gider ve Hacı Bektaş Veli’ye, Mevlana’nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektaş Veli’ye sorar. Hacı Bektaş da şöyle der: “Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise, Mevlana’nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez, bundan dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir” der.

& & & & &

Hayatın Anlamı

Eski zamanların birinde bir adam hayatın anlamının ne olduğuna takmış kafayı… Bulduğu hiçbir yanıt ona yeterli gelmemiş ve başkalarına sormaya karar vermiş… Ama aldığı yanıtlar da ona yetmemiş. Fakat mutlaka bir yanıtı olmalı diyormuş… Ve dolaşıp herkese bunu sormaya karar vermiş… Köy, kasaba, ülke dolaşmış, bu arada zaman da durmuyor tabii ki…

Tam umudunu yitirmişken bir köyde konuştuğu insanlar ona “-Şu karşı ki dağları görüyor musun, orada yaşlı bir bilge yaşar istersen ona git belki o sana aradığın yanıtı verebilir” demişler.

Çok zorlu bir yolculuk sonunda Bilgenin yaşadığı eve ulaşmış adam. Kapıdan içeri girmiş ve bilgeye hayatın anlamının ne olduğunu sormuş .. Bilge “sana bunun yanıtını söylerim ama önce bir sınavdan geçmen gerekiyor” demiş. Adam kabul etmiş. Bilge bir çay kaşığı vermiş adamın eline ve içine de silme bir şekilde zeytinyağı doldurmuş.

“Şimdi çık ve bahçede bir tur at, tekrar buraya gel … Yalnız dikkat et, kaşıktaki zeytinyağı eksilmesin, eğer bir damla eksilirse kaybedersin..”

Adam, gözü çay kaşığında, bahçeyi turlayıp gelmiş. Bilge bakmış evet demiş “kaşıkta yağ eksilmemiş, peki bahçe nasıldı?”

Adam şaşkın… “Ama demiş ben kaşıktan başka bir yere bakmadım ki…” “Şimdi tekrar bahçeyi dolaşıyorsun, kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip gel, demiş Bilge…

Adam tekrar bahçeye çıkmış, gördüğü  güzelliklerle büyülenmiş, muhteşem bir bahçedeymiş çünkü… Geri geldiğinde bilge adama “bahçe nasıldı” diye sormuş… Adam gördüğü güzellikler karşısında büyülendiğini anlatmış. Bilge gülümsemiş “ama kaşıkta hiç yağ kalmamış” demiş ve eklemiş: “Hayat senin bakışınla anlam kazanır. Ya sadece bir noktayı görürsün, hayatın akıp gider, sen farkına varmazsın… Ya da görebileceğin tüm güzelliklerin tam ortasında hayatı yaşarsın, akıp giden zamanın anlam kazanır… Hayatının anlamı senin bakışlarında gizli…”

Günün Şiiri

Elleri Var Özgürlüğün

Köpürerek koşuyordu atlarımız

Durgun denize doğru.

Bu uçuş, güvercindeki,

Özgürlük sevinci mi ne!

Öpüşmek yasaktı, bilir misiniz,

Düşünmek yasak,

İşgücünü savunmak yasak!

Ürünü ayırmışlar ağacından,

Tutturabildiğine,

Satıyorlar pazarda;

Emeğin dalları kırılmış, yerde.

Işık kör edicidir, diyorlar,

Özgürlük patlayıcı.

Lambamızı bozan da,

Özgürlüğe kundak sokan da onlar.

Uzandık mı patlasın istiyorlar,

Yaktık mı tutuşalım.

Mayın tarlaları var,

Karanlıkta duruyor ekmekle su.

Elleri var özgürlüğün,

Gözleri, ayakları;

Silmek için kanlı teri,

Bakmak için yarınlara,

Eşitliğe doğru giden.

Ben kafes, sen sarmaşık;

Dolan dolanabildiğin kadar!

Özgürlük sevgisi bu,

İnsan kapılmaya görsün bir kez;

Bir urba ki eskimez,

Bir düş ki gerçekten daha doğru.

Yiğit sürücüleri tarihsel akışın,

İşçiler, evren kovanının arıları;

Bir kara somunun çevresinde döndükçe

Dünyamıza özgürlük getiren kardeşler.

O somunla doğrulur uykusundan akıl,

Ağarır o somunla bitmeyen gecemiz;

O güneşle bağımsızlığa erer kişi.

Bu umut özgür olmanın kapısı;

Mutlu günlere insanca aralık.

Bu sevinç mutlu günlerin ışığı;

Vurur üstümüze usulca ürkek.

Gel yurdumun insanı görün artık,

Özgürlüğün kapısında dal gibi;

Ardında gökyüzü kardeşçe mavi!

Oktay Rifat HOROZCU

Günün Sözü

Sevmek acı çekmektir, sevmemekse ölmek!

ARISTOTELES

Sevgi ne kadar büyükse kederi de o kadar büyük olacaktır.

SPINOZA

Sevmemek elimizde olmadığı gibi, ölünceye dek sevmek de elimiz de değil…

LA BRUYERE

Sevmek, iki defa yaşamaktır.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here