“Bir Delinin Hatıra Defteri!”

0
480

“Yarın tuhaf bir şey olacak. Dünya, Ay’ın üzerine yıkılacak. Yeryüzünde müthiş bir koku var. Herkes burnunu tıkıyor. Ay’da insan yaşamıyor. Ancak burunlar yaşıyor. Burunlarımız Ay’da olduğu için, bizler kendi burnumuzu göremiyoruz.”

Bu cümleler, Gogol’un 1830’lu yılların Rusya’sından yazdığı, “Bir Delinin Hatıra Defteri” adlı hikayesinden.. (s.49, Çev. Nilüfer Büyükarkın, İkon Yayıncılık, 1997 İstanbul)

Gogol’un üslubu, düşten kabusa, trajediden komediye kayar ve fakat bireyden topluma eleştirisini yaptığı hikayelerindeki “kokmamış bir dünya” düşü, düşüncesi, kaymaz bir şekilde yere basar.. Gogol’un hikayelerini okurken, acı yüreğimizin ta derinliklerine kadar işler, hüzün iliklerimize dek tüm bedenimizi sarar.. Trajik konular, durumlar, nesneler, olaylar, zihinlerimizde karikatürleşir.. Komedi, ciddi gülümsemelerle dudaklarımızda fotoğraflanır.. Örneğin, “Burun” adlı hikayede; hak etmeden ele geçirdiği makamın getirisi “yükseklik” kompleksi içindeki Bölge Şefi Kokalev, “bir sabah aynaya baktığında burnunun yüzünde olmadığını görür..” Gogol, “Kayıp burnunu arayan” Kokalev’in şahsında bir yandan unvan düşkünlüğünü eleştirirken, diğer yandan bu tür davranışların nedeni olarak gördüğü ekonomik yaşamdaki çarpıklığın, birey ve toplum psikolojisi üzerindeki etkisine ayna tutar..

“Palto” adlı hikayede de aynı üslup ve içerikle karşılaşırız.. “Bir dairede küçük bir memur olan Akakiy Akakiyeviç, yüksek düzeyli bir memurun eski paltosunu, her tarafı lime lime oluncaya dek yıllarca giyer.. Alay konusu olduğunda bir terziye gider, paltosunu yamatır.. Yamanarak yenilenmiş eski paltosunu çaldırır.. Üstündeki eski püskü ince giysileriyle kalır.. Petersburg’un dondurucu soğuğunda hastalanır ve ölür.. Şehirde, üst düzey insanların omuzlarından paltosunu çıkartıp alan bir hayalet efsanesi yayılır.. Bu hayalet, paltosunu çaldırıp soğuktan ölen Akakiyeviç’ten başkası değildir..”

Gogol, “Müfettiş” adlı hikayesinde ise, yolunun üzerindeki bir kasabada, beklenen Müfettiş olarak kabul edilen Klestakov adlı bir kişinin ve kendi kusurlarını bilen ve örtmeye çalışan küçük bir taşra kasabasındaki olumsuz kişilerin şahsında: “Yüzünüz çarpıksa kabahati aynada bulmayın” cümlesiyle özetlediği, o dönem Rusya’sının bürokrat yaşamı üzerinden bir toplum eleştirisi yapar..

Gogol’un Müfettiş’ine benzer bir öyküyü anlatır Cevat Fehmi Başkut da, “Buzlar Çözülmeden” adlı oyununda.. Akıl hastanesinden kaçan iki kişinin, kar nedeniyle yolları altı ay kapalı olan bir kasabada, yeni atanan yöneticiler sanılmasının mizahı üzerinden yapar toplum eleştirisini.. Biri hakim diğeri kaymakam rolündeki iki deliyi değil, iki “dahi” yöneticiyi işler söz konusu oyununda yazar.. “Mehtaplı Aydınlığın” çekim etkisiyle delilik dahilik gelgitlerinde dalgalanan “bilge” yöneticilerden korkar çekinir küçük taşra kasabasındaki, Aziz Nesin’in “Zübük” öyküsünde anlattığı türden olumsuz kişiler.. “Kendini bilge sanmak, deliliğin ta kendisidir” der ve sorar mesela bu bağlamda Bilge Erasmus da “Deliliğe Övgü” adlı kitabında: “İnsanoğlunun tüm zincirlerinden kurtulmasını ve salt özgürlüğe kavuşmasını sağlayan konum, delilik değil midir?”

Gogol, bu yazının başlığı olan “Bir Delinin Hatıra Defteri” adlı hikayesinde de; yine küçük bir memur olan kahramanının şahsında, birey ve toplum davranışlarının gerçekte ekonomik yaşantının bir yansıması olduğunu, gerçek dünyadan delilik dünyasına kayarak trajik tarzda anlatır.. “Bir dairede küçük bir memur” olan hikayenin kahramanı; küçük olma, tekdüzelik, çevrenin hor görüsü, yükselme, zengin yaşam isteği fakat bunun imkansız oluşu ile yavaş yavaş delirmeye başlar.. Üst makamlardaki “şeflerin, müdürlerin; bölge müdürü, genel müdür vali vb olma şansları vardır.. Kendisinin yoktur..” (s.13)  Kendisinin bölge şefi veya genel vali olmaması için ne sebep vardır?” (s.32) “Bir gün gazetede İspanya kralının öldüğünü, yenisinin seçileceğini” okur (s.33) ve kendisini kral yerine koyar..

“Madrid, Şubatın 30’u: Bugün sabah, İspanya kral adayları bana geldiler. Onlarla birlikte arabaya bindim. O kadar hızlı gitmiştik ki, yarım saat sonra İspanya’ya ulaştık. İlk odaya girişimde, kafası tıraş edilmiş bir sürü insan gördüm. Yalnız kalınca devlet işleriyle uğraşmaya karar verdim. Çin’in ve İspanya’nın aynı ülkeler olduğunu, insanların bilgisizliklerinden dolayı, bunları ayrı devlet sandıklarını buldum. Yarın tuhaf bir şey olacak. Dünya, Ay’ın üzerine yıkılacak. Çünkü Yeryüzünde müthiş bir koku var. Herkes burnunu tıkıyor. Ay’da insan yaşamıyor. Ancak burunlar yaşıyor. Burunlarımız Ay’da olduğu için, bizler kendi burnumuzu göremiyoruz. Dünyanın ağır bir cisim olduğunu, ayın üzerine yıkıldığı zaman oradaki burunlarımızı tuzla buz edeceğini düşündüm.  (s.49-50)”

“Okurlarınıza yazın neleri okumalarını tavsiye edersiniz?” sorusunu, “Kışın okumayan yazın neden okusun ki?” şeklinde yanıtlar Doğan Hızlan, bir röportajında.. Okumanın yazı kışı yok elbette..Ya tatili? Öğretmen arkadaşlarıma ve öğrencilerimize kitaplı tatiller diliyorum..

Selam ve saygılar…

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here