Alınacak Çok Ders Var Çokk…

0
57

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Yaz gribine nerdeyse yenik düşeceğim, nabzım yerlerde sürünüyor, ses tellerim iflas etmiş homur, homur çıkıyor sesim. Göğsümde bir tomar kor var sanki. İnanılır gibi değil nasıl bu kadar üşüttüm anlayamıyorum. Ya da biliyorum. Sıcak ve soğuk çarpışması kesin neden. Klimalı ortam sonra sıcak ortam ve bu çarşıya indiğinizde başınıza gelebilecek en kötü şeydir.  Manava girsen bir dert mağazaya girsen bir dert…

Her yerde klimalar vızır, vızır çalışıyor ve biz güneşin altında olgunlaşmaya çalışan domatesler gibi dolandıktan sonra buralara girip çıkıyoruz. Olanlarda bundan oluyor tabi. Ama yinede en önemli neden denize ve havuza girmemek sanıyorum. Kesinlikle sağlık spordan geliyor. Spor demişken. Dünya kupası oyunları sona erdi ama yankıları uzun zaman sürecek. Almanya ve Arjantin taraftarlarının sonucu bu kadar olgunlukla karşılamaları birbirlerini teselli eder gibi davranmaları herkese örnek olmalı.

& & & & &

Ve IŞİD denen yaratıklar, masumları kesmeye devam ederken yaptığı vahşeti “Sünni  devrimi” diye nitelendiren zihniyete ne denir bilemiyorum? Kerbela’da sevgili peygamber efendimizin sevgili torunu Hz. Hüseyin’i ve yanındakileri şehit eden sonra kafalarını şehirde dolaştıran yezidin soyundan gelen IŞİD’i “Sünni devrimi” yaptı diyerek devrimci gibi göstermek inanılır gibi değil ve birçok Sünni dostumuz bu benzetmeden hiçte memnun kalmamıştır ve kalmayacaktır, diye düşünüyorum yazıyı okuduğumda bir an durup düşündüm. Ve yine düşündüm ve yine düşündüm. Hala düşünmeye devam ediyorum. Ve bu sevgili gazeteci arkadaş bu şekilde kime yarandığını sanıyor acaba. Ve olası bir durumda bu tür insanlardan herhalde korkmamız  gerekiyor diye düşünüyorum. Oysa görünüş olarak bu vahşeti devrim gibi düşünecek bir yapısı yok gibi görünüyor diye düşünüyordum. Demek çok yanılmışım!

Ve bu  tür insanlar yüzünden sen ben diye ayrılacağımızı sanıyorlarsa bazıları, çok yanılıyor olacak çünkü bu hep denendi, hep denendi, hep denendi ama oyunları tutmadı ve her defasında daha çok bir birbirimize kenetlendik. Ve düşünüyorum bu kendine her şeye rağmen İslam diyebilen yaratıklar İsrail Filistin’de yüzlerce insanı çoluk çocuğu öldürürken neden sesini çıkarmaz? Neden Müslüman Müslüman’ı acımasızca öldürür? Nasıl bir kin ve nasıl bir nefret bu!! Ve sağlık ve sevgiyle hep birlikte el  ele kalalım her zaman bütün ayrım gayrımlara inat sevgili okuyucularım. Yase

& & & & & &

Dinine İmanına Bir Güreş Tutalım Var mısın?

Kanuni devrinde Avrupa’dan İstanbul’a yaman bir güreşçi gelmiş. Dünyaya hükmeden bir padişahın şehrinde herkese meydan okuyor. Herkese meydan okuyor. Hodri meydan, çekiyormuş.

Bunu duyan Kanuni, Çırağan’a dergâha gitmiş. Selam kelâm ve hoş beş faslından sonra Yahya Efendi’ye: “-Ağabey, demiş, Avrupa keferesinden bir pehlivan gelmiş, bizimkilere meydanı dar edermiş. Merak ettim gidip seyredeceğim, uygunsa sizde de gelin.”

Yahya Efendi, “-Hay hay, neden olmasın. Kul Allah’ın, kudret Allah’ın… Gidelim seyredelim” demiş.
Güreş Yeniköy’deymiş. Avrupa’dan gelen pehlivan önüne geleni deviriyor, devirdikçe de padişaha ve seyircilere bakarak böbürleniyormuş. Bir iki üç demekle bitmemiş, gelenin sırtı yeri öpmüş. Yahya Efendi sonunda dayanamayarak Kanuni’ye: “-Gayretim kabardı kardeşim. Bir de ben güreş tutacağım bununla” diyerek ayağa kalkınca, Kanuni: “-Ağabey, ne yapıyorsun? Adam insan değil sanki dev…” diyene kadar, Yahya Efendi, sarığını cübbesini sıyırarak: “-Meydan Huda’nın” diyerek mindere yürümüş ve önüne geleni deviren Avrupalı Pehlivana: “-Evlat, dinine imanına bir güreş tutalım seninle var mısın?”

Avrupalı Pehlivan, tuhaf bir şaşkınlık içinde: “-Bre baba, etme. Elimi boşlukta savurtma benim. Senin nerenle güreş tutacağım ben? Var git yerinde otur sen.”

Yahya Efendi: “-Evlat, havanı boş yere harcama, hamleni yap sen. Seninle güreş tutmadan şuradan şuracığa gitmem ben. Yalnız şartımı söyledim. Dinine imanına bir güreş tutacağız seninle. Yenilirsen, sen benim dinime geleceksin, yenersen, ben senin dinine varacağım. Var mısın?”

O güne kadar sırtı yere gelmeyen Avrupalı Pehlivan: “-Varım” demesiyle birlikte kepçeleme bir dalış yapmış. Niyeti, kendisine meydan okuyan bu tatlı yaşlıyı tek eliyle havada gezdirip tozdurduktan sonra sırt üstü mindere uzatıvermemiş ama Yahya Efendi’yi yerinden oynatamamış. Bir, beş, on hamle, fakat faydası olmamış. Avrupalı Pehlivan köpürdükçe köpürerek: “-Baba, pes doğrusu pes. Senin paçandan tutmaya bile mecalim kalmadı, hamle senin” diye teslim olunca, Yahya Efendi: “-Ya Hayyyyy!” diyerek öyle bir dalış yapmış ki, daha evvel hiç kimsenin deviremediği pehlivanın sırtı anında yeri bulmuş.

Yahya Efendi, sağ elin yenik pehlivanın kalbinin üstüne koyarak: “-Sözünü yerine getirecek misin evlat?” diye sormuş. Kan ter içinde kalan, ne olduğunu anlamayan Avrupalı Pehlivan: “Ya ya , ya hay!” demiş. Ve Müslüman olmuş.

Dirilen Ölü

Enes bin Mâlik (R.A.) anlatıyor: ‘Gözleri görmeyen yaşlı bir hanımın Saib adında bir genç oğlu vardı. Daha hayatının baharında olan bu delikanlı Medine vebasına yakalanmıştı. Uzun zaman hasta yattı. Bir gün delikanlının ziyaretine gittik. Fakat maalesef biz orada iken delikanlı ruhunu teslim etti. Bizde gözlerini kapadık ve üzerine elbisesini örttük. İçimizden biri annesine: “-Onun için Allah’a dua et” dedi. Annesi: “Ama o öldü” dedi.

Biz: “-Olsun sen yine de dua et” dedik. Bunun üzerine kadın çocuğun ayak ucuna oturdu, ayaklarını tuttu ve: “-Allah’ım, ben isteyerek sana iman ettim. Senden korktuğum için, putları bıraktım. Arzumla sırf senin için hicret ettim. Allah’ım, puta tapanları bana güldürme, gücümün yetmeyeceği bu yükü bana yükleme” diye dua etti.

Allah’a yemin ederim ki, kadın sözünü bitirir bitirmez, çocuk ayaklarını kımıldatmaya başladı. Sonra da yüzünden örtüyü attı. Rasulullah (A.S.) ve annesi vefat edinceye kadar da yaşadı.

Deli Hafız 

Fatih dersiamlarından biri, münasebeti olmayan bir müesseseye, münasip olmadığı halde ders verdiği için, ariflerden “Deli Hafız” namıyla maruf bir zat, kendisine, yaptığı işin ihanet olduğunu, emaneti ehlinin gayriye verildiğini ihtar ederse de hoca kabul etmez ve biraz kırılır.

Ertesi sabah erken, hocanın kapısını çalan hafız, pencereden kendisine bakan ve özür dileyecek zanneden sözde alim kişiye şöyle der: “-Dün size söylemeyi unutmuştum; onun için geldim. Bugün sana, sade bu deli Hafız kafir, diyor. Bundan elli-altmış sene sonra herkes kafir diyecek” der ve döner.

Emaneti ehline vermeli…

Günün Şiiri

Adı Kayıp

Deniz yok olursa diyor bir çocuk

Balık kaybolursa

Ne derim benden sonraki çocuklara

İnsanlar kaybolurken göz altılarda

Çöllerde boğulan nehirler

Ey çocuk

Nasıl varır okyanuslara

Adı karanfil ki suçu rengidir

Özgürlük dilinde bir imge

Tutsaklık dilinde bir söylencedir

Karanlıkta bir el koparır dalından

Artık ölüme varmış bir işkencedir

Orman yok olursa diyor bir çocuk

Ağaç kaybolursa

Ne derim benden sonraki çocuklara

İnsanlar kaybolurken gözaltılarda

Dalından koparılan tomurcuk

Ey çocuk

Nasıl meyvelenir sana ve diğer çocuklara

Adı narçiçeği ki suçu patlamak

Birdenbire güneşe haykırmak

Ve güneş diliyle kıpkızıl çoğalmak

Karanlıkta bir el koparır dalından

Adı kayıptır artık

Daha meyveye bile durmadan

Aç gözlerini o çığlıklara çocuk

Kayıp analarının gözlerine bak

O gözler ki karanfil kıvrımında nar çokluğu

Sevda denizlerinde oğul ve kız yokluğudur

Her biri bir depremdir yüreklerde

Her biri açlık içinde zulüm tokluğudur

Sen ki bir badem dalısın baharda

Yüzünde solgun bir yeşil akşamı

Dalıyor gözlerin bir çağın artıklarına

Kazılardan yeni çıkmış gibisin

Bakışlarında düş fosilleri

Güneşli bir yeşili özler gibisin

İnsanlar kaybedilirken ey çocuk

İnsanlık adına

Nasıl başlar bu yeşil ve mavi yolculuk

Hangi gemi kalkar bu ülke limanlarından

Hangi mavilikler karşılar seni

Kıyılar zincir olmuş bileklerde

Dalgalar yargısız infaz

Al kalemi eline ey çocuk

Yeşilin ve mavinin şiirini yeniden yaz

Adnan YÜCEL

Ramazan Hadisleri

Hz. Peygamber efendimiz (s.a.a) bir hutbesinde şöyle buyurmuştur: “Her kim ramazan ayını susarak oruç tutar da, kulağını, gözünü, dilini, şehvetini ve vücudunun organlarını yalandan, haramdan ve gıybetten Allah’ın rızası için korursa, yüce Allah onu kendine yakın kılar, öyle ki o adam Hz İbrahim Halilullah’a (onun makamına) erişir ve onunla birlikte olur.”

İmam Bakır (a.s): “Ramazan ayının diğer aylara üstünlüğü Resulullah’ın diğer peygamberlere üstünlüğü gibidir.”

Resulullah (s.a.a): “Ramazan ayı öyle bir aydır ki, başlangıcı rahmet, ortası mağfiret ve sonu Cehennem ateşinden kurtulmadır.”

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here