Yeni Yıla Tarih Atmak!

1
79

Güneş, Dünya’dan yaklaşık 150 milyon kilometre uzaklıkta.. Güneş’ten çıkan ışık, saniyede 300 bin kilometre yol alarak Dünya’mıza yaklaşık 8 dakika sonra ulaşmakta.. Şu anda gördüğümüz Güneş 8 dakika öncesinin Güneş’i..

Yani biz Dünya’da zamanı, Güneş’e göre 8 dakika geriden yaşıyoruz. Milyonlarca ışık yılı ötelerden gelen bir yıldız ışığına bakarken belki de şu anda olmayan bir yıldızı seyrediyoruz.. Bu anlamda biz, evrenin derinliğine baktıkça gerçekte geçmişi seyrediyoruz..

Seyrettiğimiz geçmiş; yokluğun varlığı mı, varlığın yokluğu mu? Yokluğun varlığını düşünebilmek için, varlığın yokluğunu değil, varlığın, var oluşun bilincinde olmak gerekir kuşkusuz.. Zamanın tarihini, “Bing Bang” teorisiyle atıyor fizikçiler.. Evren, sonsuz bir enerji yoğunluğundaki tek bir noktadan hareketle, saniye içi 10 üzeri 43 sıfırlık bir sürede genişlemeye başlıyor ve her 10 üzeri 34 sıfırlı saniyede bir katlanarak şişiyor.. 100 saniyelik süre içinde atom altı temel parçacıklar, 3 dakika içinde de, evrenin temel taşı maddeler oluşuyor.. (Steven Veinberg’in “İlk Üç Dakika” kitabından özetle)

Sonra? 300 bin yıl sonrası evren şeffaflaşıp ışıkla doluyor.. 1 milyar yıl sonrası, Gökadalar ortaya çıkmaya başlıyor.. 15 milyar yıl sonrası kimyasal süreçler içinde moleküller oluşuyor, elektronların bir arada tuttuğu yapılar, kendilerini kopyalamanın yolu şifrelenmiş organik moleküllü yapılara dönüşüyor.. Şifrelenmiş hücrelerle yaşam sentezleniyor.. 4 Milyar yıl önce evrim başlıyor.. Ve uzun evrim süreci sonunda, Dünya’ya egemen olacak insan açığa çıkıyor! (Bilim Teknik, Ağustos 2002)

Ya daha da sonra? Evren yeniden ısınmaya başlayacak, her şey ısıya dönüşecek! Evrenin tüm mesafeleri aynı ısıyla dolacak, maddenin hareketi bitecek, zaman duracak! Burada durmalı ve zamanın muhasebesi bağlamında sözü, “Yıllardır saatim işlemiş ben durmuşum, Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum” duyumsayışının şairi Necip Fazıl’a bırakmalı: “Çocukken haftalar bana asırdı, Derken saat oldu, derken saniye, İlk düşünce beni yokluk ısırdı, Sonum yokluksa bu varlık niye?”

Muhasebe, saymak anlamlı hesap kökünden geliyor.. Hesabın, sayısal işlemle birlikte sözel; tahmin etme, tedbir alma, tutum, durum ve anlayış anlamları da bulunuyor.. Takvimin 365. yaprağı hafta sonu düşüyor.. 2018 yılı da tarih oluyor..

Mevsimlerle resimlense de ömrümüz, saniye, dakika, saat gün, hafta, ay, yıl diye isimleriz geçmişten geleceğe tarihimizi.. Tarih denilince her ne kadar geçmiş zaman fotoğraflansa da zihnimizde, tarih anlayışı denildiğinde geçmiş, şimdi ve gelecek bütünlüğünde ışır bilincimiz.. Bu bilinçle ve Tanpınar’ın; “Ne içindeyim zamanın, Ne büsbütün dışında, Yek-pare geniş bir anın, Parçalanmaz akışında” dizeleriyle selamlamak ne güzel mesela yılları..

Miladi geçmişle, Hicri gelecek arasında asılı duran ömür takvimimizden kopardığımız her yaprak; yarınki günümüzde bugünümüzün dün olacağını hatırlatır bize.. Hatırlatır her yeni günün tarihi, yaşanmış dünü yinelemeden yarına, yarınlara “ahseni takvim” en güzel kıvamda yani, yeni günler bırakabilme umudumuzu.. Babam Münir, bu umutla atardı her yeni yıla tarihi.. “Saatli Maarif Takvimiyle” karşılardı yinelenerek yenilenen zamanı.. Ve kenarına not düşerek saklardı kimi yaprakları.. Ben de öyle yapıyorum.. işte öyle bir yaprak.. Kenarına düştüğüm notta; “Nehircan doğdu, Allah muammer etsin” yazıyor.. Bugün bizim Nehircan’ın doğum günü.. Miladi takvimlerdeki tarih; 24 Aralık 1999..

Milat sözcüğü, Hz. İsa’nın doğumunu niteler takvimlerde.. Hz. İsa’nın doğumu başlangıç kabul edilerek yazılır geçmiş, şimdi ve gelecek bütünlüğündeki tarihsel zamanlar.. Ve Milattan Önce, Milattan Sonra denilerek tarihlenir takvimler.. Milat anlamıyla “Noel” olarak adlandırılır Hz. İsa’nın doğum günü.. Aralık ayının 24. gününü 25. güne bağlayan gece, “Noel”  olarak kabul edilir Hıristiyan aleminde..

 Hıristiyan yurttaşlarımızın “Noel Bayramını” ve yeni yılınızı, doğduğumuz “ahseni takvim” günlerle, (en güzel kıvamda yani) yaşamak dileklerimle ve Nazım’ın hikmetli dizeleriyle kutluyorum..“Yaşamak ne güzel şey / Anlayarak bir usta kitap gibi / Bir sevda şarkısı gibi duyup / Bir çocuk gibi şaşarak yaşamak.. / Yaşamak / birer birer / ve hep beraber / ipekli bir kumaşı dokur gibi / hep bir ağızdan / sevinçli bir destan okur gibi yaşamak…”

Selam ve saygılar… ozdemirgurcan23@gmail.com

1 YORUM

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here