Ve “Bekledim de Gelmedin, Hiç mi Beni Sevmedin?”

0
78

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? İstanbul, Beşiktaş ve Karaköy’de dün başörtülü kadınlara saldırmış bazı kendini bilmez acayip kadınları izlemişsinizdir. Şimdi bütün derdimizi, canımızdan bezdiren sıkıntılarımızı bırakıp bu acayip insanların yaptığı korkunç ayıp ile gündem mi oluşturalım yani. Kişisel bir şey olan bu olayları bir kesime mal etmek gerçekten insafsızlık, gerçekten ayrımı, gayrımı körüklemektir. Bendeniz hiçbir aklı başında, art düşüncesi ya da provokasyon amacı gütmeyen kadının bu gibi olayları yapacağına inanmıyorum. Ve artık bıktık, usandık, yorulduk, yıldık daha fazla gerginliği kaldıracak halde değiliz. Bu yüzden durup durup gündem oluşturmanın alemi de yok. Ancak her türlü saldırıya karşıyız kim ve nerden olursa olsun…

& & & & &

Ve sevgili okuyucularım. Öyle şeyler okuyoruz, görüyoruz, şahit oluyoruz ki gerçekten ama gerçekten nasıl bir akıl, nasıl bir vicdan, nasıl bir adalet ile yaşıyoruz bir türlü anlayamıyoruz. İnsan para uğruna kendini bu kadar heder edebilir mi? Nasıl bir vicdanı olmalı insanın ki bunları yapabilsin? Aklımız almıyor? Kaynak Soner Yalçın piyasaya yeni çıkan “Kara Kutu” adlı kitabı.

& & & & &

Ve tabi bazen de düşlere dalabiliyoruz. “Gemilerimizi Akdeniz’e gönderdik. Hele bir petrol ve doğalgaz bulalım sonra görün” dendiği zaman örneğin; ne güzel valla ilk duyduğumda kendimi orta çağda bir korsan gemisini beklerken hissettim. Üzerimde yerlere kadar uzanan garip giysiler, başımda bir bone, üstüm başım perişan. Etraf karanlık, çöpler her yere saçılmış, vıcık vıcık çamur, ayaklarımın arasında fareler dolaşıyor? Bendeniz umutla beklerken şarkı söylüyorum “bekledim de gelmedin hiç mi beni sevmedin” diye.

Ve fareler ayaklarımız arasında hala ve biz sözde ortaçağda değiliz. Evet, kaç kez yazdım, şikayet ettim, ya fareler evlere çıkmaya başladı, sokaklarda insanlara makas attırarak dolaşıyorlar. Sivrisinek ve karasinek cabası… Gelin bir ilaçlama yapın, çaresini araştırın, yok kardeşim, duyan yok sesimizi. İlla bir şeyler mi olacak valla kendimi feda edeceğim bir farenin ayağına basıp kendimi ısıttıracağım, sonra veba olup öleceğim o zaman belki birileri ilgilenir. Yani bazı şeyler ortaçağdan kopup çoktan gelmiş hayatımıza sinmiş ama kimsenin gördüğü yok…

Ve sevgili okuyucularım havalar sıcak, güneş kavuruyor, domates, salatalık, patlıcan, kabak sanki zamanlarındaymış gibi raflarda yerlerini koruyorlar. Yurtdışından gelen misafirlerimden biri “ya bu sebzeler aslında yazlık değil mi?” diye sordu birlikte manavdan alışveriş yaparken. “Havaya bak” dedim “hava böyle olunca sebzeler de böyle olur işte.” Marul ve ıspanaklar kavrulmuş sanki. Onlarda mevsimlerini unutmuş. Bizi sorsanız; biz çoktan mevsimleri bırakın kendimizi unutmuşunuz. Birilerinin dediği gibi ‘horolop şorolop’ yaşayıp gidiyoruz işte valla üstünüze afiyet.

Ve sevgili okuyucularım bu sabah yazdım sildim ve sonunda yazdım silmedim işte. Ve şimdilik sağlıkla, sevgiyle kalalım, hep birlikte, her zaman ayrımsız, gayrımsız. Yase

& & & & &

Havuç Yumurta Kahve Hikayesi

Bir baba ile kızı dertleşiyormuş. Kız babasına, çok sıkıntı çektiğinden, sorunlarla baş edemediğinden bahsetmiş.

Babası kızını dinlemiş, kızını mutfağa götürmüş. “Gel, sana bir şey göstereceğim!”

Ünlü bir aşçı olan baba, ocağa üç tane eşit büyüklükte kap koymuş, üçüne de eşit su koymuş ve üçünün de altını aynı miktarda yakmış. Ve birinci kaba bir havuç, diğerine bir adet yumurta, diğerine ise bir avuç çekilmemiş kahve çekirdeği koymuş. Ve her üçünü de tam 20 dakika pişirmiş. Daha sonra ateşi kesmiş. Sonra masaya 2 tane tabak bir tane de boş bardak koymuş. İlk önce haşlanmış havucu alıp bir tabağa koymuş. Sonra pişmiş yumurtayı diğer tabağa koymuş. Sonra da suya iyice sinmiş ve tam kıvamında kahve görüntüsü olan kahveyi de alıp bir bardağa boşalttıktan sonra kızına dönerek, –Kızım, söyle bakalım ne görüyorsun?

Kızı;  -Havuç, yumurta ve kahve

Kızını masaya iyice yaklaştıran baba bunlara daha yakından bakmasını istemiş. Kızının şaşkınlığını gören baba, anlatmaya devam etmiş: –Havuç haşlandığı için yumuşak bir hal aldı. Yumurta, artık pişmekten içi katılaşmış sert bir hale geldi. Kahve ise, harika olmuş. Tadı da çok hoş.

Kız, iyice şaşırarak sormuş; –Baba, bunu bana niçin gösteriyorsun?

Babası; –Hepsi aynı şekil kapta, aynı sıcaklıkta, aynı dakika pişti. Fakat hepsi bu etkiye farklı tepki verdiler. Havuç ilk başta sertti, güçlü idi; ama kaynatılınca yumuşadı, güçsüzleşti, çözüldü. Yumurta çok kırılgandı, hafifçe dokunsan çatlayabilirdi; ama kaynatılınca içi sertleşti, hatta katılaştı. Bir avuç çekilmemiş kahve ise yine sertti, hepsi birbirine benziyordu. Fakat ısıtılınca ne oldu; bu kahve çekirdekleri, ısındılar, gevşediler ve içinde oldukları suya yayıldılar. Suyu eşsiz bir tat da bir kahveye çevirdiler. Şimdi söyle bakalım kızım sen hangisisin?

Zorluklarla karşılaştığın zaman nasıl tepki gösteriyorsun? Havuç gibi sıkıntılara, problemlere rast gelince çözülüyor musun, benliğini koruyamıyor musun? Yumurta gibi katılaşıyor, başta kendin olmak üzere kimseye faydan dokunmuyor mu? Kahve gibi kendini bitirmek uğruna, kendini ateşe atma pahasına diğer insanlara mutluluk veren, huzur veren, ağızlarına lezzet veren bir sevgi kaynağı mısın?

Günün Şiiri

Olmadı

Aşk-ı pervaneyim, izini sürdüm,

Kakıp yâd ellere göç tüm olmadı

Sevgimi damıtıp özünü verdim,

uğruna çölleri geçtim olmadı,

 

Kırdım kalemimi, yazdım boşuna

Yordum yüregimi üzdüm boşuna,

Derdim her rengini, dizdim boşuna,

Başına gülleri saçtım olmadı

 

Gelişi yakışı nazına kandım

Telaşı bakışı sözüne kandım

Gülüşü şakışı sözüne kandım ,

Çıyanmış dilleri kaçtım olmadı

 

Ahvalini sordum bütün kuşlara

Çentik attım yosun tutan taşlara

Aldırmadım gözde biten yaşlara ;

Gel deyip kollar açtım olmadı.

 

Bağlıydı kaderim sunam uzaktı,

Dağlıydı yüreğim sinem ezikti,

Ağlıydı her yerim ,önüm tuzaktı;

Mayınlı yolları seçtim olmadı

 

Duruldu şen sesim,çil yüzüm soldu,

Köreldi hevesim ,tel sazım  kaldı,

Daraldı nefesim sol sızım deldi.

Şifalı balları içtim olmadı

 

Yar vefasız çıktı toprağım desti

Yıllar fena çöktü feleğim şaştı

Beli öne büktü yaprağım düştü

Budadım dalları biçtim olmadı.

Muhittin ALACA

Desem Ki

Desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır

Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor

Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini

Ormanların en kuytusunu sende görmekteyim

Senden kopardım çiçeklerin en solmazını

Toprakların en bereketlisini sende sürdüm

Sende tattım yemişlerin cümlesini

Desem ki sen benim için,

Hava kadar lazım,

Ekmek kadar mübarek,

Su gibi aziz bir şeysin;

Nimettensin, nimettensin.

Desem ki…

İnan bana sevgilim inan

Evimde şenliksin, bahçemde bahar;

Ve soframda en eski şarap.

Ben sende yaşıyorum,

Sen bende hüküm sürmektesin.

Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,

Rüzgarla nehirlerle, kuşlarla beraber.

Günlerden sonra bir gün,

Şayet sesimi fark edemezsen

Rüzgarların nehirlerin kuşların sesinden,

Bil ki ölmüşüm.

Fakat yine üzülme müsterih ol

Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini

Ve neden sonra

Tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede

Hatırla ki mahşer günüdür

Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum

Cahit Sıtkı TARANCI

Günün Fıkrası

Temel ve Nakliyat

Temel bir gün bir nakliyat şirketi kurmuş ve mükemmel bir kamyon almış. Kamyon İstanbul’dan Trabzon’a yola Temel’in şoförlüğünde yola çıkmış, Temel 8 saat sonra aramış Trabzon’dayım demiş. Herkes bu hıza çok şaşırmış. Temel ertesi gün aramış ben dönüyorum demiş. Adamlar beklemeye başlamış. 8 saat olmuş, Temel yok, 10 saat olmuş, 24 saat olmuş, 1 hafta olmuş, 3 hafta olmuş Temel yok. 4 hafta sonra Temel gelmiş. Adamlar hemen sormuş nerde kaldın diye Temel cevap vermiş “hıyarlar ileriyi 5 vites geriyi 1 vites yapmışlar.”

Günün Sözü

Her alışkanlık elimizi daha becerikli, aklımızı ise daha beceriksiz haIe sokar.
Nietzsche

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here