Önümüzü Göremiyoruz

0
13

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Hepimiz bin bir türlü sıkıntı ile yaşamaya çalışırken doğrusu “iyi miyiz, değil miyiz bilemiyoruz” mu diyorsunuz. Valla çok haklısınız, bendenizde aynı durumdayım. Bir tarafta korona hanım ile uğraşırken ki bu günlerde hemen hemen bütün tanıdıkların evine davetsiz girdi, herkes hasta kimisi az kimisi çok. Ancak kimse hastalığından söz etmiyor, başını almış günde beş kez inip çıkan döviz, küçük büyük işçi, ev hanımı, doktor, memur, kısacası beş on maaş almayan herkesin en önemli konusu artık. İğneden ipliğe, simitten yumurtaya, temel bütün ihtiyaçlara yüzde yüz zamda yetişti ardından. Bir iki gün içinde -el insaf yani dün aldığını bugün alamıyorsun- esnaf sıkıntıda, memur, öğretmen, işçi, öğrenci, doktor, ev hanımı, sokaktaki kediler, köpekler bile sıkıntılı. Hızla yoksullaştık, uyuduk, uyandık, yoksuluz bu kadar net yani.

Valla uçan ekonomi hangi göklerde dolaşıyor ara ki bulasın! Ya da ekonomi diye bir şey var mı artık? Okullar başka sıkıntı, okul kitapları keza… İşsizlik dorukta enflasyonla yarışıyor. Gençlik bunalımda. Ve bugün herkes sokaklarda!  Doktorlar, işçiler, memurlar herkes sokakta hak arayışında.

Valla şaşkınız. Valla önümüzü görmüyoruz. Valla ahlak çökmüş. Valla sinirler dorukta. Valla borç harç Allah’a emanet… Valla adalet, hak, hukuk, hak getire. Güzel ülkemin, güzel insanları sıkıntıda… Yoklukta, yoksullukta… Valla şaşkınız, valla panikteyiz…

& & & & &

Ve sevgili okuyucularım, geçtiğimiz haftalarda Evimiz Süpürge Derneğinin konuğu Eğitimsen Başkanı Sayın Mustafa Ünsal’dı. Ondan önce sözü Tüm Emekliler Sendikası İskenderun Şube Başkanı Mustafa Çankaya, aldı. Açlık sınırının 3 bin lirayı, yoksulluk sınırının ise 10 bin lirayı aştığını belirten Çankaya, “Emeklilerin neredeyse tamamı yoksulluk sınırının altında, milyonlarcası ise açlık sınırının altında maaş almaktadır” dedi. Avrupa’da yaşayan emekliler, emekli aylıkları ile dünya turuna çıkarken, ülkede ise doğduğu ve göç ettiği kasabasına, köyüne dahi gidemeyen, kredi ve kredi kartı kullanarak günlük yaşamlarını sürdürmek zorunda bırakılan emeklilerin büyük bölümü bankalara borçlu durumda olup, önemli bir bölümü ise borçlarını ödeyemediğinden icralık durumlara mahkûm edildiğini söyleyen sayın başkan emeklilerin taleplerini şöyle sıraladı;

Talepleri arasında, ‘Emekli Sendikaları Statü Yasasının çıkarılmasını, emekli maaşlarına açlık sınırı ve asgari ücretin üzerinde olacak şekilde yoksulluk sınırı dikkate alınarak seyyanen zam yapılmasını, işçi, memur ve Bağ-Kur emekli aylıkları arasındaki eşitsizliğin giderilmesini, İntibak Yasasının çıkarılmasını, emeklilere yılda 4 defa birer maaş tutarında ikramiye ödenmesini, sağlık hizmetlerinden alınan muayene, tedavi ve ilaç kesintilerinin kaldırılmasını, toplu taşıma araçlarında emekliler ve eşlerine ücretsiz ulaşım hakkı sağlanmasını’ isteyen Çankaya, açıklamasında emeklilere de şöyle seslendi: “İnsanca onurlu bir yaşam talebi ve demokrasi mücadelesinden emekli olunmaz şiarı ile 1995 yılında başlattığımız toplu sözleşmeli sendika mücadelemiz, bugüne dek olduğu gibi bundan sonra da kazanıncaya dek devam edecektir.”

Mustafa Çankaya’dan sonra kürsüye Eğitimsen İskenderun Şube Başkanı Sayın Mustafa Ünsal çıktı. Mustafa Bey önce sendikalar üzerine çok aydınlatıcı bilgiler aktardı, sonrada okullar, öğretmen maaşları, birlik ve beraberliğin ne kadar önemli olduğundan söz etti. Aslında onun konuşmasını bir başka gün daha geniş anlatacağım. Ancak her iki sendika başkanının da şikâyetleri ortaktı.

Yani yoksulluk, yani hak, hukuk arayışı, yani ayrım gayrımlık.

Ve sevgili okuyucularım, hepimizin sıkıntıları ortak, sevinçleri de bu yüzden her zaman birlik ve beraberlikle, sevgi ve sağlıkla kalalım… Yase

& & & & &

Mutluluk

Hikaye bu ya hayatı boyunca mutlu olmadığını fark eden bir adam, artık mutlu olmak istiyorum demiş ve mutluluğu aramaya koyulmuş. Ne yaptıysa da mutluluğu yakalayamamış. Kimden yardım istesem diye düşünürken, uzak bir diyarda, zengin bir bilgeyi önermişler. Bu bilge aklı, bilgisi ve malı ile ün salmış birisiymiş. Kim yardımına gelse sorularına cevap verip derdine derman bulmadan geri göndermezmiş.

Bu bilgeden yardım istemeye, mutluluğun sırrı nedir diye sormaya karar vermiş. Uzun bir yolculuktan sonra bilgeyi bulmuş, ancak kapısında derdine derman arayanlardan oluşan çok uzun bir kuyruk varmış. Bilgenin gerçekten sorusuna doğru cevap vereceğine inanmış, beklemeye başlamış.

Sonunda sıra ona da gelmiş ve bilgeye mutluluğu nasıl yakalarım diye sormuş. Bilge bu soruyu cevaplarsa sıradaki diğer insanların beklemekten sıkılacağını düşünmüş, adamlarından bir kaşık istemiş ve içine iki damla yağ damlatmış sonra demiş ki: “Sarayımın her yerini gez ve sonra tekrar gel ama sarayımı gezerken yağı dökmeden bu kaşığı ağzında taşıyacaksın.”

Adam sorusuna hemen cevap alamadığı için biraz şaşkın tamam demiş, sarayı gezmiş gelmiş bilge bakmış yağ hala kaşıkta, demiş ki: “Aferin yağı dökmemişsin güzel, peki sarayımın güzelliklerini anlat bakalım, sarayımda neler gördün.”

Adam yağı dökmeyeceğim diye uğraşmaktan pek dikkat edememiş, bir şey diyememiş. Sonra bilge: “Olmadı, yağı dökmeden, kaşığı tekrar ağzında taşı, bu sefer sarayımdaki güzelliklere dikkat et, sonra tekrar gel.”

Belki de Mutluluk Formülünü Bu Kurgu ile Çözebilirsin | Bilgikilavuzu.com

Adam ne yapalım diyip tekrar kabul etmiş. Her yeri gezmiş, bu sefer sarayın güzelliklerinden çok etkilenmiş. Sonra ağzında kaşıkla gene bilgenin yanına gelmiş. Bilge sormuş: “Sarayımın güzellikleri gördün mü, anlat bakalım.”

Adam bu sefer hayran kaldığı güzellikleri anlatırken bilge onun sözünü kesmiş ve demiş ki: “Güzel, peki ama yağ nerede?”

Adam sarayı hayran hayran dolaşırken yağı tamamen unutmuş, utana sıkıla bilgeye demiş ki: “Şey… Yağı dökmüşüm.”

Bilge bizimkine anlamlı bir bakış atmış ve demiş ki: “Mutlu olmak için hayatın bütün güzelliklerini yaşamak, tadını çıkarmak ve hayatın getirdiği sorumluluklara, kaşıktaki yağ gibi sahip çıkmak gerekir.”

Günün Şiiri

Bu Zindan, Bu Kırgın, Bu Can Pazarı

Gördüler
Yedi cihan,
İn, cin Kaf dağının ardındakiler,
Kıtlık da kıran da olsa
Gördüler analar neler doğurur
Aman aman hey…

Dünyalar vardır elvan,
Bir su damlasında, bir kıl ucunda,
Meyvalar vardır, meyvalar,
Ağacı, omcası yok,
Sana vurgun, sana dost.
Beride Kabil\’in murdar baltası

Ve kan değirmenleri,
Kader kahpesi.
Beride borazancıları o puşt ölümün,
Hazır ırzını vermeğe
Yiğitler vuruldukça.
Timsah kısmı çünkü yavrusunu yer
Akarsu duruldukça.
Cadı, yalan hamurunu dağ – dağ yoğurur
Aman aman hey

Bu zindan, bu kırgın, bu can pazarı,
Macera değil.
Yaşamak, sade “yaşamak”
Yosun, solucan harcıdır.
Öyle açar ki murat.
Susuz, güneşsiz de kalsa, koparılsa da
Şavkı, bulut güllerinden daha bir suna,
Daha bir burcu – burcudur.

Bu zindan, bu kırgın, bu can pazarı
Macera değil
Sardığım toprağımın altın sabrıdır.
O sert, erkek hüznüdür lahza başında
Cıgara değil.
Ve sevgilim uykusunda bağrır
Aman aman hey…

Meltemin bir tadı, ustura ağzı
Biri, kız memesi, tılsım,
Yağmurun bir damlası süzülmüş küfür,
Bir damlası, aşk.
Senin uykuların hayın,
Düşlerin kardeş.
Duyar mısın, anlayıp sızlar mısın ki?
Gece, samanyollarında rüzgar çıkıncayadek,
Mısralarım kardeş – kardeş çağırır
Aman Aman hey…

Serabın bir sonu vardır,
Ufkun, sıradağın sonu.
Uçarın, kaçarın bir sonu vardır
Senin sonun yok.
Mandaların, kavakların pazarı olur,
Senin pazarın olamaz.
Sensiz nar çatlamaz, bebek gııı demez.
Beni böyle şair, divane etmez,
Kızımın çatal göğsü.
Senin yüzün suyu hürmetinedir
Buğdalara, cevizlere yürüyen
Kara toprağın ak südü…

Bir bilsen kimlere tasa, kedersin,
Anlar mısın, şaşırıp ağlar mısın ki?
Bir bilsen kardeşlerim ne can çocuklar
Ve bilsen nasıl vurur beni bu duvar.
Akşam – akşam, kara sevdam ağırır
Aman, aman hey…

Ahmed ARİF

Günün Sözü

Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgâr yardım edemez.
Montaigne

 

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here