Hava Şimdi Kapalı Ama İlla Günlük Güneşlik Günler Gelecek

0
49

Günaydın sevgili okuyucularım nasılısınız bu sabah? Hava kapalı yağmur çiseliyor. Gökte bir homurtu dolaşıyor. Yolcu uçaklarının homurtusu… Bazen içini net görebileceğimiz kadar yakın geçerler üzerimizden bazen de kara bulutların arasından yalnızca homurtularını duyarız. Şimdiki gibi. Onlara martılar kargalar eşlik eder. Evet bizim burada kargalar ve martılar kardeş-kardeş yaşar. Bacalar da damlarda.

Pencerenin önünde durmuşum bacaklarım kalorifer peteğine dayalı harıl, harıl yanıyor sımsıcak, ayaklarım soğuk, ama peteğe dayandığım yerler sımsıcak yüzüme yansıyor ısı. Gözlerim hepsinden uzakta bir yerde nerde deseniz hiçbir yerde. Zaten kaç zamandır hiçbir yerde değilim. Yüreğimin tok tokları uçak homurtularına karışıyor onlardan başka bütün sesler lal!

Kardeşim gelip arkamda duruyor, nereye baktığımı soruyor. Hiçbir yere, diyorum. Ne düşünüyorsun peki kaç zamandır öylece duruyorsun Yine- hiçbir şey.- diyorum. Bugün hiçbir şey günü mü yoksa diyor. Bilmem belki öyle belki öyle değil. İçim sıkıldı diyor eve hapsolduk havalardan dolayı. Şimdi de yağmur yağıyor. İçimden nasıl ya diyorum hava durumuna hiç aldırmadan karda yağmurda hep dışarı çıkıp ufak tefek alışverişler ve yürüyüşler yaptık oysa? Demek onları dışarı çıkmaktan saymıyor kardeşim.

Yanıt vermiyorum çekiliyor arkamdan. Hiç duruşumu değiştirmeden bakmaya devam ediyorum görmediğim her şeye. Kalbimdeki ağır tokmak hiç durmadan çarpıyor şah damarıma, uçakların homurtusu da. Burnuma keskin bir koku geliyor mutfaktan midem alt üst oluyor. Zaten bu günlerde bütün kokulardan rahatsızlık duyuyorum nedense?

Pencereden çekilip bilgisayarımı açıyorum midem altüst olmaya devam ediyor. Haberlere bakıyorum bildik haberler. Belgelerim de dolaşıyorum bildik yazılar. Çocuklara bakıyorum ikisi de kendi bilgisayarında kaybolmuş. Kardeşim mutfakta. Herkes işini yapıyor. Yani çalışıyor.

Çalışan gazeteciler günü kutlu olsun. Bu günkü gazeteler kutlama mesajları ile dolu. Çalışan gazeteciler günü, 1961 Anayasasında gazeteciler lehine kabul hükümlerden sonra gazeteciler bayramı olarak kabul edilmiş daha sonra “Gazeteciler günü” olarak değiştirilmiş. Peki, Çalışan gazeteci ne demek? Çalışmayan gazeteci de var o zaman? Ama hem gazeteci hem de çalışamayan olabilir mi? Belki, olsun ben herkesin gününü kutluyorum. Bu uğurda şehit olanları rahmetle anıyorum ve karda kışta zor koşullar altında yollarda haber yapanları da daha çok-çok kutluyorum.

Oturduğunuz yerden gazetecilik yapabilirsiniz ve çalışabilirsiniz saatlerinizi geçirebilirsiniz bilgisayar başında ancak onlar sokaklarda, dağlarda, savaşlarda, gazetecilik yapıyorlar. Hatta mesleklerini canları ile kutsuyorlar. Arada fark olmalı değil mi? Kastedilen bu mu? Neyse…

Kalbim tokmaklar altında inliyor hala. Barış çocuklarımıza verebileceğimiz hani sen ben yok diyebileceğimiz şeyler aslında yalan mı oluyor? Aslında hepimiz kendimiz için yalancı mıyız? Belki? Barış denince seviniriz korkarak. İlla bir şeyler çıkar, birileri bir şeyler yapar ve süreci zorlaştırır ya da tıkar diye. Yüreğimiz hep o zaman gümbürder.

Ve yanılmayız. Yani ne zaman ciddi, ciddi barış konuşulur. Elimiz yüreğimizde olur. Çünkü biliriz illa birileri bir şeyi bozacak ve biz yeniden başlayacağız. Paris’te yaşanan katliam bir vahşet… Ve zamanlaması manidar…

Herkes hem fikir bu süreç ne olursa olsun devam etmeli. Her zaman barış karşıtları olacak çünkü bir şey varsa onun karşıtı vardır. Ve barış barışa yaraşır biçimde beslenirse diğeri çökmeye mahkûmdur. Yine sağduyuya sarılma zamanı… Yoksa çocuklarımıza yalancı çıkacağız, sen ben yok dediğimizde onlar ne diyecek bize.

Ve sevgili okuyucularım hayat devam ediyor. Pencereden görünmeyene uzansa da bakışlarınız ya da görse de her şeyi bütün çıplaklığı ile her şeyi gözleriniz değişen bir şey olmuyor. Yine madenlerde göçüyor genç hayatlar. Nedense hep kışta soğukta…

Ve yine doğalgaz ya da kömürden ya da çöplüklerden sızan gazdan ya da soğuktan ölüyor insanlar. Ve yine Nazım Hikmet şiirleri okunuyor doğumunun 111inci, ölümümün 50. yılında. Ve yine veda zamanı geliyor. Sağlık, sevgi, birlik, beraberlik ve barış içinde kalalım dilekleri ile. Yarın görüşmek umudu ile. Yase

En Güzel Nazım Hikmet Şiirleri
SALKIM SÖĞÜT

Akıyordu su
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını
Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
Birden
bire kuş gibi
vurulmuş gibi
kanadından
yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
Bağırmadı,
gidenleri geri çağırmadı,
baktı yalnız dolu gözlerle
uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!

Ah ne yazık!
Ne yazık ki ona
dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,
beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!

Nal sesleri sönüyor perde perde,
atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!

Atlılar atlılar kızıl atlılar,
atları rüzgâr kanatlılar!
Atları rüzgâr kanat
Atları rüzgâr
Atları
At
Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!

Akar suyun sesi dindi
Gölgeler gölgelendi
renkler silindi
Siyah örtüler indi
mavi gözlerine,
sarktı salkımsöğütler
sarı saçlarının
üzerine!

Ağlama salkımsöğüt
ağlama,
Kara suyun aynasında el bağlama!
el bağlama!
ağlama!

Nazım Hikmet

BELKİ BEN

Belki ben
o günden
çok daha evvel,
köprü başında sallanarak
bir sabah vakti gölgemi asfalta salacağım
Belki ben
o günden
çok daha sonra,
matruş çenemde ak bir sakalın izi
sağ kalacağım
Ve ben
o günden
çok daha sonra:
sağ kalırsam eğer,
şehrin meydan kenarlarında yaslanıp
duvarlara
son kavgadan benim gibi sağ kalan
ihtiyarlara,
bayram akşamlarında keman
çalacağım
Etrafta mükemmel bir gecenin
ışıklı kaldırımları
Ve yeni şarkılar söyleyen
yeni insanların
adımları

Nazım Hikmet

Günün Şiiri
Ben Senden Önce Ölmek İsterim
Ben
senden önce ölmek isterim
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu
İyisi mi,beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin
Fedakarlığımı anlıyorsun
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin
Ve orada beraber yaşarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek
Toprağa beraber dalacağız
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben
Ben
daha ölümü düşünmüyorum
Ben daha bir çocuk doğuracağım
Hayat taşıyor içimden
Kaynıyor kanım
Yaşayacağım, ama ,çok, pek çok,
ama sen de beraber
Ama ölüm de korkutmuyor beni
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini
Ben ölünceye kadar da
Bu düzelir herhalde
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
İçimden bir şey :
belki diyor

Nazım Hikmet

Dostluk

Biz haber etmeden haberimizi alırsın,
yedi yıllık yoldan kuş kanadıyla gelirsin

Gözümüzün dilinden anlar,
elimizin sırrını bilirsin

Namuslu bir kitap gibi güler,
alnımızın terini silersin

O gider, bu gider, şu gider,
dostluk, sen yanı başımızda kalırsın

Nazım Hikmet

Günün Sözü

Geçmişe ait olan ben değilim. Geçmiş bana ait.

Mary ANTİN

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here